Teknoloji ile eskatoloji arasında — Düşünmeye değer bir değerlendirme

  • GİRİŞ14.02.2026 09:08
  • GÜNCELLEME14.02.2026 09:08

Her nesil, eşi benzeri görülmemiş bir dönemin eşiğinde durduğuna inanır. Bizim neslimiz de yanılıyor olmayabilir; ancak içinde bulunduğumuz zamanı değerlendirirken dikkatli, ölçülü ve serinkanlı olmak zorundayız.

2026 yaşanırken dünya genelindeki tartışmalar iki güçlü anlatı arasında gidip gelmektedir: teknolojik hızlanma ve eskatolojik beklenti. Bir tarafta yapay zekâ, otomasyon, jeopolitik dönüşümler ve ekonomik belirsizlikler yer alırken; diğer tarafta ahlaki gerileme, aldatma ve insanlığın son bir döneme girip girmediğine dair dini tartışmalar bulunmaktadır. Sorumlu yaklaşım, “sonda mıyız?” sorusunu sormaktan ziyade, içinde bulunduğumuz süreci korkuyla değil berraklıkla nasıl değerlendirebileceğimizi araştırmaktır.

Yapay zekâ artık deneysel bir alan değildir; finans, tıp, eğitim, kamu yönetimi, medya ve hukuk sistemlerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. 2026 yılına gelindiğinde yapay zekâ sistemlerinin üst düzey karar alma süreçlerine daha fazla destek vermesi, idari ve analitik işlerin önemli bir kısmını otomatikleştirmesi, insan üretiminden ayırt edilmesi güç medya içerikleri üretmesi ve küresel ekonomik verimliliği doğrudan etkilemesi beklenmektedir. Buradaki temel mesele yapay zekânın varlığı değil, onun nasıl yönetileceğidir. İnsanlığın karşı karşıya olduğu asıl soru, giderek daha otonom hale gelen sistemlerin etik sınırlar içinde nasıl tutulacağıdır. Tarih göstermiştir ki teknoloji tek başına kıyamet getirmez; toplumları istikrarsızlaştıran unsur çoğunlukla teknolojinin kötüye kullanımı, dengesizliği veya ahlaki denetim eksikliğidir.

Jeopolitik açıdan bakıldığında dünya çökmüyor, ancak belirgin biçimde parçalanmaktadır. Büyük güçler arasındaki stratejik rekabet sürmekte, bölgesel çatışmalar devam etmekte, ekonomik ittifaklar yeniden şekillenmekte ve tedarik zincirleri yeniden yapılandırılmaktadır. Enformasyon savaşı ise kamu algısını giderek daha fazla etkilemektedir. 2026’nın dramatik ve ani bir küresel kırılma üretmesi düşük ihtimal görünmektedir; daha muhtemel olan, çok kutuplu güç yapılarının derinleşmesi, bölgesel blokların güçlenmesi, siber ve bilgi temelli çatışmaların artması ve ekonomik dalgalanmaların sürmesidir. Bu bağlamda asıl tehlike ani bir patlamadan ziyade yavaş ve sürekli bir aşınmadır.

Çağımızın en derin dönüşümlerinden biri ise psikolojiktir. Sürekli uyarılar, kriz anlatıları, kutuplaşmış medya dili ve algoritmaların öfkeyi büyüten yapısı toplumları yalnızca siyasi olarak değil, zihinsel olarak da yormaktadır. Bilginin araçsallaştırılması ve hatta silah hâline gelmesi algıyı istikrarsızlaştırmakta, bu durum da eskatolojik yorumların artmasına zemin hazırlamaktadır. Krizler teatralleşmekte, korku ise kolayca pazarlanabilir bir duyguya dönüşmektedir. Bu ortamda sakin ve dengeli analiz giderek daha nadir hâle gelmektedir.

Eskatolojiye bakıldığında, Hristiyanlık, İslam, Yahudilik ve diğer geleneklerde ortak bazı temaların tekrar ettiği görülür: ahlaki gerileme, yaygın aldatma, toplumsal parçalanma, liderlikte yozlaşma ve nihayetinde adaletin yeniden tesisi. Bununla birlikte, bu temaların tarih boyunca döngüsel biçimde yorumlandığı unutulmamalıdır. Salgınlar, dünya savaşları ve büyük siyasi çalkantılar sırasında pek çok insan yaşadığı dönemi insanlık tarihinin son aşaması olarak görmüştür. Ana akım dini ilim geleneği ise açık ve kesin deliller olmaksızın tarih belirlemeyi ya da güncel olayları kesin kıyamet alametleriyle özdeşleştirmeyi temkinle karşılamaktadır. Bu nedenle eskatoloji bir takvimden çok bir ahlaki mercek işlevi görür; insanlığa adalet, doğruluk, sorumluluk ve ruhsal uyanıklık sorularını yöneltir.

Objektif açıdan değerlendirildiğinde çağımızın bazı özellikleri gerçekten benzersizdir. Anlık küresel iletişim, yapay zekâ destekli içerik üretimi, nükleer ve siber kapasite ile küresel ekonomik karşılıklı bağımlılık, yerel bir istikrarsızlığın saatler içinde küresel etki oluşturmasına imkân tanımaktadır. Ancak insanlık daha önce de Kara Veba, Moğol istilaları, iki dünya savaşı ve nükleer çağ gibi dönüştürücü krizlerden geçmiştir. Bu dönemlerin her biri kendi çağında varoluşsal görünmüş, medeniyeti derinden sarsmış ancak insanlığı sona erdirmemiştir.

Sakin bir değerlendirme, 2026 yılında yapay zekânın genişlemeye devam edeceğini, düzenleyici tartışmaların yoğunlaşacağını, ekonomik çöküşten ziyade yeniden ayarlamaların yaşanacağını, jeopolitik gerilimlerin süreceğini ancak küresel bir felakete dönüşmeyeceğini ve toplumların manevi ve etik sorulara daha fazla ilgi göstereceğini ortaya koymaktadır. Asıl risk ani bir kıyamet senaryosu değil, ahlaki yön kaybıdır.

Teknolojik güç ahlaki gelişimden daha hızlı arttığında istikrarsızlık kaçınılmaz hale gelir. Yapay zekâ büyük ölçekte zekâ üretebilir, ancak vicdan üretemez. Nükleer silahlar savaşın doğasını değiştirmiştir, fakat insanın açgözlülüğünü değiştirmemiştir. Dijital medya insanlığı birbirine bağlamaktadır, ancak bilgeliği garanti etmemektedir. Eğer çağımızın eskatolojik bir boyutu varsa, bu kozmik işaretlerden ziyade benzeri görülmemiş bir kapasite altında verilen ahlaki bir sınavdır.

2026 yılı yalnızca algoritmalar ya da kehanetlerle tanımlanmayacaktır. Bu yıl, liderlerin ölçülü davranıp davranmayacağı, kurumların bütünlüğünü koruyup korumayacağı, teknolojinin hizmetkâr mı yoksa efendi mi olacağı ve inanç topluluklarının paniğe kapılmadan rehberlik sunup sunmayacağı ile şekillenecektir. Eskatoloji zulmün kalıcı olmadığını hatırlatırken, teknoloji gücün arttığını göstermektedir; bu iki gerçeklik arasında ise sorumluluk yer almaktadır.

2026’yı insanlık tarihinin son bölümü ilan etmek entelektüel olarak sağlıklı değildir; aynı şekilde yaşadığımız dönüşümlerin ciddiyetini görmezden gelmek de gerçekçi değildir. Bilge duruş ne inkâr ne de paniktir; bilge duruş hazırlıktır. Bu hazırlık çöküşe değil, hesap verebilirliğe yöneliktir. Tarih bize medeniyetlerin kehanetler yüzünden değil, ahlaki çürüme yüzünden çöktüğünü; aynı zamanda teknolojik ilerleme sayesinde değil, vicdan canlı kaldığı sürece ayakta kaldığını öğretmektedir. 2026 sistemleri sınayacaktır; fakat daha da önemlisi karakteri sınayacaktır. Gelecek spekülasyonla değil, sorumlulukla şekillenecektir.

Dr. Mansoor Malik — The Kingdom of Love — London

Yorumlar2

  • Cihad 2 saat önce Şikayet Et
    Sorumlu yaklaşım denilmiş, bu sorumluluğu kim alacak devletler mi bireyler mi?
    Cevapla
  • Cihad 2 saat önce Şikayet Et
    Ziyadeyisle doğru bir değerlendirme ve şerr gibi gözüken bazı gelişmelerin olumsuzluklarla beraber hayır kapılarını açacağına olan inancı destekleyici.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat