İş kazası ve meslek hastalığını önlemek ödemekten daha ucuz
- GİRİŞ12.12.2013 11:26
- GÜNCELLEME12.12.2013 11:26
Kayıt dışı maliyetler, meslek hastalıklarının yol açtığı maddi zararlar ve manevi zararlar dikkate aldığında faturanın daha çok yükseleceği ortadır. Bu faturalara bir de can kayıplarını eklediğimizde faturaların ne kadar yükseldiği, önlemenin de ne kadar ucuz ve önemli olduğu ortaya çıkıyor.
İş kazası ve meslek hastalığı her çalışanın karşı karşıya kalabileceği risklerdendir, ancak bu riskler kader değildir. Hiçbir tedbir almadan, koruyucu malzeme kullanmadan, eğitim almadan, işyeri organizasyonunu iş sağlığı ve güvenliğine uygun yapmadan, kadere sığınmak vicdanı rahatlatmaktan başka bir işe yaramaz.
İş Sağlığı ve Güvenliği; tehlike oluşmadan, işletmede doğabilecek tehlikelerin ve risklerin öngörülerek engellenmesi düşüncesine dayanmaktadır. Tüm tedbirlere rağmen ortaya çıkabilecek risklerin zararlarını azaltmak ve gidermek esastır. Yani "reaktif" yaklaşımlar yerine "proaktif" yaklaşımları iş sağlığı ve güvenliği gerekli kılmaktadır.
İşverenlerin, çalışanların ve devletin sorumlu davranmasıyla güvenli ve sağlıklı iş şartları ve işyerleri oluşur. Çünkü sadece işverenin tek taraflı tedbirler alması veya çalışanların sorumlu davranması kaza ve hastalık riskini maalesef ortadan kaldırmıyor. İki tarafın birlikte hareket etmesi ve aynı sorumluluk duygusuyla soruna yaklaşması gerekiyor. Bu da tek başına yeterli değildir, devlet de sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Anayasamızın 49. maddesine göre devletin temel görevlerinden biri çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek üzere gerekli tedbirleri almaktır. Ayrıca devlet, Anayasanın 56. maddesine göre "herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini" sağlar. Bu iki madde esas alındığında, çalışma hayatında yer alan insanımızın sağlığını ve güvenliğini teminat altına almakla devlet yükümlü kılınmıştır. Tedbir almak ve uygulamak işverenlerin insafına veya işçilerin sorumluluğuna terk edilmemiştir. Anayasa'da olduğu gibi 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da üç tarafa sorumluluk yükleyen bir anlayışla hazırlanmıştır.
İşverenler tedbir almak, denetlemek ve eğitmekle yükümlü kılındığı gibi, işçiler de alınan tedbirlere uymak ve denetlemekle, devlet ise hem düzenleme yapmak, denetlemek, uygulamak hem de desteklemekle yükümlü kılınmıştır. Taraflar bu yüklülüklerine uygun davranır ise risklere katlanmadan çalışmak, daha güvenli, sağlıklı ortamda üretim ve hizmeti devam ettirmek mümkündür.
İş Sağlığı ve Güvenliği, tehlikelerin önlenmesinin yanında risklerin öngörülmesi, değerlendirilmesi ve bu risklerin tamamen ortadan kaldırabilmesini ya da zararların en aza indirilmesini sağlayacak çalışmaları içermektedir. Bu tedbirleri almayan ülkeler gerek maddi gerekse manevi faturalara katlanmak zorunda iken, tedbir alanlar daha sağlıklı ve güvenli ortamlarda çalışmaktadırlar. Bundan dolayı önlemek daha ucuz ve insanidir. Kaza veya meslek hastalığı ortaya çıktıktan sonra sorumluluk yüklenmek yeterli değildir. Her kazandan sonra kanunu hatırlamak veya hatırlatmak ne işverenin ne de devletin sorumluluğunu azaltmaz. Hatta her kazadan sonra denetimi hatırlamak ve yapmak gayri insanidir. Devlet yetkililerinin iş kazasından sonra "her türlü yardım ve destek verilecek, sorumlulardan hesap sorulacak" açıklamaları da günü kurtarmaktan, acıları hafifletmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bunun için kazaları ve hastalıkları beklemeden tedbir almak, uygulamak ve denetlemek esas olmalıdır.
Avrupa ülkelerinde ki iş kazası ve meslek hastalıklarına yönelik istatistikler ve maddi kayıpların miktarı bu risklerin kontrol altına alına bileceğini ve azaltılabileceğini ispat etmektedir. Çalışma ortamından kaynaklanan iş sağlığı ve güvenliğine yönelik sorunlar giderildiği ölçüde işyerlerinde sağlık, güvenlik ve verimlik artar, giderler azalır, üretimde ve hizmetlerde süreklik sağlanır.
sayimyorgun@gmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol