Mahallede yine şenlik var!

  • GİRİŞ14.04.2009 10:02
  • GÜNCELLEME14.04.2009 10:02

New York’tan Leyla T’ye…

Beterin beteri var, Allah korusun Leyla Hanım. Halinize şükretmeniz lazım. Benden size tavsiye, şayet imkânınız varsa iki rekât şükür namazı kılmanız. Şimdi buradan size şükür namazının tarifinin yapamam, “köşeden tebliğ”e girer.
Sizin muhteremin durumuna bakınca, ohooo dedim, mahallede eski hidayetler nerde Leyla hanımın kocası nerde…
Mahallede bu durumun adı “hidayete ermek” ya da “islama dönmek”tir.
“Sonradan hidayete ermişler” doğuştan hidayette olanlara “zillet hayatından nurlu hayata terfi ermenin faziletleri” konulu vaazlar verirlerdi.
Hatta bunlar medyatik isimlerden ise, mutlaka bir kitap yazıp, namazla nasıl huzur bulduğunu, hacca gidip nasıl yüceldiğini hissettiğini falan anlatırlardı. (Ki benzer örnekleri halen var.)
İmanınızın kıymetini bilin, demekti bu.
Nefsi emmarenin sizi nelere sürükleyeceğini aklınıza dahi getiremezsiniz diyerek, bol ışıklı hayatlarında aslında ne kadar karanlıkta olduklarını, idraksiz bir hayat içerisindeki mahviyetlerini anlatırlardı.
Ve daha neler neler anlatırlardı dinleyen safları bulduklarında.
Bizler de oralardan öğrenirdik, pırıltılı hayatları, alkol almanın zararlarını.
Kadın erkek bir arada eğlenmenin ne menem bir tehlike olduğunu.
Hatta sonradan hidayete erenler hızını alamazlar eski dönemlerini hatırlatmasın deyu bir de isimlerini değiştirirlerdi.
Misal..
Tolga olurdu Talha.
Burçin olurdu Fatma Betül.
Ersin de Enes..
Uzayıp gider liste.
Eskiyi hatırlatacak ne varsa hepsinden uzaklaşır...
Yıllardır namaz kılıp ibadet edenlerin erişemedikleri kerametlere erişirlerdi.
Misal, peygamberi görürler rüyalarında, peygamber bunlar aracılığı ile ümmete seslenirdi güya..
Hâsılı kelam.
Zaten hidayette olanlar, bu sonradan hidayet görmüşlerden hep bir ayar alırlar…
Hakkını yemeyelim, bizim mahalle de bu tür insanların etrafında pervane olur, sanki o güne kadar din hakkında bir şey bilmiyormuş gibi, onlardan sâdır olacak sözleri başıyla tasdik etmek için ağzının içine bakarlardı.
Yeter ki varlıklı ve üst sınıftan biri olsun. Din, Allah, kitap desin, hemen bir camiye vaiz yaparlar bizim mahallede.
Ne inkâr edelim, böyle komplekslerimiz var maalesef.
Ve bizimkilere bu kadar pırıltılı hayattan el etek çektiren bu hikâyelerdir.
Yani sizinkilerin bizimkilere anlattığı hikâyeler.
Adı üstünde hikâye işte.
Ailece hidayet bulmuşlar daha bir makbuldü.
Kadın da kadınlara anlatırdı.
Halinize şükredin ey kadınlar.
Sizin efendiler sizi el üstünde tutuyorlar, size karşı merhametliler, içip içip o kadın senin bu kadın benim, onun bunun yatağında sabahlamıyorlar.
Dışarıdan ışıltılı görünen, asri medeniyet dedikleri bu hayat çekilmez.
Hidayet bulduk da huzura erdik…
…
Sizin yanlış dindarlıklarıyla tanıdığınız insanlarda sizin pırıltılı hayatınızı hep zillet olarak bilirdi.
Birbirini tanımak sohbet etmek yerine orası burası öcü yapılırdı.
Tamam istisnalar kaideyi bozmaz.
…
Neyse ki aklı başında insanların da var olduğunu hatırlattı Ayşe Arman’ın röportajı.
Tam da yeniden “mahalle baskısı” üzerine yazılıp çizilmeye başlandığı şu dönemlerde Ayşe’nin röportajı iyi iş yaptı.
Tamam Leyla’yı anlıyorum.
Benim de deliler gibi âşık olarak evlendiğim adam günün birinde elinde kadehlerle dolaşmaya, alemlere akmaya başlasa “noluyoruz yahu” demeye başlar, ne yapacağımı şaşırırım.
Yetişin a dostlar diye, “kocama bir haller oldu”  diye ağıtlar yakarım.
Ama şu bizim namazında niyazındaki erkeklerin sonradan dağıtma hikayelerinde Leyla’nın kocasındaki o müthiş anlayışlı adam tavrı maalesef olmuyor.
Ya da kadın sonradan örtünmek istemişse erkekler hiçbir şekilde anlayışlı filan olmuyor.
Huzur Sokağı romanı, yıllar öncesinden bu hikayeyi anlatır bize.
Feyza’nın günün birinde dinini öğrenip, namaz kılmaya başlaması ve başını örtmesi sonucu kocasından gördüğü eziyetli hayat üzerinedir romanın konusu.
…
Cemaatin cemaati var Leyla Hanım.
Hidayete ermişin haddini bilmeyeni..
Ya sizin muhterem “hidayetsiz mutsuz huzursuz günlerim” diye hepimizin başına dikilseydi.
Alemden Mabede diye kitaplar yazmaya kalkışsaydı.
Vahyi rüyalar görüp ümmete haber getirdiğini, haber getirip götürme görevine nail olduğunu sanıp başımızda boza pişirseydi.
Bırakın adamcağız kendi halinde dinini yaşasın.
Bu sadece size eziyet gibi gelebilir. Ama koca bir millete eziyet etmesinden iyidir. Vatan millet adına buna katlanın lütfen!..

Elif Çakır - Taraf
elif.cakir@yahoo.com

Yorumlar5

  • mehmet ali kocaağa 16 yıl önce Şikayet Et
    teşekkürler..... gerçekten elif çakır çok güzel tesbitlerde bulunmuşsun... ellerine kalemine sağlık....
    Cevapla
  • YAHYA SEVGİLİ 16 yıl önce Şikayet Et
    dogru yorum. elinize sağlık cok dogru dusunceler bunlar
    Cevapla
  • ahmed bin malik 16 yıl önce Şikayet Et
    acaba?. genelde insanlar başından geçenleri kolay anlatamaz bunun yerşne hiç olmayan bir hayalı arkads orataya cıkar hepımızde vardır bu ya bızım bı arkads vardı şöle yaptı aslında o işi yapan bizizdir şimdi ben şunu merak ediyorum acaba ayşe armanın kendi başına yada bir yakının başına glen olayı bu denli ciddiyeli bir şekilde ele almasının altında ne yatıyor olablır :(
    Cevapla
  • ali yazar 16 yıl önce Şikayet Et
    no problem for arman. uydurmuştur kesin .leyla hanım diye birisi allah biliyodur yoktur.ama ispat et derlersede bulurlar birisini tıpkı 28 şubatta fadime şahin ali kalkancıyı buldukları gibi.
    Cevapla
  • FurkanNet 16 yıl önce Şikayet Et
    güzel cevap. ayşe armana güzel cevap olmuş tabrik ediyorum leyla hanım diye birisi varmıdır yokmudur emin değilim
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat