Suudi Arabistan–BAE Rekabeti ve Çöken Koalisyon Mantığı

  • GİRİŞ09.01.2026 08:47
  • GÜNCELLEME09.01.2026 08:47

Yemen savaşı uzun süredir “Husiler ile Arap koalisyonu” arasındaki mücadele olarak anlatılıyor. Oysa sahadaki gerçeklik bu basit çerçevenin çok ötesine geçmiş durumda. Bugün Yemen, yalnızca bir iç savaş ülkesi değil; aynı zamanda aynı cephede görünen müttefiklerin birbiriyle rekabet ettiği bir jeopolitik kırılma alanı hâline gelmiş bulunuyor. Bu kırılmanın merkezinde ise Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki giderek derinleşen ayrışma yer alıyor.

İki ülke de resmî olarak Yemen’de aynı koalisyonun parçası. İkisi de Husilere karşı savaştı, aynı hava operasyonlarını yürüttü ve aynı diplomatik söylemi paylaştı. Ancak savaş uzadıkça, bu ortaklık stratejik bir ittifaktan ziyade geçici bir çıkar kesişimine dönüştü. Bugün gelinen noktada Yemen’de yaşanan kriz, artık yalnızca Husilerle ilgili değil; Suudi Arabistan ile BAE’nin rekabet eden devlet tasarımlarının açık biçimde çarpıştığı bir sahaya dönüşmüş durumda.

Koalisyonun Çöküşü: Ortak Düşman, Ayrı Gelecekler

2015 yılında başlatılan askeri müdahale, Yemen’i Husilerin kontrolünden kurtarma ve meşru hükümeti yeniden tesis etme hedefiyle gerekçelendirildi. O dönemde Riyad ile Abu Dabi arasında ciddi bir görüş ayrılığı yoktu. Her iki aktör de İran’ın Yemen’de nüfuz kazanmasını engellemeyi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattını güvence altına almayı ve sınır güvenliğini sağlamayı öncelik olarak görüyordu.

Ancak savaşın kısa sürede sonuçlanmaması, bu ortak hedeflerin altını boşalttı. Yemen’de merkezi devlet çökerken, yerel aktörler güç kazandı; aşiretler, milisler ve bölgesel yapılar sahayı doldurdu. İşte bu noktada Suudi Arabistan ile BAE’nin Yemen’e bakışı keskin biçimde ayrıştı.

Suudi Arabistan açısından Yemen meselesi, öncelikle bir ulusal güvenlik sorunudur. Yemen’in kuzeyinden atılan füzeler, sınır ötesi saldırılar ve İran bağlantılı yapıların varlığı, Riyad için varoluşsal tehdit olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Suudi stratejisinin merkezinde, Yemen’in resmî olarak tek parça bir devlet olarak kalması yer alır.

Riyad’ın desteklediği siyasi yapı, uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti ve onun etrafında şekillenen başkanlık konseyi olmuştur. Bu yapı zayıf, parçalı ve etkisiz olabilir; ancak Suudi Arabistan için bu hükümet, Yemen’in parçalanmasını geciktiren bir meşruiyet kalkanı işlevi görmektedir. Riyad, Yemen’in güneyinde veya doğusunda bağımsız ya da yarı-bağımsız bir siyasi yapının ortaya çıkmasının, ülkeyi kalıcı bir bölünmeye sürükleyeceğini düşünmektedir.

Özellikle Hadramut ve el-Mehra gibi Suudi Arabistan sınırına yakın bölgeler, Riyad için stratejik öneme sahiptir. Bu bölgelerde kontrolün kendisine mesafeli aktörlere geçmesi, Suudi güvenlik doktrini açısından kabul edilemez bir senaryo olarak görülmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen yaklaşımı ise daha pragmatik ve daha parçalıdır. Abu Dabi, Yemen’in bütünlüğünü korumaktan ziyade, kendi güvenlik ve ticaret çıkarlarına hizmet eden bölgelerde nüfuz kurmaya odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle Yemen’in güneyinde açık biçimde görülmektedir.

BAE’nin sahadaki en önemli yerel ortağı, Güney Geçiş Konseyi (STC) olmuştur. STC, 1990 öncesi Güney Yemen devletinin mirasını sahiplenen ve güneyin siyasi olarak ayrılmasını savunan bir yapıdır. Abu Dabi’nin askeri, mali ve siyasi desteği sayesinde STC, Aden başta olmak üzere güney Yemen’de fiilî kontrol alanları oluşturmuştur.

BAE açısından bu destek, ideolojik bir tercihten ziyade stratejik bir yatırımdır. Aden, Mukalla ve çevresindeki limanlar; Kızıldeniz–Aden Körfezi hattında deniz ticareti ve güvenliği açısından kritik öneme sahiptir. Abu Dabi, bu bölgelerde kendisine yakın aktörlerin kontrol sağlamasını, uzun vadeli bir güvenlik sigortası olarak görmektedir.

Güney Yemen: Ayrışmanın Görünür Yüzü

Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ayrışma en açık biçimde güney Yemen’de ortaya çıkmaktadır. STC’nin Aden’de fiilî yönetimi ele geçirmesi, koalisyon içindeki çelişkileri gün yüzüne çıkarmıştır. Bir yanda Suudi Arabistan’ın desteklediği birlikçi söylem, diğer yanda BAE’nin fiilen desteklediği ayrılıkçı bir yapı bulunmaktadır.

Bu durum, Yemen savaşının paradoksunu gözler önüne sermektedir: Aynı koalisyon içinde yer alan iki ülke, sahada birbirini dengeleyen değil, birbirini boşa düşüren aktörlere dönüşmüştür. Suudi Arabistan için STC’nin güçlenmesi Yemen’in bölünmesi anlamına gelirken, BAE için STC güneyde istikrarı sağlayan bir ortak olarak görülmektedir.

Son dönemde STC’nin referandum ve bağımsızlık söylemini açıkça dillendirmesi, bu çelişkiyi daha da derinleştirmiştir. Bu söylem, Riyad açısından yalnızca siyasi bir meydan okuma değil; aynı zamanda Yemen dosyasında kontrolün elden kaçması riskidir.

Hadramut ve el-Mehra: Sessiz Rekabetin Sahnesi

Aden’deki çekişme nispeten görünürken, Hadramut ve el-Mehra’da yaşananlar daha sessiz ama daha stratejiktir. Hadramut, Yemen’in yüzölçümü bakımından en büyük vilayetidir ve önemli enerji kaynaklarına sahiptir. Aynı zamanda Suudi Arabistan’a uzanan geniş bir sınır hattını barındırır.

Suudi Arabistan, bu bölgelerde BAE’ye yakın yapıların güç kazanmasını kendi ulusal güvenliğine yönelik dolaylı bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu nedenle Riyad, Hadramut’ta askerî ve siyasi varlığını artırmaya çalışmakta; yerel aşiretler ve güvenlik yapılarıyla doğrudan ilişki kurmaktadır. BAE ise aynı bölgelerde daha dolaylı bir etki stratejisi izlemekte, yerel elitler ve güvenlik ağları üzerinden nüfuz tesis etmektedir.

Bu sessiz rekabet, Yemen’deki çatışmanın artık yalnızca cephe hatlarında değil, idari ve siyasi alanlarda da sürdüğünü göstermektedir.

Yemen’in Önündeki Senaryolar

Bu rekabet, Yemen’in geleceği açısından üç temel senaryoyu gündeme getirmektedir. İlk senaryo, fiilî bölünmenin kalıcı hâle gelmesidir. Kuzeyde Husilerin, güneyde STC’nin hâkim olduğu gevşek bir yapı ortaya çıkabilir. İkinci senaryo, Suudi Arabistan’ın baskısıyla güneydeki ayrılıkçı taleplerin sınırlandırılması ve zayıf da olsa birlikçi bir devletin sürdürülmesidir. Üçüncü senaryo ise Yemen’in uzun süreli, düşük yoğunluklu ama çözümsüz bir çatışma alanı olarak kalmasıdır.

Hangi senaryonun gerçekleşeceği, yalnızca Yemenli aktörlerin değil; Suudi Arabistan ile BAE arasındaki güç dengesinin nasıl şekilleneceğine de bağlıdır.

Bu rekabetin en ağır bedelini ise, her zamanki gibi, Yemen halkı ödemektedir.

Yorumlar1

  • eyüp 16 saat önce Şikayet Et
    kendi akibetlerinin ne olacağının farkında değiller yemen kendilerinin sonunuda getirecek dünya kimseye baki deyil karınca misali saffını seçecek
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat