Kaç kafatası bir manşet eder?

  • GİRİŞ16.01.2012 06:28
  • GÜNCELLEME16.01.2012 06:28

12 Eylül 1980 darbesi ile ilgili davada yeni bir aşamaya gelindi.

Mahkemenin kabul ettiği iddianamede tüyler ürpertici gerçekler var. İşkenceye maruz kalan insanların verdiği ayrıntılar insanın yüreğini dağlıyor. Filistin askısına asılanlar, vücuduna elektrik verilenler, falakaya yatırılanlar, en yakın aile fertlerine işkence yapılanlar, tecavüze uğrayanlar... O korkunç hatıraları dinlerken "Allah'ım bir daha bize bu felaketleri yaşatma!" demeyenin ya kalbi bozulmuştur ya da aklı tutulmuştur.

Ne var ki kadim medya ne 1980 darbesinin o feci icraatına yer veriyor; ne de hukuki sürecin geldiği son noktaya. Demek ki onlarca yıldır edebiyatı yapılan "80 darbesi mağduriyeti" basit bir solcu söylemden ibaretmiş. "Çok çile çektik çok" nevinden söylenen sözlerin önemli bir kısmı, işkencelerden hesap sorma talebi ya da darbelerle yüzleşme isteğinden kaynaklanmıyormuş. Bu kadar duyarsızlığın başka bir izahı olmalı...

Eskiden JİTEM binası olarak kullanılan bir yapının çevresinde Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kazı yapıyor. Aman Allah'ım! Binanın etrafından kafatasları ve insan kemikleri çıkıyor. Savcılık olaya el koyuyor ve soruşturma genişletilerek sürdürülüyor. Bulunan kafatası sayısı 11'e yükseldi. Korkunç bir hadise! Kadim medyada ise tık yok.

Düşünün; benzer bir olay Batı'da yaşansa o ülkelerin medyası bu kadar ilgisiz davranır mı? Devlete ait bir güvenlik binasının bahçesinden değil 11; bir ceset bile çıkarılsa hadise manşetlere taşınmaz mı? Televizyonlar günlerce yayın yapmaz mı? Bizdeki basının bir bölümü niçin bu kadar suskun? İş derin devlete gelip dayanınca, o derin yapının icraatları birer birer ortaya çıkınca kadim medyanın suskunluğu artıyor.

İstanbul ve İzmir'de korkunç bir gerçekle yüz yüze gelindi. Toplamda 11 kilogram patlayıcı ele geçirildi. İstanbul Olimpiyat Stadı'nın yakınlarında ele geçirilen patlayıcıyı bir PKK militanının itiraf ettiği söyleniyor. İzmir'deki patlayıcı da bir ihbar üzerine ele geçiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, "Dehşetli ve önemli bir patlayıcı" diyerek meselenin vahametini ifade ediyor. Bu kadar vahim gelişmelerin Türk basınının bir bölümünde nedense pek kıymeti yok. Kıyıda köşede, iç sayfalarda, ara satırlarda geçiştiriliyor bu ürkütücü manzara.

Acı gerçeği bir daha hatırlatmakta fayda görüyorum: Bu ülkede bir ucu devletin imkânlarına dayanan, diğer ucu illegal örgütlenmeleri ifade eden ve her türlü kılığa girebilen derin bir yapı bulunmakta. O yapının psikolojik harekât planları çerçevesinde ortaya konulan kanlı eylemler, küçük ancak güçlü bir zümrenin hâkimiyet alanını oluşturuyor. Ülkenin istikrara kavuşması, ekonominin düzelmesi, cuntacılığın hesaba çekilmesi, faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilmesi, darbecilerin yargılanması ve buna benzer pek çok konuda hükümetlerin inisiyatif alması çok önemli. Ne var ki bütün bu olumlu gelişmelerden o malum zümre fevkalade rahatsız oluyor. Neden acaba?

Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

Ekrem Dumanlı / Zaman

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat