Sessiz hayatlar
- GİRİŞ30.06.2009 09:20
- GÜNCELLEME30.06.2009 09:20
Hayat ne tuhaf değil mi?
Medyaya yansıyan “27 yıl küs yaşayıp iki saat arayla ölen çiftin” haberi sizin de ilginizi çekti mi?
Çocukları olmayan 81 yaşındaki Kübra ve 83 yaşındaki Abdullah Yalçınkaya, bir karı-koca kavgasının ardından tam 27 yıl boyunca inat uğruna birbirleriyle konuşmadan yaşamışlar. Nihayet gün gelmiş, Kübra teyze vefat etmiş. Eşinin ölüm haberine dayanamayan Abdullah Yalçınkaya da, hemen 2 saat sonra hayata veda etmiş.
27 yıl boyunca küs kalan karı-kocayı, köylüler yan yana defnetmişler.
Bir dost meclisinde “ne tuhaf şeyler” oluyor diye muhabbet ederken, aynı ortamda, benzer bir hikâye belki farklı bir dramatiklikte- yaşayan Azime’yi tanıdım.
*
Doğulu kadınların ayrı bir güzellikleri olduğunu düşünürüm.
Azime de Doğulu ve çok güzel bir kadın.
Bir de ikizi varmış, Azize.
İkisi de heykeltraş.
Küçükken çamurlardan yaptığı oyuncaklar, onun ileride sanatçı olması için bir zemin oluşturmuş.
“Hayata büyükşehirlerin pencerelerinden bakmamak gerekiyor. Hâlâ Güneydoğuda oyuncağı tanımayan çocuklar vardır. Bizim oyuncağımız topraktı. Toprağı kazıp en güzel sarı toprağı çıkartır, çamur karıp oyuncaklar yapardık.”
Azime konuya böyle girince, zaten bir girdabın içine düşmüş gibi hikayenin akışına kapılıverdim. Aşık Veysel’in “Benim sadık yarim kara topraktır” nağmeleri yankılandı zihnimde Azime konuşurken.
Toprakla oynayan bütün çocukları sevdim yeniden.
*
Mesele sadece topraktan oyuncak yapmaktan heykeltıraşlığa uzanan süreç değil.
27 yıl boyunca küs kalıp, peş peşe vefat eden karı kocayı konuşurken, Azime, 71 yaşındaki annesinden bahsetti.
Annesi 13 yaşında evlenmiş, babası da 23 yaşındaymış. Annesi istemediği halde zorla evlendirilmiş.
Sonraki yıllarda babası, belki evlenmek istememesinin verdiği bir psikolojisiyle karısına çok eziyet etmiş. Her fırsatta bağırıp çağırmış, hakaretler etmiş.
Fakat annesi çocuklar büyüyene kadar hiç sesini çıkarmadan, hiç kırıldığını, üzüldüğünü belli etmeden kocasının hizmetinden geri kalmamış. Kölenin efendisine hizmeti gibi, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyerek gülücükler saçmış, çocuklarına örnek bir aile ortamı oluşturmuş.
Artık çocuklar büyüdükten sonra bir küsmüş ki, on yıl boyunca konuşmamışlar.
Babasının artık Hakkın rahmetine kavuşacağını anladıkları anda barıştırmak istemişler, bunun için de “rayber”ler gelmiş.
Azime, “Rayber köyün yaşlı ve akil adamlarıdır” diyor, “hayatınızda danışacak bir şeyleriniz olduğu zaman rehberlik ederler”.
Eğer rayberler bir konuya dahil olmuşlarsa, artık mevzu onlara gitmişse, onlar ne derse o olur. Bir nevi hakemdirler ve verdikleri karara uyarsınız.
Ancak annesi “Evet o benim kocam, onu sevdim, hizmette kusur etmedim, ancak yıllarca kırıldım ve çocuklarım ruhen çöküntüye uğramasın diye ona bir gün olsun karşılık vermedim, bütün kırgınlığımı içime attım. Kocam beni çok incitti ve bu çok insani bir durum. Barışmak istemiyorum” diyerek karşı çıkmış.
Rayberler ona hak vermişler ve çok da saygı duymuşlar.
Azime, “Aslında annemin babama küsme olayında benim de etkim oldu” diyor
“Üniversiteye gidiyordum.
Bir gün anneme, ‘Anne belki çok üzüleceksin, seni kırmış olacağım ama ben bunu kendi kendime dillendiriyorum, Allah biliyor ne düşündüğümü ve sana sormak istiyorum
’ dediğimde hemen anladı ne konuşacağımı
.”
Azime “Bunca yıl babamın sana kızmalarına, aşağılamalarına, bağırmalarına bir gün bile cevap vermedin ve suratını dahi asmadın, küsmedin. Senin hç mi gururun yoktu” diye sormuş.
“Bir gün evi temizlerken radyoda bir doktor konuşuyordu. Karı koca arasındaki kavgalardan bahsediyordu ve çocukların bundan etkilenmelerinden. O doktor radyoda çok güzel şeyler anlattı ve evde kavga ortamı yaratıp da sizin etkilenmenizi istemedim. Sonuçta ayrılıp gidemezdim, evi cehennem hayatına çevirmek istemedim. O yüzden baban ne söylediyse karşılık vermedim ve küsmedim.” Deyince Azime, “E o zaman biz büyüdük, içine atma artık, içinden nasıl geliyorsa öyle davran. Sen de bir kadınsın ve onurun var” der.
Annesi, “Bunca yıl sonra ne baban değişir ne bana bakışı. Bunca yıl kırıldım ama hep etrafımdaki insanlar ‘ne kadar sabırlısın maşallah’ dediler. Kimse ne kadar incindiğimin farkına varmadı.” deyip babasının evde çıkarttığı bir huzursuzlukta “küsmüş”
Tam on yıl boyunca da konuşmamış babasıyla.
Küs hayatları evdeki düzeni değiştirmemiş.
Neredeyse bütün köylü ikna etmek için çaba sarf ettiyse de kâr etmemiş.. Rayberlere de rest çekmiş.
Sonunda, kocasının kanser olduğunu ve çok kısa bir ömrü olduğunu öğrendiğinde kendiliğinden barışmış, ölümüne kadar barışık yaşamış.
Darbeler, iktidar savaşları bir yana, alt tarafta sessiz hayatlar kendi seyrinde akıp gidiyor
Elif Çakır - Taraf
elif.cakir@yahoo.com
Yorumlar2