Kibarlık herkesin hakkı
- GİRİŞ28.04.2009 10:06
- GÜNCELLEME28.04.2009 10:06
Şehrin pek çok yerine asılmış “temiz toplum için, gençliği tüm kötülüklerden korumak için, uyuşturucu ile mücadele etmek için” gibi ünlü simaların da fotoğraflarıyla süslü bir nevi halkla bütünleşme, polisi sevdirme afişlerini biliyorsunuzdur.
164. yıldönümü kutlamaları yapıldı önceki hafta da.
Dile kolay, 164 yıllık bir kurum.
Bu kadar süre içinde artık mükemmele yakın olması gerek diye düşünülür.
Ama...
Hani nasıl derler...
Sen istediğin kadar “ürünüm iyidir, güzeldir” reklamı yap, asıl önemlisi halk arasında kulaktan kulağa fısıldanarak söylenenlerdir.
Söylenenler için de söylentiler için de diyeceğimiz şudur:
Canı pahasına görev yapmak, değil yarını için, bir saat için garantisi olmamak, halkın güvenliği için canını ortaya koymaktan daha büyük fedakârlık olabilir mi?
Ama bir yerde bu fedakârlık bir yerde Hakkari’deki polisin yaptıkları.
14 yaşındaki Seyfi Turan’ın başına hastanelik edinceye kadar dipçikle vurma görüntüleri henüz zihinlerdeki tazeliğini yitirmiş değil.
Enikonu taş atan bir çocuğu hastanelik edinceye kadar döven de polis...
Ülkenin darbecilerine, komşuya çay içmeye gelmiş misafir muamelesi çeken de...
17 yaşında başı kesilerek öldürülen Münevver’in neredeyse iki aydır katilini bulamadığı halde, “Peki aile neden kızlarını takip etmiyormuş... Kızları eve kaçta geliyormuş?” tuhaf açıklamalarını yapan da bir polis... Üstelik İstanbul gibi bir dünya başkentinin emniyet müdürü... Ayşe Arman’a verdiği röportajda Celalettin Cerrah’ın bu tuhaf açıklamalarını okumuşsunuzdur.
Şimdi size hangisi daha inandırıcı geliyor...
Böyle müdürlere böyle polis mi diyorsunuz.
***
Polisin görevi halkın güvenliğini sağlamakla birlikte halkın güvenini kazanmak değil midir?
Yoksa halkın güvenliği denirken, birileri bunu evlere giriş çıkış saatini kontrol etmek olarak mı algılıyor.
E madem öyle, semt karakollarının sayıları artırılsın, herkes evine en yakın karakolda eve giriş çıkış yaptığına dair kart bassın.
Eğer buna rağmen cinayete, gaspa kurban gitmişse ne âlâ, ancak o zaman mağdurdur.
Yok eğer eve geliş gidiş saatlerinde sorun varsa, müstahaktır...
Ya da... şöyle mi düşünmeliyiz?
Evet, poliste bir değişim var.
Ancak bu elitler, akademisyenler, öğretim görevlileri için geçerli.
Olur ya elleri kalem tutuyor, dışarıda onlarca kamera, objektif onları bekliyor, söyleyecekleri tek olumsuz cümle aleyhlerine olabilir.
Yoksa bunu da PR’ın bir uzantısı olarak mı düşünüyorlar.
Söz konusu elitlerse ikramda kusur etme, ayağı lastik ayakkabılı Kürt çocuğuysa öldüresiye dipçikle vur.
Hatırlayın...
Darbe girişimine tevessül eden kim gözaltına alınıp çıktıysa ağız birliği yapmışlarcasına hep aynı şeyleri söylediler: “Çok naziktiler, kibardılar, inanılmaz iyi muamele gördük”.
İçimizi rahatlattılar.
Aman memnun olsunlar darbecilerimiz, polislerimiz de onlara iyi davransın.
Engin Çeberler, Metin Göktepeler, Nijeryalı Okeyler karakolda ölse de olur, dur ihtarına uymadı diye insanları dank diye kafasından vursanız da olur.
Çok çelişkiler içeren bir konu, farkındayım.
Elbette ki polisimizi rencide etmek değil niyetim, pek çok husustaki gayretlerini biliyorum.
Ama bu sorunları da görmezden gelemeyiz.
***
Yoksa bu ülkede adam öldürmenin cezası, bir evin camını kırmaktan daha az.
Münevver’in babası da bunun farkında olmalı ki, “ölümü kabullendim hepimiz bir gün öleceğiz ama kızımı bu hale kim getirdi” serzenişinde bulunuyor.
“Aşçı değil de genel müdür olsaydım, kızımın katilleri yakalanırdı” sözleriyle sanki o da adaletin, kibarlığın, saygının sadece üst sınıflar için bulunduğu inancında.
Yoksa Münevver’in babası da, katil yakalansa dahi kısa bir süre sonra çıkacağını biliyor.
Üç gün sonra katil elini kolunu sallaya sallaya hayatını devam ettirirken, Münevver’in babasının hayatı zindan olacak.
Ama hâkimler, iyi halden, geçmişte başka suç işlememesinden, bitmiş bir hayat üzerinden pazarlığa oturacak ve bitmiş hayat indirimi yapacak.
Şimdi ben desem ki...
İnsan psikolojisine göre adam yargılayamazsınız.
Kimse benim öldürülen çocuğumun katilini affetmeye hak sahibi değildir.
Öldürülen sizin çocuğunuz olsa, koltuğunuza yaslanıp katil psikolojisi üzerine yorumlar mı yapardınız?
(Bu yazıyı kaleme almıştım ki Bostancı’daki çatışmada bir polisimizin öldüğü haberini aldım. Emniyet camiasına, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ne kadar zor şartlarda görev yaptıklarını bilmiyor değilim.)
***
Hanım hanımcık kızlar neler yapmazmış?
Garip bir Mehmet Ali Birand psikolojisiyle karşı karşıyayız...
Bir televizyon programında ünlü piyanist Süher Pekinel, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye’nin keman çalıp, şarkı söylediğini anlattığında duyduğu şaşkınlığa da ben şaşırdım. Birand şaşkınlığını aynen şöyle dile getiriyor “Ne diyorsun? Allah Allah ben hiç bilmiyordum. Gözümde birden bire değişiverdi kız. Yani bizim gözümüzdeki imajı hani muhafazakâr, hiç şey yapmayan böyle işlerle uğraşmayan, hanım hanımcık falan. Bizde öyle bir izlenim var.”
Birand’a sormak lazım...
Keman çalan, şarkı söyleyen kızlar “hanım hanımcık” değilse, nedir?
Elif Çakır - TARAF
elif.cakir@yahoo.com
Yorumlar6
-
isa ertuğrul
16 yıl önce
Şikayet Et
Emniyet MD,doğru söylemiş,. Senin birkaç yazarda bu konuya değindi babalar kızlarının eve kaçda gelip gittiğine karışmasınmı adamın kızı isterse eve hiç gelmesin adamın sesi çıkmasın o zaman hayırlı olsun bu kızdan herşey bekle artizde olur kapkaççıda yok imza falan deyip acitasyon yapmayın İst,gibi bir şehirde gece sokakda yürümek zorunda kalan bayanlara Allah kolaylık versin herkezin başına bir polis dikilemeyeceğine göre ne yapalım herkez tedbirini alsın..
Beğen
Cevapla
-
l.l.las
16 yıl önce
Şikayet Et
14 yaşındaki çocuk filistinli olsaydı?. bir kişi ve kurumun yaptığı yanlışları eleştirmek, neden o kişi ve kurumu yıpratmak olarak adlandırılıyor.. Velev ki yaptığımız yıpratma olsun, peki 14 yaşında bir çocuğun başına defalarca vurmayı nasıl adlandıracağız? saç taramak mı diyeceğiz?
şundan emin olalım ki; o polisin o kürt çocuğa vurduğu gibi, israilli bir polis filistinli bir çocuğa vursaydı, en başta aydın bey olmak üzere hepimiz insan hakları diye sokağa dökülür, alelacele israil bayrağı yakar, boykot çağrısında bulunurduk..
Beğen
Cevapla
-
ahmet arif can
16 yıl önce
Şikayet Et
ALLAH CÜMLEMİZİ AFFETSİN. ne yapalım şimdi.tayyip beyin kızı keman çalıyorsa o mesuliyet onunla allah arasında.bana sorarsan yakışmaz müslümana.şimdi merak ediyorum muhafazakarlar ne zaman rep single falan çıkaracaklar.artık pantolon mavi jeansten eşarp paristen.allah sonumuzu hayırlı etsin.ya rabbim sen bizi yozlaşmış kullarından eyleme.haşa kimseye lafıız yok.herkesin günahı kendine değil de neyse ...
Beğen
Cevapla
-
aydın karaman
16 yıl önce
Şikayet Et
polis ve askerimizi yıpratmak barona yarar. bunu yapmayalım. baronun
ekmeğine yağ sürmeyelim.
Beğen
Cevapla
-
ertugrul furkan zengin
16 yıl önce
Şikayet Et
POLİSSSS. Geçen gün ESES-BJK maçına açık tribüne girdim.Tribünler ana-baba günü,sıkışacak yer bile yok,o sırada hani sarı bölüm varya,oroda polise yakın bir yerde oturayım,en azından bir yer bulana kadar,birden arkamdaki polis "buraya oturmak yasak" diye seslendi,Ben de yer yok ne yapabilirim deyince,bana "KAYBOL" demez mi, otuziki yaşında biri olarak gözünün ortasına geçirmemek için kendimi zor tuttum inanın. ...(içime dert olmuştu,konu olunca yazayım dedim)
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle