Beş yıllık sessizlik sona erdi; Selimiye Camii yeniden açıldı

  • GİRİŞ23.02.2026 09:06
  • GÜNCELLEME23.02.2026 09:06

Edirne’nin kalbi yeniden attı.

Edirne’nin siluetine asırlardır mühür vuran Selimiye Camii, uzun ve titiz bir restorasyon sürecinin ardından beş yıllık arayı geride bırakarak yeniden ibadete açıldı. Bu açılış, yalnızca bir mabedin kapılarının aralanması değil; bir şehrin kalbinin yeniden atmaya başlamasıdır.

Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii, Ramazan ayının ilk Teravih namazında cemaatine kavuştu.

 

Beş yıl süren hasretin ardından açılan kapılar, yalnızca bir mabedin kapıları değildi; asırlık bir medeniyetin nefesiydi yeniden şehre yayılan. Ancak Selimiye’yi büyük kılan sadece mimarî ihtişamı değildir. O, Edirne’nin hafızasıdır. Bayram sabahlarının tekbiridir; Ramazan gecelerinin kandil ışığıdır; asırlık duaların göğe yükseldiği bir rahmet kubbesidir.

O gün Selimiye’de zaman farklı akıyordu. Saflar dolarken kubbelerden süzülen ışık, taşların hafızasına sinmiş asırları yeniden hatırlatıyordu. Mahyalar yanarken gökyüzü ile yeryüzü arasında kurulan o ince bağ bir kez daha tesis edilmişti.

SELİMİYE CAMİİ’NİN KUBBESİNDE BİR VUSLAT

 

Kubbesine çıktığım o an…

Edirne ayaklarımın altındaydı; asırlar ise omuzlarımda.

O ihtişamı, kubbenin zirvesinden seyrederken ilk defa ellerimin titrediğini, sesimin düğümlendiğini hissettim. Objektifi tutan parmaklarım artık sadece bir fotoğrafçının parmakları değildi; sanki bir emanetin ağırlığını taşıyordu. Ve bir anda gözyaşlarım süzüldü.

Bu yalnızca bir ağlayış değildi.

Bu, benimle Sinan arasındaki sessiz bir buluşmaydı.

Beş yıl süren hasretin ardından medeniyetin kubbesiyle yeniden kavuşmanın sarsıcı heyecanıydı bu. O an içimi öyle bir his kapladı ki sanki Sinan karşımda durmuş, ellerini açmış ve “Hoş geldin Cemil.” diye fısıldamıştı.

Kubbenin taşları, rüzgârın sesi, minarelerin göğe uzanan zarafeti…

Ve ezanın o ezelî çağrısı…

O çağrıyla birlikte ben de kendimden geçtim. Gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü o an yalnız değildim; tarih oradaydı, emek oradaydı, dua oradaydı.

Yıllardır Selimiye’nin kubbesine defalarca çıktım. On yedi yılda saydığımda yetmişe yaklaşan bir zirve yolculuğu…

Her çıkışımda ayrı bir heyecan, ayrı bir tefekkür yaşadım. Fakat bu defa bambaşkaydı. İçimdeki duygu daha derin, daha sarsıcı ve tarif edilemezdi.

Gerçekten hissetmek ve yaşamak gerekir.

O taşın dokusuna dokunmak gerekir.

O kubbenin asırlık nefesini ciğerlere çekmek gerekir.

Çünkü Selimiye yalnızca görülecek bir eser değildir; hissedilecek bir ruhtur. O ruha ruh katmak, o emaneti işlemek ve hakkıyla kayda geçirmek gerekir.

 

Zannediyorum ki bu, Rabbimizin bize lütfettiği bir hikmet anıydı: Bir kulun, bir ustanın eserine değil; bir medeniyetin ruhuna temas ettiği an…

Şükürler olsun…

O ulu mabet yeniden göğe yükselen duaları bizlere iade etti. Kubbe altında yankılanan “Âmin.” sesleriyle Selimiye yeniden nefes aldı.

 

Ve ben anladım ki bazen bir fotoğraf karesi yalnızca ışığı değil, asırları da kaydeder.

 

O gün kubbede yalnız bir çekim yapmadım.

O gün medeniyetle yeniden buluştum.

SİNAN’IN TAŞLARA İŞLEDİĞİ GEOMETRİ VE RUH

Selimiye yalnızca bir cami değildir.

O, mimarî matematiğin ibadetle buluştuğu zirvedir.

43,25 metrelik kubbe çapı ve yaklaşık 31,5 metre yüksekliğe oturan ana mekân; dört fil ayağı üzerine kurulan kusursuz dengeyle taşınmıştır. Sinan burada merkezi planı en saf hâliyle ortaya koymuş, mekânı bölmeden bütünlüğü korumuş, kubbeyi adeta havada asılı bir nur halkası gibi yükseltmiştir.

İç mekânda kurulan oran sistemi, kemerlerin ritmi, pencere dizilimlerinin ışık hesabı… Hepsi bir mühendislik zekâsı ile estetik sezginin birleşimidir.

Bu nedenle Selimiye’ye adım atan her insan yalnızca bir yapının içinde değil; hesaplanmış bir huzurun içinde yürür.

Sinan’ın mimarisi insana şunu hissettirir:

Her şey yerli yerindedir.

Taş, taşın üzerine değil; ölçü, ölçünün üzerine oturmuştur.

RESTORASYONUN ARDINDAN YENİDEN DİRİLİŞ

Uzun süren restorasyon süreci boyunca kubbe kurşunları, kalem işleri, taş dokular, revak kemerleri ve iç mekân süslemeleri aslına uygun biçimde titizlikle ihya edildi. Her müdahale, Mimar Sinan’ın matematiğine ve estetik kurgusuna sadakatle gerçekleştirildi.

Bu süreç yalnızca teknik bir yenileme değildi; bir emaneti koruma sorumluluğuydu. Çünkü Selimiye sıradan bir yapı değildir. O, bir medeniyetin mühürlü hafızasıdır.

Beş yıl boyunca iskeleler kubbeyi sardı. Her santimetre taş, her kalem işi motif, her kurşun levha sabırla incelendi. Zamanın yorduğu yerler onarılırken, en küçük detay dahi kontrolsüz bırakılmadı. Tarihî dokuya zarar vermeden çalışmak, modern imkânlarla geçmişin ruhunu buluşturmak kolay değildi.

Rüzgârın altında, yüksek kubbe eteklerinde, dar geçitlerde, metrelerce yükseklikte çalışan ustalar; yalnızca bir iş yapmadılar. Bir emanetin nöbetini tuttular. Her çekiç darbesi ölçüyle, her müdahale ilimle ve bilinçle yapıldı.

Restorasyon sürecinde hiçbir adım aceleye getirilmedi. Güçlü ve kontrollü bir koordinasyonla, uzman ekiplerin sabrı ve manevî hassasiyetiyle Selimiye adım adım yeniden ayağa kaldırıldı. Çünkü burada yapılan iş, taş tamiri değil; vakarın korunmasıydı.

Ve nihayet Ramazan’ın ilk cumasında Selimiye, asırlık vakarını yeniden cemaatine teslim etti.

O an kubbenin altında yükselen dua, beş yıllık suskunluğun ardından semaya doğru yeniden kanatlandı.
İskelelerin yerini saf düzeni aldı. Çekiç seslerinin yerini tekbirler…
Taşın üzerinde yükselen emek, nihayet gönüllerde karşılığını buldu.

Selimiye yeniden nefes aldı.
Ve bu nefes, maziden atiye uzanan bir medeniyet dirilişinin nişanesidir.

 

KUBBENİN ALTINDA BİR FOTOĞRAFÇININ ŞAHİTLİĞİ

Ben o gün yalnızca bir açılışa değil; tarihin yeniden nefes alışına şahitlik ettim.

Selimiye’de yaptığım çekimler sıradan bir iç mekân fotoğrafı değildir. Merkezi planın bütünlüğünü gösterebilmek için simetrik eksen hassasiyetiyle konumlanmak; geniş açı perspektif bozulmalarını en aza indirmek; ışığın kubbe altındaki dağılımını doğru okumak gerekir.

Işığın mihrap ekseninden ve pencere kuşaklarından süzülüşünü yakalayabilmek için düşük ISO, uzun pozlama ve sabit tripod dengesiyle çalıştım. Kubbenin geometrisini bozmadan, mekânın ritmini kaybetmeden; ışığın çizgiye dönüştüğü anı sabırla bekledim.

Çünkü Selimiye’de fotoğraf çekmek yalnızca teknik bir mesele değildir; orada kadraj almak, Sinan’ın kurduğu geometriye saygı göstermektir.

Her karede niyetim şuydu:

Bu büyük ustanın izinden yürürken onun eserine yakışır bir şahitlik bırakabilmek.

SİNAN’IN YOLUNDA BİR İZ

Biz tarih yazmıyoruz.

Biz tarihi böyle görüyoruz.

 

Kubbenin altında geçirilen her saniye, taşların arasındaki o büyük aklı ve imanı yeniden hissettiriyor.

Selimiye’ye her baktığımda şunu görüyorum:

Bu eser yalnızca geçmişe ait değildir; maziden atiye uzanan bir medeniyet hattıdır.

Ve bizler fotoğrafla bu hattın üzerine küçük bir iz bırakmaya çalışıyoruz.

Sinan’ın yolunda, onun geometriye dönüştürdüğü imanın izini sürerek…

 

Ramazan’ın ilk cumasında Selimiye’de yükselen dua yalnızca Edirne’nin değil; bütün bir medeniyetin kalp atışıydı.

Kubbe yine semaya bakıyor.

Işık yine taşlara secde ediyor.

Ve biz o anı tarihe not düşüyoruz.

RESTORASYONUN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARI

Bu büyük ihya süreci yalnızca taşların tamiri değildi; bir medeniyet mirasının titizlikle ayağa kaldırılmasıydı.

Beş yıl boyunca kubbede, minarede, avluda, hatlarda ve çinilerde gece gündüz demeden çalışan nice emekçi oldu.

Başta yüklenici firma olarak görev üstlenen Gür Yapı olmak üzere; mühendisinden ustasına, kalfasından taşeron çalışanlarına kadar burada ter döken herkese şükran borçluyuz.

Çünkü Selimiye yeniden ayağa kalktıysa bu, yalnızca projelerle değil; alın teri, sabır ve titizlikle mümkün oldu.

Kubbe altında yankılanan her “Âmin.” sesinde o emeğin izleri vardır.

KUBBENİN ALTINDAKİ SON DOKUNUŞ: HALININ SESSİZ ZARAFETİ

Bu büyük ihyanın gizli kahramanlarından biri de halılardır.

Selimiye’nin zeminine serilen halı, 729 bin ilmek sıklığında ve yüzde yüz yerli yünden üretilmiştir. Bu yalnızca teknik bir veri değil; kalite ve sadakatin göstergesidir.

Seki kısmında kullanılan halı, İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde aslı muhafaza edilen ve Selimiye’nin inşasından sonra Anadolu’da bu mabet için dokunan özgün halı esas alınarak hazırlanmıştır.

Harim bölümünde ise aynı desen ve ton geçişleri korunarak bütünlük sağlanmıştır. Böylece zemin, kubbenin ihtişamına yakışır bir zarafetle tamamlanmıştır.

Bu titiz çalışmayı büyük hassasiyetle uygulayan Kalide Karpet firmasına ve tüm çalışanlarına da teşekkür etmek gerekir.

Çünkü Selimiye yalnızca kubbesiyle değil, zeminiyle de bir bütündür.

Taşın ihtişamı yukarıdaysa, ilmeğin sabrı aşağıdadır.

SELİMİYE CAMİİ’NDE İHYA SÜRECİ VE KURUMSAL VEFA

Beş yıl süren kapsamlı restorasyon ve ihya süreci yalnızca teknik bir çalışma değil; güçlü bir irade ve vizyonun sahaya yansımasıdır.

Bu büyük emanetin ayağa kaldırılması, her şeyden önce devlet iradesiyle mümkün olmuştur. Başta Cumhurbaşkanlığı makamının kültürel mirasa sahip çıkan yaklaşımı ve süreci destekleyen kararlı duruşu, Selimiye’nin yeniden cemaatine kavuşmasının temel dayanağı olmuştur.

Restorasyonun ana yükünü üstlenen Vakıflar Genel Müdürlüğü, tarihî mirasa gösterdiği titizlikle Selimiye’nin aslına uygun biçimde ihya edilmesini sağlamıştır.

Sahadaki koordinasyon ve sürekli destek noktasında ise Edirne Valiliği ve Edirne Valisi Yunus Sezer’in süreci yakından takip eden yaklaşımı şehrin hafızasında yerini almıştır.

Bu ihya sürecinde emeği geçen tüm kurumlara ve çalışanlara kurumsal olarak teşekkür etmek bir vefa borcudur.

Çünkü Selimiye yeniden ayağa kalktıysa; bu, taşın onarılması kadar iradenin sağlamlığıyla da ilgilidir.

Bugün kubbe altında yükselen her dua yalnızca geçmişe değil; bu emaneti geleceğe taşıyanlara da bir teşekkürdür.

Selimiye’nin Hafızası Konuştu: Beş Yıllık Hasretin Ardından

Selimiye yalnızca taş ve kubbeden ibaret değildir.

Onu ayakta tutan; ilmiyle, emeğiyle ve sadakatiyle hizmet eden gönül insanlarıdır.

Bu aziz mabedin beş yıllık ihya sürecinde her detayı titizlikle takip eden, Selimiye’yi yalnızca bir görev alanı değil, bir emanet olarak gören isimlerin başında Yusuf Hoca geliyor.

O, Selimiye’nin sadece vazifelisi değil; adeta hafızası, sesi ve kalbidir.

Kubbenin altındaki her yankıda, mihraptaki her duada onun emeğinin izini görmek mümkündür.

Beş yıllık süreç boyunca Selimiye hiçbir zaman tamamen susmadı. Ezan susturulmadı, cemaat eksilmedi. Ancak bugün yaşanan diriliş; Selimiye’nin aslına rücu edişinin, kubbenin yeniden bütün ihtişamıyla cemaatine kavuşmasının en güçlü nişanesiydi.

Bu dirilişi, Selimiye’nin emanetini omuzlarında taşıyan Yusuf Serenli Hoca’ya sorduk.

“Hocam, Selimiye sizin için ne ifade ediyor?”

Yusuf Hoca:

“Selimiye benim için yalnızca görev yaptığım bir cami değil; bir ömürlük emanet, bir manevî yuvadır. Bu mabedin kubbesi altında nice secdelere, nice gözyaşlarına, nice bayramlara şahitlik ettik. Burada sadece vazife yapılmaz; burada gönül verilir.”

“Beş yıllık ihya sürecinde cami hiçbir zaman tamamen susmadı. Ancak o dönemi siz nasıl yaşadınız?”

Yusuf Hoca:

“Restorasyon süreci boyunca camimizin bir bölümü ibadete açıktı. Ezanlarımız susmadı, günlük cemaatimiz vardı. Elhamdülillah bu mabet hiçbir zaman tamamen sessiz kalmadı. Ancak yine de Selimiye’nin asıl ihtişamıyla, bütün haşmetiyle cemaatine kavuşamayışı içimizde derin bir özlem oluşturdu.

Beş yıl boyunca o büyük kubbenin altında safaların eski kalabalığına kavuşmasını bekledik. İçimizde hep bir dua vardı: ‘Rabb’im, bu mabedi yeniden cemaatinin coşkusuyla buluştur.’”

“İlk ezan restorasyon sonrası yeniden kubbe altında yankılandığında neler hissettiniz?”

Yusuf Hoca:

“Nihayet ilk ezan, kubbe altında yeniden bütün ihtişamıyla yankılandığında… O an tarifsiz bir şükür duygusu yaşadım. Ezanın kubbeye çarpıp çoğalması, minarelerden semaya yükselmesi, safaların dolması… İşte o an Selimiye’nin yeniden nefes aldığını hissettik.

Bu diriliş yalnızca bir yapının tamamlanması değildir; bir medeniyet emanetinin yeniden ayağa kalkmasıdır.”

“Bu süreçte emeği geçenlere dair neler söylemek istersiniz?”

Yusuf Hoca:

“Bu süreçte emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız ve devlet büyüklerimiz olmak üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze, Edirne Valiliğimize ve katkı sunan herkese şükran borçluyuz.

Bizler bu mabedin sadece hizmetkârıyız. Selimiye asırlardır ayakta ve inşallah kıyamete kadar dualarla ayakta kalacaktır. Rabb’im bu emanete layık olmayı bizlere nasip etsin.”

EDİRNE’DEN SELİMİYE’YE,DEVLET ARŞİVİNE:

ÜÇ KADRAJIN MÜHRÜ

Beş yıl süren hasretin ardından Selimiye’nin yeniden cemaatine kavuştuğu bu günlerde, benim için ayrı bir mânâ taşıyan bir hatıra daha vardı.

Restorasyon öncesinde kubbe üzerinde gerçekleştirdiğim o özel çekim, yalnızca bir fotoğraf olarak kalmadı. Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) tarafından pul olarak basılarak tescillendi.

Bu kadrajın pul hâline gelmesinde, Edirne’nin kültürel mirasına vizyoner bir bakışla sahip çıkan Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Kemal Soytürk’ün kıymetli katkıları ve destekleri büyük rol oynadı.

Üstelik Selimiye’ye ait 2 eşsiz fotoğrafın pul olarak basılması, bu süreci daha da anlamlı kıldı. Bu durum yalnızca şahsım adına bir gurur vesilesi değil; Selimiye’nin beş yıllık ihyanın ardından yeniden açılışına tanıklık eden bir sembol hâline geldi. Aynı mabedin dirilişine şahitlik ederken, o mabedin kubbesinden ve çevresinden çekilmiş karelerin devlet arşivine mühürlenmesi bizleri ayrıca onurlandırdı.

Beş yıllık ihyanın ardından Selimiye’nin dirilişi ile kubbe üzerindeki kadrajın devlet arşivine mühürlenişi, aslında aynı hikâyenin iki farklı tezahürüdür.

Bu fotoğrafların pul olması, bir şehrin hafızasının devlet arşivine mühürlenmesidir.

Ve o mühür, Selimiye’nin yeniden dirilişinin de sembolüdür.

 

Sinan’a Vefa, Kubbelere Sadakat

Selimiye’nin kubbesi altında o ilk Ramazan Cuması’nda safaların doluşunu izlerken, yalnızca bir mabedin açılışına değil; asırlık bir medeniyet nefesinin yeniden dirilişine şahitlik ettiğimi hissettim.

Bu kubbe, yalnızca taşın üst üste konulmasıyla yükselmedi.

Onu yükselten; ilmi, matematiği, mühendisliği ve derin bir hikmet anlayışını aynı potada eriten büyük bir dâhinin aklı ve imanıdır.

Mimar Sinan yalnızca bir mimar değildir.

O; geometriyi ibadete dönüştüren bir mühendis, estetiği hikmetle buluşturan bir ilim adamı, taşı konuşturan bir medeniyet kurucusudur.

Onun eserlerinde statik hesap yalnızca teknik değildir; aynı zamanda manevî bir dengedir. Işık yalnızca aydınlatmaz; anlam taşır. Kubbe yalnızca örtmez; semaya açılır.

Yıllardır kubbelerin izinde yürüyen bir fotoğrafçı olarak, Sinan’ın “ustalık eserim” dediği bu zirvede yeniden yankılanan ezanı dinlemek; taşta matematiğin, ışıkta hikmetin ve duada teslimiyetin yeniden buluşmasına tanıklık etmekti.

Benim gayretim; Sinan’ın kurduğu o ilâhî dengeyi, o mühendislik zekâsını, o estetik ahengi kadrajlarımla görünür kılabilmekten ibarettir.

Onun eserlerinin bize verdiği huşuyu, o kubbelerin altında hissedilen sükûnu ve azameti fotoğraflarıma yansıtabilmek… İşte bütün çabam budur.

O an anladım ki Selimiye sadece yeniden açılmadı; yeniden nefes aldı.

Ve o nefes, Edirne’nin semasında yükselirken, maziden atiye uzanan bir emaneti bir kez daha hatırlattı bizlere.

 

Bizler gelir geçeriz…

Ama büyük ustaların bıraktığı izler ve kubbeler, dualarla ayakta kalır.

 

Cemil Şahin

Fotoğraf Sanatçısı- Araştırmacı Yazar

 

Yorumlar1

  • Mustafa daşcı 3 saat önce Şikayet Et
    Kaleminize sağlık hocam sizde sinan gibi döktürmüşsünüz.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat