Türkiye–Suriye Türkmen ilişkilerinin tarihsel ve stratejik boyutları
- GİRİŞ30.01.2026 09:27
- GÜNCELLEME30.01.2026 09:27
Suriye Türkmenleri, Ortadoğu’nun sosyal ve kültürel dokusunda yüzyıllardır varlığını sürdüren, bölgenin en köklü Türk topluluklarından birini oluşturmaktadır. Onların bu coğrafyadaki mevcudiyeti, sadece modern dönemin siyasi gelişmeleriyle açıklanamayacak kadar derin bir tarihe sahiptir. Türkmenlerin Suriye topraklarına gelişi, 11. yüzyıldan itibaren başlayan Selçuklu fetihleriyle eşzamanlı olarak hızlanmış, bu süreçte Halep merkezli Türk hâkimiyeti bölgenin demografik yapısını kalıcı biçimde etkilemiştir. Selçuklu emirleri, Anadolu ve Kuzey Suriye hattında sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Türkmen boylarını stratejik noktalara yerleştirmiş, böylece Türkmen kimliği Suriye coğrafyasının asli unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Memlük ve Osmanlı dönemlerinde de Türkmen varlığı hem askeri hem de toplumsal anlamda önemini korumuştur. Memlükler döneminde özellikle Halep ve çevresi, Türkmen beylerinin etkili olduğu merkezlerden biri olmuş; Osmanlı idaresiyle birlikte ise Türkmenler, devletin bölgesel güvenlik ve tarım politikalarında kilit rol üstlenmiştir. Osmanlı kayıtları, Halep, Lazkiye, Hama, Humus, Golan ve Türkmen Dağı gibi bölgelerde yoğun Türkmen yerleşimlerinin bulunduğunu açıkça göstermektedir. Bu yerleşimler, sadece etnik bir varlık olarak değil, aynı zamanda devletin askerî ve idarî yapısını destekleyen önemli topluluklar olarak konumlanmıştır. Bu nedenle, Suriye Türkmenlerinin tarihsel serüveni aynı zamanda Türk devlet geleneğinin bölgedeki tarihsel izlerinin de bir yansımasıdır.
20.yüzyıla gelindiğinde Fransız Mandası dönemi, Türkmenlerin tarihsel varlığının görünürlüğünü azaltan ve kimliklerini baskı altına alan politikaların başlangıç noktası olmuştur. Fransız yönetimi, bölgedeki Türk etkisini zayıflatmak amacıyla Türkmenleri Arap çoğunluk içinde eritmeyi hedefleyen bir dizi idari ve kültürel uygulama yürürlüğe koymuştur. Bu dönemde nüfus kayıtlarının manipüle edilmesi, Türkçe eğitimin kısıtlanması ve etnik kimliğin resmî belgelerde yok sayılması, Türkmenlerin toplumsal statüsünü derinden etkilemiştir. Buna rağmen Türkmenler, dil, kültür ve aidiyet bilincini toplumsal dayanışma sayesinde korumayı başarmış ve Suriye’nin toplumsal mozaiğinde kendilerine özgü yerlerini muhafaza etmişlerdir.
SURİYE İÇ SAVAŞI VE TÜRKMENLERİN DEĞİŞEN KONUMU
2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, ülkenin bütün toplumsal dokusunu altüst eden bir kırılma yaratmış ve bu süreçten en fazla etkilenen topluluklardan biri de hiç şüphesiz Türkmenler olmuştur. Savaş öncesi dönemde siyasi temsil imkânlarının sınırlılığı, kimliklerinin resmî olarak tanınmaması ve Arap milliyetçiliği eksenli Baas politikaları nedeniyle zaten kırılgan bir toplumsal konuma sahip olan Türkmenler, çatışmaların başlamasıyla birlikte çok yönlü tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Esad rejiminin uzun yıllara yayılan baskıcı uygulamaları, Türkmen bölgelerinde güvenlik boşluğu yaratırken, bu boşluk rejim dışı radikal unsurlar tarafından hızla doldurulmuş; böylece Türkmenlerin varlığı yalnızca siyasi değil, fiziki bir tehdit altına da girmiştir.
Türkmen yerleşim bölgeleri, iç savaş boyunca stratejik konumları nedeniyle farklı aktörlerin hedefi hâline gelmiştir. Halep kırsalı, Azez-Mare hattı, Bayır-Bucak ve Türkmen Dağı gibi bölgeler hem rejim güçleri hem de DAEŞ ve PKK/PYD/YPG gibi silahlı grupların saldırı alanına dönüşmüştür. DAEŞ, Türkmen bölgelerinde sistemli tehdit ve zorla göç ettirme politikaları yürütürken; PYD/YPG yapılanması da Suriye’nin kuzeyinde demografik yapıyı değiştirmeyi hedefleyen genişleme stratejisinin bir parçası olarak Türkmen köylerini baskı altına almıştır. Bu süreçte Türkmenler, sadece etnik varlıklarını koruma mücadelesi değil, aynı zamanda topluluk olarak hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda kalmıştır.
Yaşanan güvenlik tehdidi karşısında Türkmenler kendi savunma yapılarını oluşturmuş ve 2012’den itibaren çeşitli tugaylar etrafında örgütlenmiştir. Sultan Murad Tugayı, Muntasır Billah Tugayı, Fatih Sultan Mehmet Tugayı gibi Türkmen askeri oluşumları, hem bölge savunmasında kritik rol oynamış hem de uluslararası arenada Türkmen meselesinin görünür hâle gelmesine katkı sağlamıştır. Bu birlikler, Suriye muhalefeti içinde en disiplinli ve organize yapılardan biri olarak değerlendirilmiş; birçok bölgede rejim, radikal örgütler ve PYD/YPG unsurlarına karşı direniş göstermişlerdir. Bu askeri yapılanmalar, aynı zamanda Türkmen topluluğunun kendine yeterlilik ve dayanışma kapasitesini de artırmıştır.
Türkiye’nin 2016 sonrası Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtları, Türkmen bölgelerinin güvenlik altına alınmasında belirleyici olmuştur. Bu operasyonlar, bir yandan terör örgütlerinin genişleme alanlarını daraltmış; diğer yandan Türkmen nüfusunun yeniden yerleşmesini, sosyal ve ekonomik hayatın yeniden canlanmasını mümkün kılmıştır. Ayrıca Türkiye’nin insani yardım, eğitim ve yerel yönetim kapasitesi inşa programları, Türkmen toplumunun savaşın yıkıcı etkilerini telafi etmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır.
SURİYE’NİN GELECEĞİNDE TÜRKMENLERİN ROLÜ
Suriye’nin geleceğine ilişkin tartışmalar, ister siyasi geçiş süreci bağlamında ister yeniden inşa perspektifinde ele alınsın, ülkenin çok etnisiteli ve çok kültürlü yapısını dikkate almadan kalıcı bir çözüm üretmenin mümkün olmadığını göstermektedir. Bu bağlamda Türkmenler, tarihsel varlıkları, savaş sürecinde edindikleri toplumsal dayanıklılık ve sahip oldukları demografik yayılım itibarıyla Suriye’nin geleceğinde kritik bir konuma sahiptir. Türkmenlerin hem Esed dönemi Suriye muhalefeti içinde hem de sahadaki sosyo-politik yapılanmalarda artan görünürlüğü, onların gelecekte kurulacak siyasi düzenin önemli paydaşlarından biri olacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Suriye’de yürütülen anayasa ve siyasi reform tartışmalarında Türkmenlerin statüsünün belirlenmesi, sadece bir kimlik meselesi değil, aynı zamanda ülkenin bütünlüğü bakımından da stratejik bir gerekliliktir. Türkmenlerin, Arap ve Kürt topluluklarıyla birlikte Suriye ulus devletinin kurucu unsurları arasında yer alması; dil, kültür ve siyasi temsil haklarının yeni anayasal düzende garanti altına alınması, gelecekteki istikrarın temel koşullarından biridir. Bu çerçevede Türkmen temsilinin giderek güçlenmesi, hem topluluğun kendi siyasi ajandasını şekillendirmesine hem de Suriye’nin bütüncül bir devlet yapısına kavuşmasına katkı sağlamaktadır.
Yeniden inşa süreci açısından bakıldığında Türkmen bölgelerinin stratejik önemi daha da belirginleşmektedir. Halep kırsalı, Azez-Mare hattı, Cerablus, El-Bab, Afrin çevresi ve Türkmen Dağı bölgesi, hem tarımsal üretim hem lojistik geçiş yolları hem de Türkiye ile olan sınır bağlantıları açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Savaştan sonra bu bölgelerde nüfusun yeniden yerleşmesi, ekonomik faaliyetlerin canlanması ve yerel yönetim kapasitesinin oluşması, Suriye’nin genel toparlanma sürecine doğrudan katkı sağlayacaktır. Türkmenlerin tarihsel olarak tarım, ticaret ve sınır ekonomisinde aktif rol almaları, bu süreçte yeniden canlandırılabilecek önemli bir toplumsal sermayedir.
Türkmenlerin gelecekteki rolünün bir diğer boyutu ise toplumsal barışın inşasında üstlenebilecekleri ara bulucu misyondur. Coğrafi yayılımları gereği Türkmenler, Arap, Kürt ve Çerkes topluluklarıyla iç içe yaşamaktadır. Bu sosyolojik gerçeklik, onların farklı etnik gruplar arasında köprü kurabilecek bir topluluk olarak öne çıkmasına imkân tanımaktadır. Savaş sonrası dönemde güven inşası, yerel uzlaşı mekanizmaları ve toplumsal barış süreçlerinde Türkmenlerin aktif rol alması, Suriye’nin gelecekteki istikrarı açısından önemli bir fırsattır.
Türkiye’nin bu süreçte üstleneceği diplomatik ve teknik roller de Türkmenlerin gelecekteki konumunu şekillendirecek kritik faktörlerdir. Ankara’nın Türkmen bölgelerinde yürüttüğü yerel yönetim kapasitesi geliştirme programları, eğitim faaliyetleri ve ekonomik destek mekanizmaları, Suriye’nin yeni döneminde Türkmen toplumunun kurumsallaşmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca Türkiye’nin uluslararası diplomaside Türkmen haklarının korunması ve temsilinin güçlendirilmesi yönündeki girişimleri, onların gelecekteki siyasi statülerinin sağlam temellere oturmasını mümkün kılacaktır.
Cihad İslam YILMAZ
Yorumlar1