Yaser Abbas: Filistin'i Dışarıdan Değil, İçeriden Yıkanlar

  • GİRİŞ25.08.2026 09:03
  • GÜNCELLEME25.08.2026 09:03

Filistin'de ölen her çocuk, yıkılan her ev, susturulan her ses yalnızca bir işgal ordusunun değil, onunla el altından sıkışan ellerin de eseridir. Bu gerçekten kaçmak, acının tamamını görmemek demektir. Gazze'nin enkaz altında kalan seslerini duyarken Ramallah'taki köşklerde dönen hesabı da duymak zorundayız; çünkü bu iki resim aynı tablonun parçasıdır. Bir halkın yok edilişini anlamak için yalnızca bombalayanın ellerine bakmak yetmez; kapıyı açanın ellerine de bakmak gerekir.

Mahmud Abbas, onlarca yıldır Filistin yönetiminin merkezinde duruyor. Yarım asrı aşkın siyasi hayatı boyunca pek çok pozisyon değiştirdi: müzakereci, başbakan, devlet başkanı. Ama bir şey hiç değişmedi: Hamas karşısındaki tutumu. Uluslararası topluma her fırsatta Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlayan Abbas, Batı Şeria'da iktidarını sürdürürken Gazze'de yaşananlara öylesine soğuk baktı ki bu soğukluk kimi zaman aktif bir işbirliğinin görüntüsünü aldı. İsrail'in Gazze'yi abluka altına almasında Batı Şeria yönetiminin sessizliği, sonradan belgelenen koordinasyonlar ve güvenlik işbirliği raporları bu tabloyu daha da karanlık çizdi.

Bunun ötesinde, kuşaktan kuşağa devredilmeye çalışılan bir aile imparatorluğu var. Abbas'ın oğlu Yaser Abbas, Filistin'de faaliyet gösteren Falcon Tobacco şirketinin sahibidir ve bu şirket Filistin topraklarındaki ABD menşeli sigara satışı üzerinde tekel niteliğinde bir imtiyaz kullanmaktadır. Sigorta, inşaat, gayrimenkul ve reklam sektörlerine yayılan bir iş ağı kurmuş olan Yaser Abbas'ın serveti çeşitli kaynaklarca 300 milyon dolar civarında tahmin edilmektedir. Yaser Arafat’ın eski ekonomi danışmanı Muhammed Reşid, Abbas'ın Filistin yönetiminden kendisine en az 100 milyon dolar aktardığını iddia etmiştir. Panama Belgeleri sızdığında, kardeş Tarık Abbas'ın Filistin Yatırım Fonu ile bağlantılı bir offshore şirketinde yaklaşık 1 milyon dolarlık pay sahibi olduğu görüldü.

Dışarıdan bakıldığında Abbas, Batı destekli ılımlı bir lider görüntüsü verir. İçeriden bakıldığında ise on yıllardır seçimsiz yönetim, muhalefet susturma ve aile servetinin gizemli büyümesi görülür. Buradaki asıl mesele yolsuzluğun boyutu değildir; tarihte pek çok yolsuz yönetici gelip geçmiştir. Asıl mesele şudur: bu yolsuzluk, bir işgalin sürdürülmesiyle doğrudan ilişkilidir. Batı, Abbas yönetimine on yıllardır mali destek verdi; bu paranın bir kısmının Filistin halkının kalkınmasına değil, elit bir sınıfın zenginleşmesine gittiğine dair somut göstergeler mevcut. ABD Kalkınma Ajansı USAID ile ilişkilendirilen bazı sözleşmelerin Abbas ailesiyle bağlantılı şirketlere gittiğine dair soruşturma haberleri de kamuoyuna yansımıştır. Bu tablo bir tesadüfün değil, sistematik bir düzenin ürünüdür.

Sömürgeciliğin en gelişmiş biçimi artık doğrudan askeri işgalle yönetilmiyor; vekâleten yönetiliyor. Bir halkın kendi içinden çıkan ve o halka ihanet eden bir seçkinler tabakası oluşturmak, en ucuz ve en kalıcı baskı yöntemidir. Güney Afrika'nın apartheid döneminde benzer "tampon" kurumlar kurulmuştu. Latin Amerika'nın askeri cuntaları da halkın öfkesini yönetebilecek "ılımlı" figürler arayışındaydı. Filistin'de yaşanan bundan farklı değil. Abbas yönetimi, İsrail'in güvenlik koordinasyonunu üstlenmiş, direniş altyapısını çökertmeye yönelik operasyonlara dahil olmuş ve bunu yaparken hem Batı hem İsrail hem de kendi ailesinin çıkarlarına hizmet etmiştir. Yönetimde oturan ama halkına değil yalnızca kendi saltanatına hizmet eden bir otorite, işgalin en ucuz ve en verimli aracıdır.

Meşruiyet meselesine de değinmek gerekir. Mahmud Abbas'ın son seçimi 2005 yılında yapıldı; o günden bu yana neredeyse yirmi yıl geçti. Filistin yasaları dört yıllık başkanlık süresi öngörüyor; Abbas bu süreyi çoktan aşmış, anayasal meşruiyetini yitirmiş bir yöneticidir. 2021'de planlanan seçimler, Abbas'ın Hamas'ın güçlü görünmesinden korktuğu için iptal edildi. Seçimden kaçan, iktidarını seçim dışı yollarla sürdüren, ailesini siyaset ve iş dünyasının kalbine yerleştiren bir figür, Filistin halkının temsilcisi olarak takdim edilmeye devam etti. Bu, bir trajedinin değil; çok daha sinsi bir düzenin göstergesidir.

Sorun; Filistin siyasetinin büyük güçlerin çıkarlarına göre şekillendirilmesi, gerçek bir demokratik liderliğin ortaya çıkmasının sistematik biçimde engellenmesidir. Abbas gibi figürler bu düzenin sonucu değil, ta kendisidir. "Abbas kötü alternatif olmakla birlikte elimizdeki tek seçenek" söylemi on yıllarca tekrarlandı ve sonuçta Gazze'nin işgalini doğurdu. Bu söylemin iflası artık tartışılmayacak kadar belgelenmiş bir olgudur.

90 yaşındaki babasının siyasi mirasçısı olarak konumlandırılan Yaser Abbas, Fetih'in merkez komitesine seçildi. Abbas'ın Fetih komitesine seçilmesi, iktidar uğruna ihanet mantığının sürdüğünü gösteriyor. Ramallah'taki lüks gayrimenkuller ve tütün tekelleri, bir halkın kanı üstüne inşa edilmiş bir servetin simgesidir. Kan ve gözyaşıyla boğulan bir coğrafyada saltanat kurmak, tarihin en ağır suçlarından biridir. Hesabı er ya da geç sorulur; ya mahkemede, ya tarihte, ya da vicdanlarda.

Yorumlar2

  • Murat 18 dakika önce Şikayet Et
    Batının ve siyonizmin zaten yüz yıllardır politikası budur. Yıkılan devletlerin hepsi içeriden yıkılmıştır. menfaat karşılığı ülkesini satabilecek karekterde olanları kullanarak şekilendiriler devletleri. Amaçları toprak değil kaynakları sömürmek kültürleri değiştirmek. Her devlette vardır bunlardan
    Cevapla
  • Hyr 21 dakika önce Şikayet Et
    islam dünyasının röntgeni bu. ben bundan başka bir şey göremiyorum.
    Cevapla
  • Mustafa 1 saat önce Şikayet Et
    Rabbim belalarını versy Geberemesinler Sürünsünler inşaallah
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat