Çağımızın yeni para birimi: Mahremiyet
- GİRİŞ15.05.2012 09:40
- GÜNCELLEME15.05.2012 09:40
Bugün Internet’te kullanılan dijital servisleri bir düşünün... Google’da yaptığımız aramaları, Hotmail’le gönderdiğimiz e-postaları, Facebook’ta yaptığımız paylaşımları, YouTube’da izlediğimiz videoları veya Twitter’la attığımız mesajları. Bir çoğumuz için bu araçlar artık günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.
Durum böyleyken bir de şunu düşünün, bu dijital araçların acaba kaçına ücret ödüyoruz?..
Cevap kısa ve net: Hiçbirisine!
Peki içecek bir bardak suyun bile ücretli olduğu günümüzde böylesine önemli servisleri neden para ödemeden kullanabiliyoruz? Milyon dolarlık yatırımlar yapan bu şirketlerin ürünleri nasıl bedava olabiliyor?
Bu soruya verilecek cevabı şöyle özetleyebiliriz:
‘Eğer bir ürün kullanıyorsanız ve kullandığınız ürün için hiçbir ücret ödemiyorsanız, o zaman ürün sizsiniz!’
Nasıl mı?
Ücretsiz ürün kullanmanın karşılığı olarak bizler kişisel bilgilerimizi, ilgi alanlarımızı, politik görüşlerimizi, alışveriş tercihlerimizi online mecralarla gönüllü olarak paylaşıyoruz. Onlar da bu bilgiyi kendilerine özgü pazarlama ve reklam yöntemleri için kullanıyorlar. Bir mecranın ne kadar çok kullanıcısı varsa veya kullanıcılar ne kadar ilgiliyse o mecra o kadar etkili hale geliyor. Etkili hale gelen mecralar reklam verenlerin veya yatırımcıların ilgi alanina giriyor ve asıl parayı oradan kazanıyor.
İşin ilginç tarafı Google, Facebook veya Twitter gibi servisler bu bilgileri gizlice toplamıyor. Bu servisler çoğumuz için öylesine önemli hale geldi ki bizler en mahrem bilgilerimizi bu şirketlere ‘gönüllü’ olarak veriyoruz.
Böylece ‘mahremiyet’ dünya ekonomik düzeninin yeni para birimine dönüşmüş oluyor. Aslında işin tam burası paranoid teoriler üretmek için de uygun bir alan, fakat süreci anlamak için aklı başında analizler yapmaya ihtiyacımız var.
Öncelikle anlamamız gereken şey internette kullandığımız her şeyin doğrudan veya dolaylı olarak mutlaka bir bedeli olduğu. Bir başka deyişle Amerikalı ekonomist Milton Friedman’ın söylediği gibi ‘’bedava öğlen yemeği diye bir şey yok’’. Çünkü bedavanın da bir maliyeti ve doğal olarak da bir ücreti var.
Aslında şirketler bu yeni ekonominin oldukça farkında. Eksik olan taraf biz kullanıcıların ne kadar farkında olduğu. Kullandığımız ücretsiz mecraların aslında birer ticari yapı olduğunu gözden kaçırmamak gerek.
Peki medya şirketleri bu durumdan ne gibi dersler çıkarabilir?
Bu yeni oluşan ekonomik model günümüz gazetelerinin de dikkate alması gerektiği bir konu. Çünkü büfede parayla satılan gazetelerin bir çoğu, internette bedava. Bir çok gazete bu durumun önüne geçip bir takım çözümler üretmeye çalışıyor. Aksi takdirde gelecek hiç de parlak değil.
Bu açıdan, İngiliz Guardian gazetesi genel yayın yönetmeni Alan Rusbridger’ın geçtiğimiz aylarda okuyucularına sorduğu şu soru önemli: ‘Guardian’ın gazetecilik faaliyeti karşılığında bize ne vermek istersiniz?’ Paranızı mı, zamanınızı mı, yoksa kişisel bilgilerinizi mi?’
Yani gazeteye para verip internette abone mi olmak istersiniz? Gazete içeriğinin oluşturulmasına gönüllü yardım etmek mi istersiniz? Veya web sitesini ziyaret ettiğinizde kişisel bilgilerinize uygun reklamların gösterilmesini mi istersiniz?
Rusbridger’ın sorduğu soruya verilecek cevap yeni medya düzenini anlamak isteyenler için oldukça kritik.
Benim bu soruya cevabım ne olurdu derseniz aslında cevabı başlıkta verdim. Günümüzde kullanıcılar içerik için ücret ödemek yerine, internette alacakları servis karşılığında mahremiyetlerini paylaşmaya daha yatkınlar. Yeter ki kullandıkları servis onları mutlu etsin.
800 milyon insanın ‘bedava’ kullandığı Facebook’un piyasa değerinin 100 milyar dolar civarında olması bunun en önemli örneği.
Peki gazetelerin eserlerinin başka sitelerce izinsiz bir şekilde kullanılması sorunu ne olacak derseniz? Bunu da başka bir yazıda konu edinelim.
Deniz Ergürel - Medya Derneği Genel Sekreteri Haber7
http://medyaglob.com
twitter.com/denizergurel
facebook.com/d.ergurel
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol