Irgun (Etzel): Filistin’de Siyonist terörün kurumsallaşması

  • GİRİŞ27.02.2026 09:35
  • GÜNCELLEME27.02.2026 09:35

Irgun Zvai Leumi, daha yaygın adıyla Irgun veya Etzel, 1931–1948 yılları arasında İngiliz Mandası altındaki Filistin coğrafyasında faaliyet göstermiş, sivillere yönelik bombalamalar, suikastlar, köy baskınları ve sistematik şiddet uygulamalarıyla tanınan bir Yahudi yeraltı örgütüdür. Akademik literatürde örgüt, modern İsrail devletinin kuruluş sürecine giden yolu şekillendiren en etkili terör örgütlerinden biri olarak değerlendirilir. Irgun’un faaliyetleri yalnızca İngiliz idaresine yönelik saldırılarla sınırlı olmamış; Filistinli siviller, Arap yerleşimleri ve karma nüfuslu bölgeler örgütün hedefi hâline gelmiştir. Bu nedenle Irgun, hem siyasal şiddetin kurumsallaşması hem de Filistin-İsrail çatışmasının geleceğini belirleyen yapısal unsurlar açısından kritik önemdedir.

Irgun’un ortaya çıkışı, Haganah’ın daha temkinli güvenlik politikalarına karşı bir tepki niteliğindeydi. Vladimir Jabotinsky’nin revizyonist Siyonizm çizgisi örgütün ideolojik temelini oluşturmuş; bu çizgi, Araplarla müzakere veya eşitlik temelinde bir siyasal gelecek tahayyülü yerine, askeri güç yoluyla toprak kazanımını ve Filistin topraklarında Yahudi egemenliğinin mutlaklaştırılmasını savunmuştur. Irgun saldırı kapasitesi, misilleme doktrini ve caydırıcılık adı altında sivilleri hedef alan operasyonları stratejik araçlar olarak benimsemiştir. Bu yönüyle Irgun, klasik bir ulusal hareket örgütü olmaktan ziyade, siyasi hedeflerine ulaşmak için şiddeti merkeze alan bir terör örgütü karakteri göstermiştir.

Örgüt 1930’lu yılların başında Filistin’deki gerilimin yükselişiyle birlikte hızla güç kazanmıştır. 1936–1939 Arap İsyanı döneminde Irgun, Arap yerleşim bölgelerine yönelik çok sayıda bombalı saldırı gerçekleştirmiştir. Bu dönemde örgüt, pazar yerlerini, kahvehaneleri, toplu taşıma duraklarını ve sivillerin yoğun olduğu diğer alanları hedef almıştır. Örneğin 1938 yılında Kudüs pazar yerine yerleştirilen bomba en az 24 sivilin ölümüne yol açmış; aynı yıl Hayfa’da ve Tel Aviv çevresinde gerçekleştirilen saldırılar onlarca Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu eylemler, akademik kaynaklarda “Filistin coğrafyasında modern anlamda kitlesel terörün başlangıcı” olarak tanımlanır. Irgun’un sivilleri hedef alan bomba stratejisi, yerel toplumda büyük bir korku yaratmış ve Filistinlilerin siyasi taleplerini bastırmayı amaçlamıştır.

Irgun’un İngiliz idaresine yönelik saldırıları ise örgütün uluslararası alanda tanınmasına yol açmıştır. En bilinen saldırı olan King David Oteli Bombalaması, 22 Temmuz 1946’da gerçekleştirilmiştir. İngiliz yönetiminin karargâhının bulunduğu otelin güney kanadına yerleştirilen büyük miktarda patlayıcı, 91 kişinin ölümüne yol açmıştır. Ölenler arasında İngiliz yetkililerin yanı sıra Yahudi ve Arap siviller de yer almıştır. Irgun, saldırıdan sonra “uyarı yaptıklarını” iddia etmiş olsa da İngiliz resmi kayıtları ve tarihsel araştırmalar, uyarının kasıtlı olarak yetersiz bırakıldığını ve saldırının sivilleri hedef aldığı gerçeğini değiştirmediğini ortaya koyar. Bu saldırı, Birleşmiş Milletler ve uluslararası basın tarafından bir terör eylemi olarak tanımlanmış; örgütün uluslararası alanda büyük tepki çekmesine yol açmıştır.

Irgun’un en tartışmalı ve en çok tahribat yaratan eylemleri, Filistinli sivillerin yaşadığı köylere yönelik düzenlediği saldırılar olmuştur. Örgütün köy baskınları, özellikle 1947–1948 döneminde sistematik bir hâl almıştır. Bunlar arasında en çok bilinen olay Deir Yasin Katliamı’dır. 9 Nisan 1948 tarihinde Irgun ve Lehi’nin ortak operasyonuyla gerçekleştirilen saldırıda, kadın, çocuk ve yaşlılar da dâhil olmak üzere 100'ün üzerinde Filistinli sivil öldürülmüştür. Katliam yalnızca fiziksel tahribat yaratmamış, aynı zamanda yüz binlerce Filistinlinin köylerini terk etmesine yol açan kitlesel korku dalgasının merkezî tetikleyicilerinden biri olmuştur. Akademik çalışmalar, Deir Yasin’in 1948’de yaşanan Nakba sürecinin yani yaklaşık 700.000 Filistinlinin zorunlu göçe maruz bırakılmasının en belirleyici kırılma noktalarından biri olduğunu vurgulamaktadır. Irgun’un bu saldırıları, yerel nüfusu sindirme ve demografik yapıyı değiştirme amacı taşıdığı için uluslararası hukuk literatüründe “terör eylemi”, “savaş suçu” veya “etnik temizlik” tartışmaları çerçevesinde değerlendirilir.

Irgun’un faaliyetlerinin yalnızca terörün sahadaki etkileriyle değil, aynı zamanda İsrail devletinin kuruluş süreciyle ilişkisi açısından da kritik önemi vardır. Örgüt, bir yandan İngiliz otoritesini zayıflatmayı, diğer yandan Arap nüfusu yerinden etmeyi amaçlayan operasyonlarla Yishuv’un (Filistin’deki Yahudi topluluğu) siyasi hedeflerini materyal bir güçle desteklemiştir. Bu süreç, modern İsrail devletinin kuruluşuna giden yolu hızlandırmıştır. Irgun’un uyguladığı şiddet stratejisi sayesinde İngiltere Filistin’den çekilme kararını hızlandırmış; Arap toplumunun savunma kapasitesi önemli ölçüde zayıflatılmış ve 1948’de ilan edilen İsrail devleti için askeri, demografik ve psikolojik avantaj sağlanmıştır. Bu nedenle çok sayıda akademisyen Irgun’u yalnızca bir terör örgütü olarak değil, aynı zamanda İsrail’in devletleşme sürecinde “kurucu şiddetin” bir aracı olarak görmektedir.

Irgun’un lideri Menachem Begin’in daha sonra İsrail Başbakanı olması, örgütün İsrail siyasi hayatına etkisinin ne denli derin olduğunu gösterir. Begin’in politik kariyeri, terör yöntemleriyle şekillenen bir örgüt geçmişinden ulusal liderliğe geçiş sürecinin sembolik bir örneğidir. Bu durum, kuruluş dönemindeki paramiliter örgütlerin modern devlet kurumlarıyla organik bağlantı kurmasının, hatta devletin politik kimliğini etkilemesinin tipik bir örneği olarak değerlendirilir. Begin’in Irgun geçmişi, uluslararası kamuoyunda uzun süre tartışmalara yol açmış; örgütün benimsediği terör yöntemlerinin daha sonra devlet politikaları üzerinde ne ölçüde etkili olduğu sorusunu gündeme taşımıştır.

Irgun’un ideolojisi, sadece Filistin’deki Arap toplumunu değil, aynı zamanda Yahudi toplumundaki politik dengeleri de etkilemiştir. Revizyonist Siyonizm çizgisinin etkisiyle örgüt, şiddeti yalnızca taktik bir araç değil, aynı zamanda ulusal kurtuluşun zorunlu bir parçası olarak görmüştür. Jabotinsky’nin “demir duvar” doktrini, Arap toplumuyla herhangi bir siyasi uzlaşının mümkün olmadığını, bölgenin ancak güç kullanılarak kontrol altına alınabileceğini savunmuştur. Bu perspektif, sonraki İsrail güvenlik politikalarının ve yerleşim stratejilerinin temel dayanağı hâline gelmiştir. Irgun’un şiddet mirası, İsrail’in işgal altındaki topraklarda geliştirdiği güvenlik doktrinleri, misilleme uygulamaları ve baskı mekanizmaları üzerinde kalıcı izler bırakmıştır.

Irgun’un Filistinlilere yönelik terör eylemlerinin yarattığı toplumsal sonuçlar derindir. 1947–1948 döneminde örgütün yürüttüğü operasyonlar, Filistin köylerinin boşaltılması, sivillerin kitlesel göçe zorlanması ve bölgenin demografik dönüşümü üzerinde belirleyici olmuştur. Irgun’un saldırıları, Nakba sürecinin askeri ve psikolojik boyutlarının şekillenmesine katkıda bulunmuş; Filistin toplumunda uzun süreli travmatik etkiler bırakmıştır. Bu nedenle örgüt, Arap tarih yazımında “işgalin askeri motoru” olarak tanımlanır. İsrail’in kuruluşu ile sonuçlanan süreçte Irgun’un oynadığı rol, modern tarih çalışmalarında genellikle sömürgecilik, etnik çatışma, zorunlu göç ve terör teorileri çerçevesinde analiz edilir.

Cihad İslam YILMAZ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat