Vize başvurusunda acente zulmü artıyor
- GİRİŞ03.04.2026 09:22
- GÜNCELLEME03.04.2026 09:22
Dünya Kupası öncesinde Millî Takım heyecanı büyürken, vize ve pasaport teslim süreçlerinde yaşanan keyfî uygulamalar vatandaş açısından daha hassas, daha kritik ve daha kabul edilemez bir hâl alıyor.

Pasaport teslimi için randevuyla gelen vatandaşların saatlerce bekletildiği, keyfî uygulamalara maruz bırakıldığı, zaman zaman ise incitici ve baskıcı ifadelere muhatap olduğu yönündeki şikâyetler her geçen gün artıyor.
İddiaların odağında, ABD Konsolosluğu’nun anlaşmalı firması olarak hizmet veren VFS Global’in Mecidiyeköy’deki merkezi yer alıyor.
Son günlerde vize başvurusu yapan vatandaşlardan, pasaport teslim sürecinde yaşananlara ilişkin peş peşe şikâyetler geliyor. Anlatılanlar, sıradan bir yoğunluk ya da basit bir hizmet aksaklığıyla açıklanabilecek türden değil. İddialara göre vatandaşlar, randevulu olmalarına rağmen saatlerce bekletiliyor, birbirinden farklı ve keyfî taleplerle karşı karşıya bırakılıyor; üstelik tüm bunların yanında zaman zaman kırıcı, küçümseyici ve baskılayıcı bir üslupla muhatap ediliyor. Bu tablo, yalnızca kötü hizmet değil; vatandaşın sabrını zorlayan, onurunu inciten ve güven duygusunu aşındıran ciddi bir sorun olarak öne çıkıyor.
Şikâyetlerin merkezinde ise, ABD Konsolosluğu’nun anlaşmalı firması olarak hizmet veren VFS Global’in Mecidiyeköy’de bulunan merkezi yer alıyor. Vatandaşların aktardığına göre, görevi yalnızca pasaport teslim sürecini yürütmek olan bu hizmet sağlayıcının bazı çalışanları, adeta asıl karar makamıymış gibi davranıyor. Oysa burada verilmesi gereken hizmet nettir: teslimat. Ne eksik, ne fazla. Ancak anlatılan tablo, teslimat hizmetinin çok ötesine geçen; vatandaşı yoran, oyalayan, gereksiz şekilde tekrar tekrar çağıran ve psikolojik olarak baskı altına alan bir uygulama düzenine işaret ediyor.

İddiaya göre teslimat için randevu alan vatandaşlara, “Pasaportunuza işlem yapıyoruz, 1 saat sonra gelin”, “2 saat sonra tekrar gelin” deniliyor. Zaten önceden saat verilmiş, düzen kurulmuş, plan yapılmış bir süreçte vatandaşın bu şekilde defalarca geri çevrilmesi; üstelik bunun açık, net ve ikna edici bir gerekçeye dayandırılmaması, tepkilerin büyümesine neden oluyor. Çünkü insanlar oraya keyfinden gitmiyor; işini gücünü bırakıyor, şehir içi ulaşım yükünü çekiyor, ailesiyle yola çıkıyor ve verilen randevu saatine güvenerek hareket ediyor. Randevu sisteminin amacı kolaylık sağlamakken, uygulamadaki bu karmaşa tam tersine vatandaşa ilave yük bindiriyor.
Daha da vahimi, hakkını arayan ya da sadece “Neden bekletiliyorum?” diye soran vatandaşlara yönelik kullanılan üsluba dair iddialar. Bazı şikâyetlerde, “Kızarsak 3 saat de vermeyiz, geçin kenarda bekleyin” benzeri ifadelerin kullanıldığı belirtiliyor. Bu tür sözler, yalnızca kaba bir dil sorunu değildir; aynı zamanda hizmet alan kişiyi sindirmeye dönük bir tavrın işaretidir. Vatandaşa hizmet vermekle yükümlü bir yapının, insanları adeta azarlar bir dil kullanması hiçbir şekilde kabul edilemez. Çünkü sorun yalnızca gecikme değil; vatandaşa nasıl muamele edildiğidir.
Sorunun bir başka boyutu ise belirsizlik ve güvensizlik duygusunun giderek büyümesidir. Teslimat randevusu bulunan bazı kişilere “Pasaportunuz kayıp, yapacak bir şey yok” denildiği yönündeki şikâyetler, olayın ciddiyetini daha da artırıyor. Zira bir pasaport, herhangi bir evrak değildir. İçinde kimlik vardır, emek vardır, plan vardır, seyahat vardır, aylar öncesinden yapılmış hazırlık vardır. Böylesine hassas bir belge için vatandaşa “kayıp” denilmesi ve bunun ardından tatmin edici bir açıklama yapılmaması, mağduriyetin boyutunu katlamaktadır. İnsanların yalnızca evrakı değil, zamanları, umutları ve emekleri de bu süreçte zedelenmektedir.
Anlatılan örneklerden biri ise yaşananları özetler nitelikte. Çocuğuyla birlikte başvuru yapan bir baba, teslimat randevusuna gittiğinde küçük yaştaki çocuğunun pasaportunun kendisine verilmediğini, çocuk için ayrıca randevu alınmasının istendiğini ifade ediyor. Ardından yeniden randevu oluşturuluyor, tekrar gidiliyor; bu kez tüm kimliklerin fotokopisi talep ediliyor. Yetmiyor, ailenin soy ağacı çıktısının dahi istendiği söyleniyor. Son aşamada ise “Pasaportunuz kayıp, 2 saat sonra tekrar gelip sorun” deniliyor. Böylesi bir tabloyu artık basit bir prosedür karmaşası diye açıklamak mümkün değildir. Bu, doğrudan doğruya vatandaşı yıpratan, sabrını tüketen ve güven duygusunu sarsan bir süreçtir.
Burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Görevi yalnızca teslimat yapmak olan bir alt hizmet sağlayıcı, hiçbir şekilde kendisini asıl karar merciinin yerine koyamaz.
Konsolosluk adına belirli bir hizmeti yürütüyor olmak, vatandaşa karşı sınırsız takdir hakkı kullanma yetkisi vermez. Hiçbir özel şirket, hiçbir aracı kurum, vatandaşla devletin ya da diplomatik temsilciliğin arasına keyfî bir güç alanı kuramaz. Hele ki insanları saatlerce bekletme, aşağılayıcı konuşma, sürekli yeni belge isteme ya da açıklamasız şekilde geri çevirme gibi tavırlar, hizmet mantığıyla da hukuk mantığıyla da bağdaşmaz. Bu tür uygulamalar, kurumsal ciddiyeti zedelediği gibi kamu vicdanını da yaralamaktadır.
Üstelik bu mesele yalnızca bireysel mağduriyetlerden ibaret değildir. Burada aynı zamanda kurumsal itibar sorunu da vardır. Vatandaş, karşısında gördüğü yapıyı doğal olarak ilgili konsolosluğun bir uzantısı olarak algılar. Dolayısıyla yaşanan her olumsuzluk, yalnızca aracı firmaya değil, onun adına hizmet verdiği yapıya da gölge düşürür. Bu yüzden ABD Konsolosluğu yetkililerinin yaşananların tüm ayrıntısından haberdar olmaması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Çünkü böylesine ağır şikâyetlerin biliniyor olması hâlinde, gerekli inceleme ve müdahalenin gecikmeden yapılması beklenir.
Dahası, önümüzdeki dönemde bu sorun çok daha büyük bir boyuta ulaşabilir. Türkiye’nin Dünya Kupası sürecine girmesiyle birlikte ABD’ye yönelik başvuru sayısında ciddi bir artış yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Millî Takım’ın muhtemel Dünya Kupası yolculuğu, yalnızca sportif bir gelişme değildir; milletçe ortak heyecan, ortak gurur ve ortak destek anlamına gelir. Bu nedenle maçları yerinde izlemek, ay-yıldızlı bayrağımızı tribünlerde taşımak ve bu tarihî heyecana ortak olmak isteyen çok sayıda vatandaşın vize sürecine dâhil olacağı açıktır. Tam da bu sebeple, bugün yaşanan aksaklıklar yarının büyük krizine dönüşmeden çözülmelidir.

Çünkü burada mesele sadece bir başvuru yoğunluğu değil, millî bir hassasiyettir. İnsanlar yalnızca seyahat planı yapmıyor; ülkelerinin yanında olmak, Millî Takım’ı desteklemek, tarihî bir turnuvada Türkiye’nin coşkusunu yerinde yaşamak istiyor. Böyle bir dönemde vize süreçlerinin belirsiz, kaba, keyfî ve yıpratıcı bir yapıya dönüşmesi; yalnızca bireysel mağduriyet değil, toplumsal bir kırgınlık da üretir. Millî heyecanın başladığı yerde bürokratik eziyetin başlaması, hiçbir şekilde kabul edilemez.
Vatandaşların beklentisi çok açık ve son derece makuldür: saygılı muamele, şeffaf bilgi, düzenli işlem ve zamanında teslim. Kimse ayrıcalık istemiyor; yalnızca insan yerine konulmayı, randevu saatine riayet edilmesini, keyfî tavırlara maruz bırakılmamayı ve belgelerinin güven içinde teslim edilmesini bekliyor. Bu beklenti lütuf değil, en temel hizmet standardıdır.
Gelinen noktada yapılması gereken şey bellidir. Pasaport teslim sürecinde yaşandığı öne sürülen bu şikâyetler ciddiyetle ele alınmalı, ilgili merkezlerde denetim artırılmalı, personel tutumları gözden geçirilmeli, vatandaşın mağduriyetine yol açan uygulamalar derhâl sona erdirilmelidir. Dünya Kupası öncesinde artması beklenen yoğunluk dikkate alınarak, özellikle vize ve teslim süreçlerinde daha planlı, daha şeffaf ve daha insan odaklı bir sistem kurulmalıdır.
ABD konsolosluklarının da randevu süreçlerinde daha esnek, daha öngörülebilir ve daha hızlı bir yaklaşım benimsemesi artık önem değil, zorunluluktur. Aylar sonrasına gün bulmakta zorlanan, başvuru için büyük emek harcayan vatandaşların, bir de teslim aşamasında belirsizlik ve kaba muameleyle karşı karşıya bırakılması kabul edilemez. Millî Takım söz konusu olduğunda bu mesele daha da hassas bir zemine oturmaktadır. Çünkü burada sıradan bir seyahat değil, milletçe sahip çıkılan büyük bir heyecanın hazırlığı vardır.
Çünkü vize başvurusu yapmak suç değildir. Pasaport teslim almaya gitmek hiç değildir. Vatandaşı, en doğal hakkını kullanırken adeta bir lütuf bekliyormuş gibi muameleye tâbi tutmak; modern hizmet anlayışına da, kurumsal ciddiyete de, temel insan haklarına da aykırıdır.
Millî Takım’ın Dünya Kupası yolculuğu, yalnızca sahada verilen bir mücadele değildir; o yolculuk bazen bir başvuru dosyasında, bazen bir randevu ekranında, bazen de pasaport teslim sırasındaki muamelede başlar.
Yetkililerin bu çağrıya kulak vermesi ve gereğini yapması artık bir tercih değil, açık bir zorunluluktur.
“Türkiye böylesine tarihî bir eşiğe yürürken, vatandaşın önüne engel çıkaran değil; yolunu açan, saygıyı esas alan ve insan onurunu koruyan bir anlayış hâkim olmalıdır.”
Cemil Şahin
Fotoğraf Sanatçısı / Araştırmacı yazar
Yorumlar3