Bak şu Fitch'in yaptığına...

  • GİRİŞ25.07.2011 10:20
  • GÜNCELLEME25.07.2011 10:20

Geçtiğimiz hafta ekonomide hem dış hem de iç kaynaklı önemli gelişmeler yaşandı.

Haftaya, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin cari açık nedeniyle gelişmekte olan ülkeler arasında kriz riskine en açık ülke olduğu yönündeki raporunun yayınlası ile başladık.

Ardından IMF, Avrupa kökenli olası bir krizin yayılması halinde Türkiye’nin en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğunu belirtti.

The Economist dergisi, 27 ülke ekonomisi için bir “Isınma Endeksi” yayınladı. Bu endeks, cari açığın büyüklüğü, fiyat artışları, ekonomik büyümeye karşı kredilerdeki artış oranları, 2008’den sonraki büyüme ile ondan önceki on yıllık büyüme oranları, işsizlik göstergeleri, ekonomideki büyümeye karşı kredilerdeki artış oranları ayrı ayrı puanlanarak oluşturulmuş. Türkiye ekonomisi en fazla ısınmış görünen 7 ülke içinde 6. sırada.

Hafta ortasında Merkez Bankası’nın politika faiz oranını ve zorunluluk karşılıklarını değiştirmediği açıklandı. Aynı gün öğleden sonra, AB ülkelerinin Yunanistan ve benzer sorunlarla karşılaşan ülkelerle ilgili yeni kurtarma tedbirlerinin neler olacağı belli oldu. Bu rüzgârların etkisinde dolar fiyatı 1.67 TL, euro 2.39 TL, Cumhuriyet altını 585-590 TL’den satılır oldu. Gösterge faizi yüzde 8.63’lerde dolaştı. İMKB endeksi inişe geçti.

Nihayet hafta sonu Merkez Bankası Başkanı “Dövizde açık pozisyonunu kapatan rahat eder” deyince özel şirketler olası bir döviz krizine karşı döviz alımına geçti ve Dolar 1.70 TL’ye kadar yükseldi.

2003 yılından beri bu ülkeye çok ciddi anlamda bir yabancı sermaye girişi oldu. Daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, bu para bolluğu ülkede etkin ve verimli alanlarda yatırıma dönüştürülememiş, cari açık fonlanmış ve insanlara ürettiklerinden fazlası tükettirilmeye özendirilmiştir. Bunun faturasını kim ödeyecek diye sorulduğunda da cari açık kontrol edilebilir düzeydedir, sorun yoktur denilmiştir. Türkiye 2008 küresel krizini böyle bir ortamda geçirdi. Kriz bizde belki Avrupa ülkeleri kadar derinleşmedi. Bankacılık yapımız güçlü olduğu için ve borç stoğumuz aşırı olmadığı için ağır kayıplara yol açmadı. Fakat krizden etkilenmedik diyemeyiz. Zira, 2009 ve 2010 yılı ekonomik göstergeleri durumu açıkça ortaya koyuyor. 2008 krizinden sonra da ekonomimizde üretim tabanlı bir yapılanma ve büyüme modeli benimsenmediği gibi, aşırı canlı iç talep tamamen ithalata dayalı üretim yapısı nedeni ile dış ticaret açığını rekor düzeye çıkardı. Beraberinde de büyümede dünya rekoru geldi.

Avrupa'da kaynayan kazanda şu an Yunanistan pişiyor. Portekiz ve İspanya da benzer sıkıntılarla boğuşuyor. İtalya da sırasını bekliyor. Euro’nun değer kaybı bir yana, Euro’nun bir para birimi olarak devam edip etmeyeceği tartışılıyor. Türkiye cari açığının giderek yükseldiği bir ortamda böyle bir küresel krizle başetmek zorunda kalabilir.

Tüm bu olumsuz tablonun yanında olumlu yönlerimiz de var elbette. Geçen haftaki yazımızda ekonominin ilk yarı karnesini açıklamış ve bu güçlü yanlarımızdan bahsetmiştik. Herşeyden önce ciddi anlamda güçlü bir bütçe yapımız var. Bu yönüyle dünyada riskli ülkelerden ayrılmış durumda ülkemiz. Bugün riskli ülkelerdeki risk ölçüsü, bütçe açığının ve dış borcun milli gelire oranıdır. ABD’nin bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 10.5, kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 100’ün üzerinde. Bütçe açığı Fransa’da yüzde 7.0, İngiltere’de yüzde 10.5, İtalya’da yüzde 4.6, Almanya’da yüzde 3.3 oranında. AB tanımına göre kamu borcu Almanya’da milli gelirin yüzde 83’ü, İtalya’da yüzde 119’u, Fransa’da yüzde 81’i, Yunanistan’da yüzde 142’si oranında. Bizde bütçe açığı milli gelirin yüzde 3’ünün altında, AB tanımlı kamu borcu yüzde 45’in altında dolanıyor. İthalde alınan KDV ve ÖTV vergileri, maliyede uygulanan vergi afları ve diğer ödemeler bütçeyi 29 milyar TL fazla olarak kayıtlara geçirdi.

Krizin etkilerinden en iyi şekilde kurtulmak üretimle olur. Çünkü, herşeyin başı üretimdir. Döviz tüketen değil, döviz üreten üretim. İşte o zaman ülkede istihdam artar, refah artar. Gerçek büyüme ortaya çıkar ve o zaman kimse çok büyüdük, desteksiz büyüdük demez. Bu anlamda yapısal değişiklerin hızla gerçekleştirilmesi gerekir.

Sermaye hareketlerinin bu denli hızlı ve serbest hareket ettiği bir dönemde krizden etkilenmeyiz demek fazla iyimselik olur.

Fakat olası krizin etkilerini ve yapılması gerekenleri iyi analiz edip, doğru pozisyon almak gerekir.

Yabancı derecelendirme ve finans kuruluşlarının açıklamalarını hicvederken, kendi açıklamalarımıza da dikkat etmeliyiz.

Dr. Murat Çemberci - Haber 7
ogeday88@hotmail.com

Yorumlar1

  • Uğur 14 yıl önce Şikayet Et
    Murat Bey. Öncelikle bu memeleketin başta çok değerli Cumhurbaşkanı,Başbakanı ve değerli kabinesi olduğu sürece bu ülkede kriz olması biraz zor gibi, 2008'de bunu çok iyi gördük. Bu hükümet fırsatları iyi bilip çok iyi değerlendiriyor, çünkü bir ülkenin kazanı eski hükümetlerin kaşıkları ile dönmüyor, zemin sağlam durumda hazine bu durumda çok önemli ve en önemlsi üretici tabiki; Olası bir krizde ne olur derseniz benim söyleyebileceğim tek şey içimizdeki nifaklar kılını tepretmezse bir bu krizde yine kat kat büyüyeceğiz. Ve hatta şunuda iyi görebildik ki bu hükümet o nifaklarıda çok az sayıya düşürmüştür. Bir vatandaş olarak gördüğüm tek risk bankalardır onuda yine hükümetimiz ve bddk kontrol altına almıştır. Allah bu ülkeyi adaletle şerefle namusla hizmet edenlerin yolunu açık etsin biz artık kriz nedir bilmez duruma geldik, buda ne yazık ki avrupa ve diğer nifakların içini kemiriyor. Yürü TÜRKİYEM SENİ KİM TUTAR, ALLAH HEPİMİZİN YAR VE YARDIMCIZI OLSUN. AMİN
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat