Halep’te yaşanan gelişmeler ve YPG’nin tasfiyesi

  • GİRİŞ15.01.2026 08:46
  • GÜNCELLEME15.01.2026 08:46

Suriye sahasında uzun süredir devam eden çatışmaların ardından, 10 Mart’ta Şam Hükümeti ile YPG/SDG arasında varılan mutabakat, çatışmasızlık ve siyasi normalleşme açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bu mutabakat, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve merkezi otoritenin yeniden tesisi bağlamında, sahadaki silahlı yapıların entegrasyonuna yönelik sınırlı da olsa bir çerçeve sunmayı amaçlamıştır.

Ancak mutabakatın ilanından kısa süre sonra yaşanan gelişmeler, bu çerçevenin sahada karşılık bulmadığını ortaya koymuştur. Özellikle Halep’te yaşanan çatışmalar, mutabakatın yalnızca metinsel bir irade beyanı olarak kaldığını; fiilî uygulamaların ise bu iradeyle örtüşmediğini göstermiştir. Çatışmaların yeniden tırmanması, YPG/SDG’nin kendisini merkezi otoriteye tabi bir yapı olarak değil, bağımsız bir silahlı aktör olarak konumlandırmaya devam ettiğine işaret etmektedir.

Bu durum, mutabakatın temel varsayımını zayıflatmıştır. Zira söz konusu uzlaşının başarısı, tarafların sahadaki askeri davranışlarını siyasi hedeflerle uyumlu hâle getirmesine bağlıydı. Oysa Halep örneği, YPG/SDG’nin askeri kapasitesini korumayı ve tahkim etmeyi öncelediğini; bu nedenle çatışmasızlık ve entegrasyon yönünde kalıcı bir irade sergilemediğini ortaya koymuştur.

YPG/SDG Gerçeği: Silahlı Yapıdan Siyasi Aktöre Geçiş Mümkün mü?

Suriye’deki kriz süreci boyunca YPG/SDG, uluslararası kamuoyuna çoğu zaman “yerel güvenlik gücü” veya “sahadaki zorunlu ortak” olarak sunulmuştur. Ancak bu tanımlama, örgütün yapısal özellikleri ve fiilî faaliyetleriyle örtüşmemektedir. YPG/SDG, askeri hiyerarşisi, ideolojik referansları ve kadro yapılanması itibarıyla klasik bir yerel savunma unsuru değil, bölgesel ölçekte faaliyet gösteren terör örgütü niteliği taşımaktadır.

Bu noktada belirleyici olan husus, YPG/SDG’nin PKK ile olan organik bağlarıdır. Kadro geçişkenliği, ideolojik süreklilik ve operasyonel benzerlikler, bu ilişkinin taktik bir iş birliğinden ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda YPG/SDG’nin bağımsız, yerel ve geçici bir yapı olduğu yönündeki söylemler, sahadaki gerçeklik tarafından desteklenmemektedir.

YPG/SDG, askeri varlığını müzakere süreçlerinin merkezine yerleştirmekte; silahı, siyasi meşruiyetin aracı olarak kullanmaktadır. Bu durum, örgütün siyasallaşmasından ziyade, siyaseti silah yoluyla şekillendirme çabasına işaret etmektedir. Halep’te yaşanan gelişmeler, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olarak öne çıkmıştır. Örgütlerin meşrulaştırılması, yalnızca merkezi otoriteyi zayıflatmakla kalmaz; aynı zamanda ülkeyi kronik bir güvenlik açmazına sürükler.

Suriye’nin Geleceği ve Terör İhraç Eden Ülke Riski

Suriye’de devlet otoritesinin uzun süre zayıflaması, ülkeyi yalnızca iç çatışmaların değil, bölgesel güvenlik sorunlarının da kaynağı hâline getirmiştir. Bu süreçte terör örgütlerinin geniş hareket alanı bulması, Suriye’yi istikrarsızlık üreten bir coğrafya konumuna sürüklemiştir. Bugün karşı karşıya olunan temel risk, bu yapının kalıcı hâle gelmesi ve ülkenin fiilen “terör ihraç eden” bir zemin olarak algılanmaya devam etmesidir.

Bu risk, yalnızca sınır ötesi güvenlik tehditleriyle sınırlı değildir. Örgütlerin kontrol ettiği alanlar, aynı zamanda siyasal belirsizliğin ve hukuk boşluğunun derinleştiği bölgeler hâline gelmektedir. Merkezi devletin egemenlik tesis edemediği her alan, silahlı yapıların kendi kurallarını dayattığı alternatif bir düzen üretmektedir. Bu tür alanlar, zamanla yalnızca Suriye’nin değil, çevre ülkelerin de güvenliğini doğrudan etkileyen merkezlere dönüşmektedir.

Bu çerçevede YPG/SDG gibi yapıların silahlı varlıklarını koruyarak siyasi aktörleşme iddiasında bulunmaları, Suriye’nin geleceği açısından yapısal bir soruna işaret etmektedir. Örgütlerin meşrulaştırılması, merkezi otoritenin yeniden inşasını zorlaştırmakta; ülkenin toparlanma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum, Suriye’nin uluslararası sistemde güvenilir bir devlet aktörü olarak konumlanmasını da geciktirmektedir.

Öte yandan, terör üretme veya ihraç etme riski yalnızca niyet meselesi değildir; büyük ölçüde kapasite ve denetim sorunudur. Örgütlerin faaliyet alanı bulduğu, lojistik ve insan kaynağı akışının kontrol edilemediği bir ülkede, bu risk kaçınılmaz olarak büyür.

Suriye’nin kalıcı istikrarı, terör örgütlerinin sistemin bir parçası hâline getirilmesiyle değil, bu yapıların silahsızlandırılması ve merkezi otoriteye tabi kılınmasıyla mümkündür. Aksi hâlde ülke, krizden çıkmak yerine krizi çevresine yayan bir konumda kalmaya devam edecektir. Bu bağlamda YPG/SDG örneği, Suriye’nin geleceği açısından yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda devletin yeniden inşası sürecinin en kritik sınavlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Terörsüz Türkiye Süreci

Türkiye’de son dönemde yürütülen “Terörsüz Türkiye” süreci, yalnızca güvenlik eksenli bir politika değil; aynı zamanda toplumsal istikrarı ve siyasal normalleşmeyi hedefleyen kapsamlı bir yaklaşım olarak ele alınmaktadır. Bu sürecin temel amacı, terör örgütünün tasfiyesi ve güvenlik sorunlarının demokratik ve hukuki zeminlerde yönetilebilir hâle getirilmesidir. Ancak bu tür iç süreçler, bölgesel güvenlik ortamından bütünüyle bağımsız değildir.

Suriye sahasında yaşanan gelişmeler, özellikle de YPG/SDG terör örgütlerinin varlığını sürdürmesi, Türkiye’deki bu süreci dolaylı biçimde baskı altına almaktadır.  Bu çerçevede Suriye’deki silahlı yapıların “yerel” ya da “zorunlu aktör” olarak sunulması, Türkiye açısından yalnızca bir dış politika meselesi değil, doğrudan ulusal güvenlik sorunu olarak algılanmaktadır. Terörle organik bağı bulunan yapıların farklı adlar altında meşrulaştırılması, terörün bölgesel düzeyde yeniden üretildiği bir zemini beslemektedir. Bu zemin, Türkiye’de yürütülen Terörsüz Türkiye sürecinin kalıcılığı açısından ciddi bir meydan okuma anlamına gelmektedir.

Terör elebaşlarının son dönemde kullandığı dil, sürecin ruhuyla açık biçimde çelişmektedir. Devletin sunduğu imkânlar, silahlı yapılara alan açmak için değil; şiddetin tamamen tasfiyesi ve toplumsal düzenin güçlendirilmesi için vardır.

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat