Siyasi etik ve 2014 yerel seçimleri
- GİRİŞ03.04.2014 09:33
- GÜNCELLEME03.04.2014 09:33
Dar anlamda merkezi ve yerel yöneticilerin seçimine odaklanan siyasi faaliyetlerin amacı milletin ve devletin geleceğini tayin etmek, hizmetleri iyileştirmek, topluma güven vermektir. Oysa bu seçim döneminde yaşananlara ve bıraktığı izlere baktığımızda güvensizlik ve kutuplaşmanın ön plana çıktığını görüyoruz.
Siyaset, kelime olarak ülke yönetimi, devlet işlerini düzenleme ve yürütmeyle ilgili özel görüş veya anlayış anlamına kullanılmakta ve toplumda uzlaşma sağlama amacına odaklanmakta. Ancak siyasetin insanları mutlu etme sanatı olduğu gerçeği ülkemizde göz ardı edilmekte, çatışmanın ve ayrışmanın adeta aracı haline getirilmekte, yönetmek için uzlaşmanın kaçınılmazlığı ihmal edilmekte.
Yaşanan siyasi mücadelenin muhasebesini yapmak ve yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Bunun için öncelikle “siyasetten ne anlıyoruz?” ve “bizim siyasi mücadelemizde etik değerlerimiz nelerdir?”, “kazanmak için her yol meşru mu?”sorularına cevap bulmamız gerekiyor.
Etik Bizim İçin Ne İfade Ediyor?
Etik kavramından insanların ne anladığı hep merak edilmiş ve bu konuda bilimsel çalışmalar da yapılmış. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlara baktığımızda aşağıdaki cevapların ön plan çıktığını görüyoruz:
“Etik hislerimin bana doğru veya yanlış olduğunu söylediği şeyleri yapmaktır.”
“Etik benim dini inançlarımla uyumlu olandır.”
“Etik olmak yasaların gerektirdiği şeyleri yapmaktır.”
“Etik toplumumuzun kabul ettiği standart davranış biçimlerini kapsamaktadır.”
Yukarıdaki soruyu kendimize sorduğumuzda da benzer cevaplar verme ihtimali oldukça yüksek, ancak doğru gibi görünen bu cevapların hiçbiri tek başına etik kavramını açıklamaya yetmez. Çünkü ilk cevaba baktığımızda hislerimiz her zaman bize doğru olanı yaptırmaz, ikinci cevaptaki gibi etik kavramını dini inançlarla sınırlandırırsak etiği sadece dini inancı olanlarla sınırlandırmış oluruz. Üçüncü cevapta etik ile yasaların gerektiğini yapmayı anlarsak yine yanlış sonuçlara gitme ihtimali var, çünkü yasalar her zaman etik sonuçlar doğurmayabiliyor. Mesela eskiden kölelik yasası vardı, bunu etik olarak kabul etmek mümkün mü? Dördüncü cevap da tek başına sorunlu, çünkü yozlaşmış bir toplumda toplumun standart davranış biçimleri etik olmayabiliyor.
Etik kavram olarak doğrular, toplumun yararı, dürüstlük veya özel erdemler bakımından insanların ne yapması gerektiğini açıklayan, standart doğru ve yanlışları ifade eder. Siyasal etik de diğer etik türleri gibi iyi olanı esas alır. Siyasi hayatta kurulan bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan değerlendirmektir siyasi etik. Bundan dolayı siyasette “iyi nedir?” sorusuna odaklanmak gerekiyor. Eğer bu sorunun cevabını doğru veriyor ve uyguluyorsak siyaseten etik davrandığımızı iddia edebiliriz.
Siyasi etiğin üç temel siyasi aktörü var; Kampanya yürüten siyasi adaylar, siyasi bir kitleyi yöneten siyasi liderler ve seçmeler. Oysa bizler siyasi etik kavramını kullanırken hep siyasetçiyi kast ederiz, biz seçmenler davranışlarımızı bu açıdan sorgulamayız. Oysa siyasi etik açısından üç aktör de aynı derecede önemli. Siyasi etiği toplumun kendisinde aramak gerekir. İyiyi ve kötüyü besleyen toplumdur, çevredir. Kendi ahlaki inançlarımızı ve davranışlarımızı sürekli gözden geçirmeliyiz, kendimiz ve şekil almasına yardımcı olduğumuz kurumların makul ve sağlam standartlara erişmesi için çalışmalıyız. Öyle ise siyasi etiksizliğin olduğu yerde siyasetçiye, topluma, bireylere ve kamu yöneticilerine de bakmak gerekiyor. Bundan dolayı siyasi etiğin var olabilmesi için tüm kesimlerde ahlakilik esas olmalı.
Siyasi Etiksizlik Siyasetin Finans Biçiminden Beslenir
Siyasetin finans kaynakları meşru değilse o ilişkiden siyasi etiğe uygun sonuç beklemek gerçekçi değil. Siyaseti kim ve kimler finans etmiş ise karşılığını talep etmiş ve almıştır. Ekonomik olarak kendilerini bağlı hissedenler siyaseten bağımsız davranamazlar.
Siyasi etiğin gerçek anlamda var olabilmesi için etik davranışların sergilenebileceği uygun bir ortamının olması gerekir. Ortamın uygunluğu ise daha çok örgüt kültürüyle ilgilidir. Öncelikle etik davranışlar gösteren bireylerin bulunduğu siyasi örgütlerin var olması gerekiyor. Bireyler etik sorumluluklarını yerine getirirken örgütün etik havasını dikkate alır.
Siyasi Bireyi Yücelten ve Zenginleştiren Siyaset Etik Değildir
Bazı insanlar ya siyaset yaparak yaşar ya da siyaset sayesinde yaşar. Siyaset yaparak yaşayanlar, siyaseti yaşam biçimi haline getirir. Onların siyasi faaliyeti daha çok fedakarlık üzerine kurulmuştur. Siyaset sayesinde yaşayanlar ise siyaseti kendilerine sürekli bir geçim kaynağı yapmaya çalışır. Meslek olarak siyaseti seçmiştir ve siyasi mesleğini sürdürmek için de taviz vermeye her zaman hazırdır.
Seçim, demokrasinin parçalarından biridir ama demokrasinin bütününü ifade etmez. Seçmen, vatandaşın seçimler sırasında üstlendiği rolü nitelemek için kullanılır. Bu nedenle vatandaşı sadece seçmen olarak nitelemek doğru değil. Çünkü vatandaşı yalnızca seçmen ya da müşteri olarak tanımlamak demokratik vatandaşlık açısından yetersizdir. Seçim sürecini ve eylemini demokratik siyasetin bir parçası olarak tanımladığımızda, seçimlerden sonra vatandaşın rolü sona ermez.
Etik İlkeler Uygun Toplumsal Yapı ve Örgütlerde Yaşar
Etik ilke ve değerlere sahip olmayan bir toplum veya örgütten etik değerleri olan siyasilerin doğması ve etik siyasetin var olması mümkün değil. Siyaset oyunları içerisinde kalarak ahlâklı davranış içerisinde kalmak bütün oyuncuların ahlâktan ayrılmamasını şart koşar. Oyunda bir ahlâksızlık varsa ve bu kural dışı kabul edilmiyorsa hatta bu teşvik ediliyorsa, o zaman ahlâkdışı davranışlarla iktidar mücadelesi yapılıyor demektir.
İktidar sürecinin ahlaklı olabilmesi için iktidara geliş sürecinin de ahlâkî olması gerekiyor. İktidara geliş süreci ahlaki değilse bir süre sonra şikâyetler başlar, çünkü ahlâkî olmayan tavır ve davranışlarla iktidara gelenler bunun bedelini ödemek zorunda kalır. Kendi birikimi ve kabiliyetlerini öne çıkartan bir söylemden ziyade rakiplerinin ayıplarını araştırıp siyaset yapanlar ahlâksız siyasetin aracı olur. Bunu yapan siyasetçi şu mesajı vermektedir: “Benim kabiliyetim ve ehliyetim başkalarının ayıplarını araştırmak ve onu ortaya açmakla sınırlı.”
Siyasi etik, siyaset, yargı, yönetim ve toplumun kararlılığı, işbirliği ve desteği ile hayata geçer. 2014 yerel seçimleri siyasi etiğin ayaklar altına alındığı, ilkesizliğin egemen olduğu, kazanmak için her yolun meşru görüldüğü bir seçim oldu. Bu eğilim değiştirilmediği taktirde önümüzdeki seçimlerin de gerçek bağlamından kopuk, toplumu kamplaştıran, bölen ve sonunda “Biz bunları nasıl yaptık ?” sorusunu sorduracak sonuçlar doğruma ihtimali yüksek.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol