Erbakan Hoca Laikliğin teminatıydı
- GİRİŞ15.03.2011 07:58
- GÜNCELLEME15.03.2011 07:58
Dün Tıp Bayramı'ydı.
14 Mart 1827'de Sultan II. Mahmut, Türk yurdunda ilk modern tıp fakültesini kurdu: Tıphane ve Cerrahâne-i Âmire. Şehzadebaşı'nda, Tulumbacıbaşı Konağı'nda. Askerî bir okuldu bu. Hedef, orduya hekim yetiştirmekti.
Osmanlı ordusu, 100 küsur senedir girdiği neredeyse bütün savaşları kaybediyordu. Bilhassa Ruslarla sürekli harp yapılıyor ve sürekli mağlup olunuyordu.
1768'de Moskoflar karşısında bozguna uğrayınca, III. Mustafa:
'İşimiz kaldı hemân merhamet-i lem yezel'e' diye biten şiirini yazmıştı: İşimiz, merhameti sonsuz olan Allah'ın acımasına kalmış!
Sultan Mustafa Allah'tan yardım dilemesine diledi, ama bununla da kalmadı, orduya mühendis yetiştirmek niyetiyle, 1773'te, Haliç Tersanesi'nin olduğu yerde, bir deniz mühendis okulu açtı: Mühendishane-i Bahrî-yi Hümâyûn. İşbu tarih, İTÜ'nün kuruluşu kabul edilir.
Sultan Mustafa'nın oğlu III. Selim, 1789'da, Fransız İhtilâli'nden dört ay önce tahta çıktığında, hem Rusya'yla hem Avusturya'yla savaş halindeydik ve âkıbet yine hüsrandı.
Büyük bir bestekâr, iyi bir neyzen, narin bir Mevlevî olan III. Selim'in belki de en mühim hizmeti, babasınınkine göre daha eli yüzü düzgün bir eğitim kurumunu açmasıydı: Sene 1795, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn. Kara ordusu askerî mühendis okulu.
Tekrar edeyim: Hedef, eğitim reformu yapmak değildi. Hedef, şamar oğlanına dönmüş olan orduyu kuvvetlendirmekti. Ve bunun yolunun 1-Bilgi, 2-Teknoloji, 3-Zihniyet inkılâbından geçtiği anlaşılmıştı.
Mühendishaneleri, 1827'de tıbbiyenin açılışı takip etti. Vizyon, yine orduya servisle sınırlıydı.
Ama tarih yürümeye başlayınca durmak bilmez. Osmanlı mülkünde her gün yeni bir şey oluyordu artık: Mecelle, anayasa, meşrutiyet, fikir hürriyeti mücadeleleri, kadın hareketleri, Cumhuriyet, çok partili hayat, fabrikalar, şehirlere hücum, sol muhalefet, dünya ekonomisiyle bütünleşme, sayısı 156'yı bulan üniversiteler...
İşte bütün bunlar olduktan sonra kaçınılmaz olarak laiksinizdir. Laiklik uğruna cansiperâne savaşlar verilen bir kızıl elma değil, bir sosyolojik süreçtir.
Sanayileşme, uluslar arası ticaret, piyasa, serbest rekabet, bilgi üretimi, kentleşme, toplumsal çeşitlilik varsa demokrasi ve laiklik barajları aşar gider.
Laiklik, yılmaz savaşımcıların Anıtkabir'e yürümeleriyle, her gün Nutuk okumalarıyla, başörtüsü yasaklamalarıyla yerleşecek bir şey değildir.
Memlekette birileri ağır sanayiden bahsediyorsa, o memleket geri dönülemez biçimde laik demektir. Çünkü ağır da olsa hafif de olsa sanayi demek... Bilgi, teknoloji, fabrika, kentleşme, işçi hareketleri, çalışan kadınlar, çatışan menfaatler, ticaret, dünya ile bütünleşme demektir.
Erbakan Hoca vicdanıyla, duygularıyla, hayat tarzıyla Müslümandı. Müslüman kalarak modernleşmek istiyordu.
Aynen İslâm halifeleri olan Sultan Mustafa, Selim ve Mahmut gibi.
Erbakan, Mühendishane'nin devamı olan İTÜ'de okudu, İTÜ'de makine hocası oldu.
Dindar kitleleri demokratik mücadelenin içine çekti. Uzun ömrünün bir ânında bile, meşruiyet çizgisinden sapmadı. Demokrasi için tehlike, dindarların demokratik mücadeleye katılması değildir. Demokrasi için tehlike, demokratik mücadeleye katılmayan yığınların bulunmasıdır.
Erbakan Hoca, milyonlarca dindara kalkınma hedefini gösterdi. Yani muhafazakârlara modern bir dil verdi. Modern hedefler koydu.
1773'te başlayan bir bilgi ve teknoloji hareketinin bir parçasıysanız... Çok partili siyasî hayat içinde kendinize zemin arıyorsanız.. Hedefiniz demokrasi ve laiklik olmasa bile, varacağınız yer Batı tarzı demokrasi ve laikliktir.
Başörtülü kız avcılığı yapan bir yılmaz savaşımcı iseniz, varacağınız yer, Türkiye tarzı askerî-bürokratik cumhuriyettir.
Dr. Oğuz Tan - Haber 7
oguztan@mcaturk.com
Yorumlar3