İnternet çağında ifade özgürlüğü ve nefret suçu

  • GİRİŞ19.09.2012 09:44
  • GÜNCELLEME19.09.2012 09:44

21. yüzyılın düşünce biçimine en çok katkı sağlayan icat nedir diye bir soru soracak olsanız cevabım kesinlikle internet olurdu. Sınırları ortadan kaldıran bu icatla birlikte iş, eğlence, eğitim ve siyaset dünyası bambaşka bir boyut kazandı. Bilginin demokratikleşmesi adı verilen bu süreçte herkes eşit bir şekilde bilgiye erişebiliyor, üretebiliyor ve paylaşabiliyor.

Ama bu demokratikleşmenin bir de handikapı var; aynı eşitlik insanlar arasında kargaşa çıkarmak isteyen marjinal kişiler için de geçerli.

YouTube'da Harvard veya Stanford gibi üniversitelerin ders videolarına ulaşabileceğiniz gibi, herhangi bir inanç sistemine en ağır hakaretleri eden bir video bulmakta mümkün.

Bu hakaret görüntülerinin son örneği 14 dakikalık, deli saçması bir videoydu. Farklı ülkelerde bu videoya gösterilen tepkiler şiddet olaylarını tetikleyince, normal şartlarda unutulup gidecek düzeydeki bir çalışma dünya video literatürüne girmiş oldu.

YouTube bu videonun doğrudan şiddet çağrısı yapmadığını bu yüzden bir mahkeme kararı olmadan kaldırılmasının ifade özgürlüğü ilkesine aykırı olduğunu ifade etti.

Kimileri ise bu videodan Amerikan hükümetini sorumlu tuttu. Bunun üzerine Dışişleri bakanı Hillary Clinton ABD Hükümeti'nin söz konusu filmle hiçbir bağlantısının olmadığını, videonun içeriğini ve mesajlarını kesinlikle reddettiklerini açıkladı. Bu videoyu engelleme çağrılarını ise ülkesinin köklü bir ifade özgürlüğü geleneğine sahip olduğunu söyleyerek reddetti.

Bizlere ilk bakışta çok ters gözüken bu geleneğin kökeni ABD kongresi tarafından 1791 yılında kabul edilen  First Amendment (Birinci Değişiklik) adlı anayasa maddesine dayanıyor.

Madde aynen şöyle:  

‘Kongre, dini bir kuruma ilişkin veya serbest ibadeti yasaklayan; ya da ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü kısıtlayan; ya da halkın sükûnet içinde toplanma ve şikâyete neden olan bir halin düzeltilmesi için hükümetten talepte bulunma hakkını kısıtlayan herhangi bir yasa yapmayacaktır'

Bu anayasa maddesinden dolayı ABD'de her türlü fikir serbestçe paylaşılabilmekte. Bireylere karşı işlenen suçlarda ise kurallar oldukça sert. Bu nedenle bayrak yakmak bir fikir özgürlüğü olarak kabul edilebilirken, bir beyazın herhangi bir zenciye "nigger" demesi bir suç unsuru olabiliyor. Bireyin haklarının soyut kavramların haklarından daha üstün olduğu bir ifade özgürlüğü geleneği bu.

Bu dünyada nefret suçu ve ifade özgürlüğü arasındaki sınır da çok ince. 1977 yılında ABD'de görülen Skokie davası bu ayrımın nasıl yapıldığı konusunda ilginç bir örnek olabilir.

Hikaye özetle şöyle:

Amerikan Neo Nazi Partisi (NSPA) soykırımdan kaçan yahudilerin yoğunlukla yaşadığı Illinois eyaletinin Skokie şehrinde bir yürüyüş yapma talebinde bulunur. Eyalet yetkilileri çıkabilecek zararlara karşı NAzilerin 350 bin dolar nafaka yatırmaları gerektiğini söyleyerek (kibarca) reddededer. Fakat Naziler bunun anayasadaki ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu iddia ederek davayı bir üst mahkemeye taşır.

Naziler tam o sırada dönemin önemli hak arama örgütlerinden Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) destek ister. ACLU Nazilerle fikri olarak asla yan yana gelemeyecek bir sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen sırf ilkeleriyle çelişmemek adına Nazilerin anayasal haklarını almaları için mücadele eder. Üyelerininin bir çoğunu kaybetmek pahasına da olsa ilkelerinden vazgeçmez.

Sonunda mahkeme ABD anayasasının birinci değişiklik maddesini kaynak göstererek Nazilerin de yürüyüş yapma hakkına sahip olduğuna hükmeder, tek şart Nazilerin üzerlerinde gamalı haç taşımamalarıdır. Karar sonucunda Naziler sakince gösterilerini yapar ve beklendiği gibi bir olay da çıkmaz.

Skokie davası, uluslararası standartlara göre nefret suçu ve ifade özgürlüğü arasındaki sınırın ne kadar ince olduğunu görmek adına bizim için önemli bir örnek. Bu yolda ilkeli bir şekilde gidenler günü gelince tıpkı ACLU gibi tam zıt düşüncedeki Nazileri savunmak durumunda kalabilirler. Bu durumda neden bizim sevmediğimiz insanların fikirlerini ifade etmelerini savunuyorsunuz diye soranlar iyi bilmelidir ki burada çifte standartlara yer yok.

Kimileri ise bu gibi durumlara karşı nefret suçu yasasının çıkmasını savunabilir. Evet nefret suçlarını önleyici yasalar elbette önemli. Ama ifade özgürlüğü kavramını koruma altına alan güçlü bir anayasa maddesi olmadan nefret suçu yasası çıkarsa yeri geldiğinde bir Temel fıkrası anlatmak bile mümkün olmayabilir.

Artık şunu kabul etmeliyiz ki sosyal medyada bu tür tahrik edici içerikler hep varolacak. Üstelik teknoloji sayesinde bu içerikler asla tamamen engellenemiyor. Herhangi bir filtrelemenin olmadığı bu dünyada bazı saçma fikirlerin de çıkacağını kabul etmeliyiz.  Bireylerin her türlü hakkı saklı kalmak şartıyla bu tür yayınları görmezden gelmeye çalışmak ve paylaşmamak en doğrusu.

Bu dünyada birileri illa ki inançları rencide edici içerikler üretip paylaşacaktır. Eğer mutlaka bir cevap vermek gerekirse de bu cevap karşı tarafın seviyesizliğinde değil kendi seviyemizde olmalıdır diye düşünüyorum. Unutmayalım ki ifade özgürlüğü dediğimiz kavram sadece deliler için değil, akıllılar için de var.

Deniz Ergürel - Haber 7

Blog: http://denizergurel.net

Twitter: @denizergurel

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat