Demokrasinin Karanlık Odası: BlackCore ve Küresel Seçim Manipülasyonu

  • GİRİŞ21.07.2026 09:11
  • GÜNCELLEME21.07.2026 09:11

Demokrasi, sandığın kutsallığına duyulan güvenle ayakta durur. Bir vatandaşın oyunu kullanması, yalnızca bir tercih bildirme eylemi değil, kendi kaderine sahip çıkma hakkının en somut ifadesidir. Ancak gün yüzüne çıkan BlackCore skandalı, bu güveni kökten sarsmış ve demokrasinin dijital çağdaki kırılganlığını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. İsrailli bir siber şirketin bir çok ülkede seçimlere müdahale etmesi, artık bir komplo teorisi değil; Fransa'nın resmi kurumları tarafından belgelenmiş ve uluslararası soruşturmalara konu olmuş somut bir gerçekliktir.

BlackCore, kendini "modern bilgi savaşı çağı için inşa edilmiş seçkin bir etki, siber ve teknoloji şirketi" olarak tanımlayan İsrail merkezli bir firmadır. Haaretz ve Fransız gazetesi Libération'ın ortaklaşa yürüttüğü soruşturma, şirketin İngiltere, Almanya, Finlandiya ve Litvanya'daki sunucular üzerinden yönlendirilen bir etki operasyonu inşa ettiğini ortaya koydu. Bu operasyon; sahte sosyal medya hesapları, anonim web siteleri, yapay zekâyla üretilmiş görseller ve hedeflenmiş negatif dijital reklamlardan oluşmaktadır. Bunların tamamı, bir seçim kampanyasının gidişatını değiştirmek için tasarlanmış dijital silahlardır.

Operasyonun hedef seçim mantığı ise son derece tutarlı ve açıklayıcıdır. Fransa, New York, İskoçya, Angola ve Togo'da yapılan seçimleri hedef alan BlackCore, özellikle Filistin yanlısı siyasi adayları ve liderleri nişan almıştır. Bu tesadüf değildir. Fransa'da Filistin davasını açıkça destekleyen LFI adayları, İskoçya'da Gazze'yi insani felaket olarak tanımlayan bir başbakan, New York'ta Filistin davasına uzun yıllardır destek veren bir belediye başkanı adayı... Hepsinin ortak paydası bellidir: İsrail'in Gazze politikasına karşı çıkan ya da Filistin meselesinde sesini yükseltmiş siyasetçilerdir. BlackCore, bir piyasa aktörü gibi farklı müşterilere hizmet etmiyor; tek bir stratejik çıkar etrafında küresel ölçekte operasyon yürütüyor.

Operasyonun somut yöntemleri, vahşetin boyutunu gözler önüne sermektedir. Fransa'da dezenformasyon kampanyası; sahte web siteleri, sosyal medya hesapları ve negatif dijital reklamlar aracılığıyla belediye başkan adaylarını cinsel saldırı da dahil olmak üzere asılsız suçlamalarla hedef aldı. Anonim siteler, yerel gözlemci projeleri ya da vatandaş sızıntı siteleri görünümüne büründürülmüş olup cinsel saldırı, yolsuzluk, vergi kaçakçılığı ve gizli suç bağlantılarına ilişkin ayrıntılı iddialar içeriyordu. Bunlar, bir rakip kampanya ekibinin kaba saldırıları değil; organize, teknoloji yoğun ve önceden planlanmış bir operasyonun ürünleridir. Bu tür bir saldırı için önemli teknik altyapıya, finansmana ve koordinasyona ihtiyaç vardır.

İskoçya'da ise, BlackCore ile bağlantılı hesapların ülkenin Başbakanı John Swinney'i hedef aldığını tespit edildi. Swinney, İsrail'in Gazze'deki kampanyasını "insan yapımı insani felaket" olarak nitelendirmiş ve Filistin'de soykırımın yaşandığını ifade etmişti. İskoçya, büyük güç politikasında alışılmış bir hedef değildir. Onu bu listenin içine sokan tek şey, liderinin Gazze konusundaki açık tutumudur. Bu da bize şunu kanıtlamaktadır: BlackCore operasyonunu yönlendiren güç, dünyanın neresinde olursa olsun İsrail politikasını eleştiren her sesi susturmayı hedeflemektedir.

Afrika boyutunu ise ayrıca ele almak gerekir. Angola ve Togo'nun hedef alınması, bu operasyonun yalnızca Batı demokrasilerini değil, küresel güney ülkelerini de kapsadığını ortaya koymaktadır. Bu ülkelerde kurumsal denetim mekanizmaları daha sınırlıdır, uluslararası medyanın ilgisi daha azdır ve müdahale faaliyetleri çok daha uzun süre fark edilmeden sürdürülebilir. Dahası, Afrika Birliği'ndeki oy dengesi, BM'deki kararlar ve İsrail aleyhine açılan uluslararası davalar göz önüne alındığında, bu ülkelerin iç siyasetini şekillendirmenin ne denli stratejik bir değer taşıdığı anlaşılmaktadır.

Skandalın belki de en rahatsız edici boyutu, şirketin kamuoyuyla yüzleşme biçimidir. BlackCore, çevrimiçi varlığını tamamen sildi. Bir şirket, kendi web sitesini, sosyal medya hesaplarını ve tüm dijital izlerini anında ortadan kaldırabiliyorsa bu, o şirketin kamusal bir hizmet anlayışıyla değil, karanlıkta iş görmek üzerine kurulu bir yapıyla hareket ettiğinin açık göstergesidir. Nitekim bu silme eylemi, operasyona ilişkin farkındalığın artmasının hemen ardından gerçekleşmiştir; bu da son derece koordineli ve önceden planlanmış bir örtbas stratejisine işaret etmektedir.

Peki bu tablo bize ne söylemektedir? Her şeyden önce, seçim güvenliğinin artık yalnızca oy sandıklarının fiziksel korunmasından ibaret olmadığını göstermektedir. Dijital dezenformasyon operasyonları; sahte bloglar, yapay zekâyla üretilmiş görseller, anonim sosyal medya hesapları ve sunucu ağları aracılığıyla bir adayın itibarını seçim öncesinde yıkabilmekte ve bu müdahalenin kaynağını tespit etmek aylarca sürebilmektedir. BlackCore vakasında, müdahalenin varlığı seçimden aylar sonra ancak ortaya çıkabilmiştir.

İkincisi, bu skandal küresel demokrasi için yapısal bir uyarı niteliği taşımaktadır. Bir devletin ya da devletle bağlantılı aktörlerin, kendi çıkarları doğrultusunda başka ülkelerin seçim süreçlerine müdahale etmesi, uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan egemenlik ilkesini doğrudan ihlal etmektedir. Rusya'nın 2016 ABD seçimlerine müdahalesi nasıl bir dünya kamuoyu sarsıntısı yarattıysa, BlackCore skandalı da benzer bir jeopolitik kırılma noktasını temsil etmektedir. Ne var ki bu kez olayın fail profili, Rusya gibi damgalanmış bir şüpheli değil; Batı'nın stratejik müttefiki ve kendini sözde demokratik bir devlet olarak tanımlayan İsrail'dir. Bu durum, meselenin siyasi analizini çok daha karmaşık bir hale getirmektedir.

Üçüncüsü ve en önemlisi, BlackCore vakası demokratik seçim süreçlerinin ortak bir savunma mekanizması gerektirdiğini kanıtlamaktadır. Uluslararası alanda koordineli bir erken uyarı mekanizması, dijital etki operasyonlarının seçim sonuçlarını fiilen etkilemeden önce deşifre edilmesine imkân tanıyabilir. Aksi hâlde BlackCore gibi yapılar, sandık başına gitmeden önce sonuçları şekillendirmeye devam edecektir.

Yorumlar2

  • Ömer 1 saat önce Şikayet Et
    gerçek bir demokrasiye asla inanmadım batının uydurma bir sistem demokrasi . halk çoğu zaman günlük algı ve hedeflere yönlendirilir şunu seç bunu seç diye . halkta ben seçtim zanneder öyle değil ,belli çevrelerin etkisi çok oluyor . mesela İngiliz ler de güya demokrasi var tamamen yalan . mutlak kraliyetin hakimiyeti vardır kimse kralın elini öpmeden izin almadan başa geçemez .
    Cevapla
  • AĞACAN 4 saat önce Şikayet Et
    Kaleminize sağılık sayın Hocam, Belirttiğiniz bölgeler dijital ve siber şeklinde müdahale edilirken , bizim ülkemize yıllardır içimizde ki bize benzeyen insanlarla yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar, lakin ne yaparsa yapsınlar amaçlarına ulaşamayacaklar inşallah....
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat