En büyük gündem: Ölüm
- GİRİŞ10.10.2011 05:54
- GÜNCELLEME10.10.2011 05:54
Çalışma masasının üzerinde bir kitap duruyor günlerdir.
Okusam bir türlü okumasam bir türlü. Başlığına takılmışım bir kere. Diyor ki: "Ve Steve Jobs Apple'ı Yarattı". Cümlenin kalıbındaki çağrışımı anladınız tabii ki. "Ve Tanrı Âdem'i yarattı" sözüne nazire yapılıyor. Aslında Michael Mortiz imzası taşıyan kitabın orijinal adı bu değil. Sanırım "Return to The Little Kingdom"ı Türkçeye çevirirken böyle bir cümle kurmak için bir hayli zorlamak gerekiyor. İnsanların (bazen de kurumların) ölçüsüz abartılarla tanrılaştırılmasına sıcak bakmam mümkün olmadığı için Türkiye İş Bankası'nın çevirisine de elim bir türlü varmamıştı. Ama bir yandan da sanal dünyanın dehasını daha yakından tanımak istiyordum. Tam bu psikoloji içinde gel-gitler yaşarken dünya haber ajanslarına Jobs'ın ölüm haberi düşüverdi. Bütün gazetelerin birinci sayfasına, bütün televizyonların ana haber bültenine yansıdı bu ölüm haberi. Tabii ki internete de. İnternet dünyası bu 'şok haber'i adeta yasa bürünerek paylaştı. Jobs'ın üstün zekâsından bahsedenler, araştırmacı-mucit yanını derinleştirenler, teknoloji ile modern zamanların insanını buluşturmasını şerh edenler... Çok şeyler yazıldı söylendi Steve Jobs hakkında; ama hiçbiri Jobs'ın söylediği bir cümle kadar anlamlı gelmedi bana: "Hayattaki en güzel icat ölüm." Ancak hayatı dolu dolu yaşayan ve öbür tarafa giderken vicdanını rahat hissedenlerin söyleyebileceği tonda söylenmiş bir söz...
Tam Steve Jobs'ın 'en güzel icat'ına odaklanmışken TRT Haber'de "10'dan Sonra" programına konuk oldum. Siyaseti konuşacaktık, anayasa tartışmalarına değinecektik, KCK operasyonlarını tartışacaktık vesaire vesaire. Tam 'canlı yayın' başlamıştı ki bir vefat haberi geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın annesi bu dünyaya veda etmiş, yeni bir hayata gözlerini açmıştı. Daha önce de başıma geldi; stüdyoda oradan buradan konuşurken bir 'son dakika gelişmesi' kıskıvrak yakalıyor insanı. Bir çırpıda 'Ne düşünüyorsunuz?' diye sorulduğunda biraz önce büyük anlamlar yüklediğiniz 'sıcak gündemler' buharlaşıp kayıyor avuçlarınızın arasından. Bu sefer de öyle oldu. Sendeleyen cümleler eşliğinde 'Anne ölümü zordur' diyebildim ve o esnada ruhumu daraltan bir hatırlamayla, annemin vefatını dile getirdim. Yayın öncesi hiç düşünmediğim(iz) bir mecraya doğru sürükleniyordum. Annesini kaybeden adamın (velev ki bu bir başbakan olsun) gözlerini kaybetmişçesine karanlık bir boşluğa düştüğünden bahsettim. O boşluk hiçbir zaman dolmayacaktı. Daha bir gün önce eşim Rize'deki annesini özlediğini söylediğinde bir anda o boşluk içimi kaplamış 'Ben de annemi çok özledim ama...' deyivermiştim. Boğazıma düğümlenen o ani cümle gözyaşlarıma takılmasaydı ne diyecektim bilemiyorum. Çünkü hiçbir cümle o acıyı ve hasreti tarif etmeye yetmiyor. Üstelik o acı haber gelip insanı yakaladığında yeryüzündeki hiçbir gündemin önemi kalmıyor. Bir ölüm var karşınızda bir de o ölümü başka bir âlemin kapısı yapan o muhteşem irade. Dünya hayatına ve ölüme dair bazı hakikatler zihnimde geldi gitti. Oysa 'canlı yayın' devam ediyordu. Zar zor kendimi toparlayarak Başbakan Erdoğan'a başsağlığı diledim. Başınız sağ olsun Sayın Başbakan. Allah, Tenzile Hanım'ın ruhunu şâd eylesin...
Biz bu ölüm haberleriyle öbür âlem arasındaki perdeyi zorlarken haber merkezlerine yeni ölüm haberleri yağıyordu. PKK yine sivil insanları katletmişti mesela.
(Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz)
Ekrem Dumanlı / Zaman
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol