Mustafa Çiftçi’den Rahatsızım (!)
- GİRİŞ12.02.2026 09:11
- GÜNCELLEME12.02.2026 09:11
Evet, rahatsızım. Çünkü bazı isimler insanın zihnindeki konfor alanını bozar. Çıtayı yükseltirler. Ölçüyü değiştirirler. Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı görevine gelişi bende tam da böyle bir etki bıraktı. Çünkü bu profil, hepimiz için yeni bir eşik demek.
Uzun yıllar boyunca Türkiye’de kamu yönetimi tartışmaları çoğu zaman kişiler üzerinden değil, krizler üzerinden yürüdü. Güvenlik sorunları, terörle mücadele, düzensiz göç, şehirleşme baskısı, yerel yönetimlerle merkez arasındaki gerilimler… İçişleri Bakanlığı koltuğu, belki de devlet mekanizmasının en ağır sorumluluklarından birini taşır. Böyle bir makamda oturacak kişinin yalnızca siyasi irade değil, kurumsal hafıza ve idari derinlik taşıması gerekir. Mustafa Çiftçi’nin portresi tam da bu noktada dikkat çekiyor.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu bir mülki idare amiri olarak başlayan yolculuğu, kaymakamlıklarla, merkez teşkilatındaki görevlerle, valiliklerle devam etti. Taşranın nabzını tutmuş, merkez bürokrasisinin işleyişini görmüş, Meclis çevresinde bulunmuş bir isimden söz ediyoruz. Bu çeşitlilik, yalnızca görev başlıklarının zenginliği değil; devletin farklı katmanlarını tecrübe etmiş olmanın getirdiği bir perspektif anlamına geliyor.
Bir vali için devlet, soyut bir kavram değildir; her sabah karşısına çıkan somut bir sorumluluktur. Bir ilçede asayişten sosyal yardımlara, eğitimden altyapıya kadar geniş bir yelpazede karar almak zorunda kalırsınız. Halkla yüz yüze gelirsiniz. Sorunların teorik değil, pratik karşılıklarını görürsünüz. Bu deneyim, masa başında öğrenilemez. Çiftçi’nin uzun yıllara yayılan saha tecrübesi, İçişleri Bakanlığı gibi geniş bir organizasyonun başında önemli bir avantajdır. Çünkü güvenlik politikaları yalnızca Ankara’da yazılmaz; en uç ilçede nasıl uygulandığıyla anlam kazanır.
Yedi diploma meselesi ilk bakışta sembolik bir ayrıntı gibi görünebilir. Fakat mesele diploma sayısı değildir; öğrenmeye duyulan iştahın sürekliliğidir. Kamu yönetimi, ilahiyat, iktisat, adalet, uluslararası ilişkiler ve yüksek lisans çalışmaları… Farklı disiplinlere yönelmiş olmak, tek bir bakış açısına hapsolmamak anlamına gelir. Devlet yönetimi, çok boyutlu bir zihin gerektirir. Ekonomik parametreleri anlamadan güvenlik politikası üretmek eksik kalır; uluslararası ilişkileri bilmeden sınır güvenliğini tartışmak yüzeysel olur; hukuk bilgisi olmadan asayiş uygulamalarını yürütmek risklidir.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, ilahiyat eğitimi ve hafızlık geçmişidir. Türkiye’de modern kamu bürokrasisi ile geleneksel dini eğitim çoğu zaman ayrı kulvarlar olarak düşünülür. Oysa tarihsel olarak bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan idari gelenekte, ilmiye ile mülkiyenin bütünüyle kopuk olduğu söylenemez. Hafızlık, yalnızca bir dini unvan değil; disiplin, süreklilik ve zihinsel yoğunlaşma pratiğidir. Kur’an’ı ezberlemek, yıllara yayılan bir sabır ve odaklanma gerektirir. Bu disiplinin idari hayata yansıması, kriz anlarında soğukkanlılık ve uzun vadeli düşünme kapasitesi olarak görülebilir.
Yazının başında “rahatsızım” demiştim. Çünkü böylesi bir profil, kamu yönetiminde sıradanlığa alan bırakmaz. Eğer yedi diploma almış, farklı disiplinlerde kendini geliştirmiş, taşrada yıllarca görev yapmış bir isim İçişleri Bakanı oluyorsa; artık “idare etmek” değil, “dönüştürmek” beklenir. Bu dönüşümün ilk adımı kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi olmalıdır. Emniyet teşkilatı, jandarma, göç idaresi ve diğer bağlı birimler arasında veri paylaşımı, eğitim standartları ve insan kaynağı planlaması açısından yeni bir vizyon ortaya konabilir.
Elbette hiçbir kamu görevlisi kusursuz değildir. İnsan olan her yönetici hata yapabilir. Önemli olan, kurumsal mekanizmaların bu hataları minimize edecek şekilde işlemesidir.
Mustafa Çiftçi’den rahatsızım; çünkü artık mazeret üretme lüksümüz azalıyor. Çıtayı yükselten her profil, hepimizi daha iyisini talep etmeye zorluyor. Belki de asıl umut, tam burada saklıdır. Çünkü bir ülkede insanlar, bir kamu yöneticisinin başarısından dolayı değil; o başarının temsil ettiği standarttan dolayı heyecan duyuyorsa, o ülke hâlâ geleceğe dair güçlü bir inanç taşıyor demektir.
Rahatsızım; çünkü o bizden biri. Büyük şehirlerin steril koridorlarından değil, Anadolu’nun sabah ezanıyla uyanan kasabalarından çıkıp gelmiş biri. Toprağın kokusunu bilen, çayın ince belli bardakta nasıl demlendiğini, devlet kapısına gelen insanın gözündeki mahcubiyeti nasıl okuyacağını bilen biri. Makamın ağırlığını taşısa da, köy meydanında selam verirken omuzları kasılmayacak kadar sahici biri.
Rahatsızım; çünkü bu ülkenin hikâyesi onun hikâyesine benziyor. İmam hatip sıralarından mülkiye amfilerine, kaymakamlık lojmanlarından valilik makamlarına uzanan yol, Anadolu’nun sabırla örülmüş yoludur.
Cihad İslam YILMAZ / Haber7
Yorumlar1