Bir doktorun susturulan vicdanı: Hüsam Ebu Safiyye

  • GİRİŞ05.05.2026 08:43
  • GÜNCELLEME05.05.2026 08:43

Tarih bazen tankların, uçakların, devletlerin ve savaşların tarihi olarak anlatılır. Ama hakikat şudur: Tarihi asıl şekillendirenler, silah taşıyanlar değil; insanlığını koruyanlardır.

Hüsam Ebu Safiyye böyle bir isimdir. Bir devlet başkanı değil, bir komutan değil, bir ideolog değil… Bir çocuk doktoru.

1973 yılında bir mülteci kampında doğdu. Yerinden edilmiş bir halkın çocuğuydu. Bu dünyaya, daha doğduğu anda adaletsizlikle tanışarak geldi. Ama o, bu mirası nefretle değil, hayat kurtarma iradesiyle taşıdı. Tıp eğitimi aldı, çocuklara adandı, savaşın ortasında bile yaşamın tarafında durdu.

Gazze’nin kuzeyinde bulunan Kemal Advan Hastanesi’nin başına geçtiğinde, bu görev yalnızca bir idari sorumluluk değildi. Bu, bir kuşatma altında nefes almaya çalışan bir toplumun son damarlarından birini ayakta tutma mücadelesiydi. Hastane, bombalar altında çalışan, elektrik kesintileriyle mücadele eden, ilaçsızlığa rağmen hayat kurtarmaya çalışan bir mekândı. Ve o, burayı terk etmedi.

Çünkü bazı insanlar vardır: onlar için meslek, bir iş değil, bir ahlaki duruştur.

Savaş şiddetlendi. Hastane defalarca hedef alındı. Çocuklar yaralı geldi, bebekler oksijensiz kaldı, ameliyatlar mum ışığında yapıldı. Ve bu sırada Hüsam Ebu Safiyye sadece bir doktor değildi; aynı zamanda bir tanıktı. O, dünyanın görmezden geldiği acıyı kayda geçiren bir vicdandı.

Bir doktorun tutuklanması, sıradan bir güvenlik meselesi olarak görülemez. Hele ki bu doktor, savaşın ortasında yalnızca hastalarını kurtarmaya çalışıyorsa.

Hüsam Ebu Safiyye’nin durumu tam da budur. Görev başında gözaltına alındı. Ve o günden beri, hakkında açık bir suçlama olmaksızın tutulmaya devam ediyor.

Bu durumun adı bellidir: belirsizlik, keyfilik ve hukuki askıya alma.

Uluslararası hukuk, özellikle savaş zamanlarında, bazı alanları “dokunulmaz” kabul eder. Sağlık çalışanları bu alanların başında gelir. Çünkü savaşın bile bir sınırı vardır. Yaralıya yardım eden doktor, düşman değil; insanlığın temsilcisidir.

Bu noktada mesele artık yalnızca bir hukuk ihlali değildir. Bu, hukukun kendisinin anlamını yitirmesi meselesidir.

Vicdanın Küresel Sınavı: Sessizlik de Bir Taraf mıdır?

Tarih boyunca insanlık büyük sınavlardan geçti. Ama bu sınavların çoğu, sandığımız gibi savaş meydanlarında değil; sessizlik anlarında verildi.

Bugün dünya, bir doktorun aylarca, hatta yıllarca süren tutukluluğunu izliyor. Uluslararası kuruluşlar çağrılar yapıyor. İnsan hakları örgütleri tepki gösteriyor. Ama bu çağrılar, gerçeği değiştirmeye yetmiyor.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur:

Sessizlik gerçekten tarafsızlık mıdır?

Yoksa sessizlik, güçlü olanın yanında konumlanmanın daha konforlu bir yolu mudur?

Hüsam Ebu Safiyye’nin hikâyesi, sadece bir bireyin dramı değildir. Bu, küresel vicdanın aynasıdır.  Bir doktorun bile korunamadığı bir dünyada, hangi değer gerçekten korunabilir?

Birleşmiş Milletler raporları, onun kötü muameleye maruz kaldığını ve sağlık durumunun kötüleştiğini ortaya koyuyor.

Bu, artık sadece bir özgürlük meselesi değil; bir yaşam meselesidir.

Ve yine de dünya büyük ölçüde sessizdir.

Bu sessizlik, en az yaşananlar kadar ağırdır.

Çünkü tarih bize şunu öğretir:

Zulüm kadar, ona alışmak da tehlikelidir.

Bugün bir doktor susturuluyorsa, yarın hakikat susturulacaktır.

Bugün bir hastane sessizliğe gömülüyorsa, yarın insanlık susacaktır.

Geçmişte de benzer anlar yaşandı. İnsanlık bazen doğru yerde durdu, bazen de utançla hatırlanacak bir sessizliği tercih etti.

Bugün yine aynı eşikteyiz.

Ve belki de en önemli soru şudur:

Biz hangi tarafta duracağız?

Çünkü bu hikâye yazılacak.

Ve o gün geldiğinde, insanlar üçe ayrılacak:

– Direnenler

– Zulmedenler

– Ve sessiz kalanlar

Tarih, üçünü de unutmaz.

Ama şunu da unutmamak gerekir:

Adalet, kendiliğinden gelmez.

Vicdan, kendiliğinden konuşmaz.

Onu diri tutmak gerekir.

Cihad İslam Yılmaz

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat