Küresel gerilim, “Son Büyük Çatışma” ihtimali ve İslam ümmeti için hikmet ve birlik çağrısı
- GİRİŞ31.01.2026 08:49
- GÜNCELLEME31.01.2026 08:49
Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, İran ve tüm Müslüman liderliğe mütevazı fakat ciddi bir tavsiye
Dünya bugün son derece hassas bir eşiğe girmiştir. Siyasi gerilim, askerî söylem, ekonomik baskılar ve korku psikolojisi birleşerek insanlığı büyük bir çatışmanın kıyısına sürükleyebilir. Özellikle İran, ABD ve İsrail çevresinde artan tansiyon, sertleşen açıklamalar ve bölgedeki belirsizlik atmosferi açık bir uyarıdır: Eğer hikmet, sabır ve diplomatik akıl zayıflarsa, bedel yalnızca devletler veya hükümetlerle sınırlı kalmayacak; milyonlarca masum insan, ulusal ekonomiler ve bütün toplumlar bunun acısını çekecektir.
Bu ortamda bazı çevrelerde “Armageddon / son savaş”, “üç gün karanlık”, “büyük kıyım” ve İmam Mehdi’nin zuhuruna dair ölçüsüz, duygusal ve kesinlik iddiası taşıyan söylemler yaygınlaşmaktadır. Burada dinî sorumluluk ve samimiyetle şu hakikati vurgulamak gerekir: Gaybın kesin bilgisi yalnızca Allah’a aittir. İslam, korku yaymayı veya ispatlanmamış iddialarla toplumları tedirgin etmeyi değil; Kur’an’ın rehberliğinde hikmeti, adaleti, ihtiyatı ve insan hayatının korunmasını öncelemeyi emreder. Bu metin bir kehanet ya da sansasyon değil; akılcı bir uyarı ve hayırhah bir çağrıdır. Müslüman liderlerin ve karar alıcıların bugün olağanüstü bir dikkat göstermesi, halklarına duygusal sloganlar yerine barış, güvenlik ve en az insanî kayıp yolunu göstermesi gerekmektedir.
1) Savaşın ateşinde önce insan yanar
Kur’an-ı Kerim insan hayatına eşsiz bir değer atfeder:
“Haksız yere bir canı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” (Maide 5:32)
Bu ayet yalnızca ahlaki bir öğüt değil; devlet, askerî ve diplomatik politika için açık bir ölçüdür. Gerilim arttığında ilk öncelik; sivillerin, çocukların, kadınların, yaşlıların ve masum insanların korunması olmalıdır. Güç gösterileri geçicidir; insanî kayıpların açtığı yaralar ise nesiller boyu kalır.
2) Ahir zaman anlatılarında imanla birlikte ilmî ihtiyat
İslam geleneğinde ahir zaman alametleri zikredilmiştir; ancak âlimler iki temel ilkeye dikkat çeker:
Birincisi, zayıf, tartışmalı veya sabit olmayan rivayetler üzerine toplumsal ya da devlet düzeyinde kararlar bina edilmez.
İkincisi, alametlerin zikri korku üretmek için değil; tövbe, ıslah, sabır ve fitnelerden sakınma içindir.
Bazı rivayetlerde olağanüstü günler, fitneler ve kan dökülmesinden söz edilse de; sahihlik, bağlam ve doğru anlama esastır. Bu nedenle “üç gün karanlık” ya da “kaçınılmaz büyük kıyım” gibi iddiaları kesin ve yakın gerçeklik olarak sunan söylemler karşısında ümmetin görevi; duygulara kapılmak değil, ilme, hikmete ve Kur’ânî dengeye sarılmaktır.
3) Diplomasi: Kur’an’ın siyasal ve ahlaki rehberliği
Kur’an savaşta bile sınırı öğretir:
“Haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara 2:190)
Barış imkânı doğduğunda ise rehberlik açıktır:
“Eğer barışa meylederlerse sen de ona meylet ve Allah’a tevekkül et.” (Enfal 8:61)
Bu çerçevede mütevazı tavsiyeler şunlardır:
Türkiye, diplomatik kapasitesini, tarihî rolünü ve bölgesel etkisini kullanarak tansiyonu düşürme yönündeki aktif tutumunu sürdürmelidir.
Suudi Arabistan, Mısır ve diğer Arap ve Müslüman ülkeler; dinî ve siyasî ağırlıklarıyla diyalogu ve bölgesel güvenlik mimarisini güçlendirmeye devam etmelidir.
Pakistan, nükleer gücünü en üst düzey hikmet ve ihtiyatla; Müslüman ülkelerin savunması ve dünya barışı için sorumluluk bilinciyle kullanma politikasını korumalıdır.
İran, ABD ve İsrail dâhil tüm taraflar; açık cepheleşme yerine arka kapı diplomasisini, arabuluculuğu ve müzakere kanallarını kapatmamalıdır. Zira tarih şunu gösterir: Savaşlardan sonra da masa başına dönülür; fakat o zaman ödenen bedel çok daha ağır olur.
4) Ümmetin en büyük kalkanı: birlik ve iç ıslah
Kur’an ümmetin ahlaki siyaset ilkesini şöyle koyar:
“Allah’tan sakının ve aranızdaki ilişkileri düzeltin.” (Enfal 8:1)
Bugün ümmetin zayıflığı yalnızca dış tehditler değildir; iç ayrışma, mezhepçilik, nefret dili ve sosyal medyada körüklenen savaş psikolojisi de büyük bir zaaf oluşturur. Ümmet içeriden bölünmüşse, dış ateşin içeri sızmasını kimse engelleyemez.
5) İstiğfar: Kur’an’ın vaadi ve toplumsal sığınak
Kur’an-ı Kerim çok açık bir ilke bildirir:
“Onlar istiğfar ederken Allah onlara azap edecek değildir.” (Enfal 8:33)
Bu sadece manevi bir öğüt değil, ilahî bir vaattir. Bir toplum topluca istiğfara, dönüşe ve ıslaha yöneldiğinde rahmet kapıları açılır. İstiğfar yalnızca dille söylenen bir zikir değildir; zulümden, yalandan, hileden, yolsuzluktan, kibirden, nefretten ve insan hayatını değersizleştirmekten tövbe etmektir. Böyle toplumlar Allah’ın izniyle birçok beladan korunur; büyük fitnelerin keskinliği azalır.
6) Fiilî tedbir: Sebeplere sarılmak sünnet ve hikmettir
İslam’da tevekkül, pasiflik değildir. Tevekkül; mümkün olan tüm tedbirleri almak, kalbi Allah’a bağlamaktır. Bu nedenle Müslüman liderler için bazı pratik öncelikler vardır:
Sivil savunma, acil sağlık kapasitesi, gıda ve ilaç stoklarının önceden hazırlanması.
Nefret dili ve mezhepçi içeriklere karşı açık ve kararlı politikalar.
Muhtemel insani krizler ve mülteci akınları için bölgesel iş birliği.
Söylentiyi, kıyamet korkusunu ve savaş histerisini azaltan sorumlu bir medya dili.
Her düzeyde insan hayatının korunmasını en üst öncelik yapmak.
Sonuç: Kur’an’ın ışığında hikmete davet
Mevlânâ’nın diliyle söylersek, gerçek zafer toprakları ele geçirmek değil; kalplerdeki nefreti yenmektir. Kalp nefretle dolduğunda savaş kaçınılmaz görünür; kalp Allah’ın huzurunda eğildiğinde barış mümkün olur. Bugün ümmetin en çok ihtiyacı olan şey; hem liderlerin hem halkların dili yumuşatması, niyeti temizlemesi, tedbiri güçlendirmesi ve Allah’a yönelerek istiğfar ve tevekkülü çoğaltmasıdır. Çünkü Kur’an’ın vaadi şudur: İnsanlar istiğfar hâlindeyken rahmet kapıları açık kalır ve azaptan korunurlar.
Allah dünyamızı savaş çılgınlığından muhafaza etsin; ümmete hikmet, birlik ve dirlik nasip etsin; her mazlum canı korusun. Âmin.
Dr. Mansoor Malik, Londra, İngiltere
Yorumlar5