Osmanlı da paralel yapıya izin vermedi
- GİRİŞ20.01.2014 09:32
- GÜNCELLEME20.01.2014 09:32
Oysa, Türkçe ile Olimpiyat kelimelerinin yan yana getirilmesi tam bir Türkçe katliamı! Olimpiyat, Yunanca bir kelime. Üstelik, tamamen sporla ilgili. "Türkçe Olimpiyatları" diye bir kavram olmaz. "Türkçe Şöleni" olur, "Türkçe Şenliği" olur, belki "Türkçe Oyunları" denilebilir. Türkçeyi dünyaya yayma iddiasıyla ortaya çıkılıp, yapılan işin adının "Olimpiyat" konulması, tek kelimeyle komiklik!
Ve bu komedi yıllardır devam ediyor. Ayrıca, "Türkçe bilmiyorsunuz, şunun adını düzeltin" diyenler de tersleniyor.
***
Türkiye dışındaki pek çok ülkedeki Cemaat okullarında Türkçe yok.
Örnek mi istiyorsunuz? Yıllar önce Belçika'daki Luzerna Koleji ile ilgili bir olaya şahit olmuştum. Büyükelçiliğimizdeki Eğitim Müşavirimiz, o okulu ziyaret ettiğinde yere göğe sığdırılamamıştı. Ama "Niçin bu okulda Türkçe yok" dediğinde ise, "tu-kaka" ilan edilmişti. Kendisine cephe alınmıştı.
Büyükelçiliğin kapısını aşındırmaya başladılar. Ankara'da Dışişleri Bakanlığı üzerinde baskı kurdular. O bayan Eğitim Müşaviri'ni "Fazla milliyetçi" diye eleştirdiler. Daha da ileri gidip "şovenlikle" suçladılar. Nihayet, geri çekilmesini sağladılar.
İşte, her fırsatta "Ama biz Türkçe Olimpiyatları düzenliyoruz" diye propaganda yapanların gerçek durumu bu!
O bayanın adı bende mevcut. Merak edip isteyen olursa paylaşmaya hazırım.
***
İçlerinde çok temiz insanlar vardır. İyi niyetli olarak koşuştururlar. Bir "adanmışlık ruhu" içinde hizmet etmeye çalışırlar.
Ama yıllardır çok ciddi bir problem yaşarız...
Cemaat olma bilinci öylesine gelişmiştir ki, zaman zaman "millet olma" ya da "ümmet olma" bilincinin de önüne geçer.
Cemaate hizmet için gidip düzmece rapor alanları bilirim. Aylıklarını devletten alır ama devlet yerine cemaate hizmet ederler. Bunu da "doğal" görürler. Hiç rahatsız olmazlar. Hiç vicdan azabı duymazlar. Tersine, yaptıklarıyla övünürler.
İsteyen olursa, Cemaat mensuplarının rapor almak için kapısını aşındırdıkları doktor arkadaşlarımın isimlerini verebilirim.
Tanıdığım bir şahıs, Sakarya Üniversitesi'nde görevliydi. Buna karşılık, üniversitede pek görülmezdi. Genellikle Afrika'da gezer, Cemaate hizmet ederdi. Ama üniversiteden aylığını da tıkır tıkır alırdı.
***
Yukarıda sıraladıklarım, yaşadıklarımız içinden sadece bazıları.
Sürekli olarak kutsallaştırılan, topluma değişik biçimlerde sunulan bu yapının içindeki yanlışlara daha o kadar çok örnek verilebilir ki...
Ziya Paşa yıllar önce ne demiş:
"Onlar ki, aleme verirler nizamat,
Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde!"
***
Cemaatlerin geçmişi çok eski. Tarih boyunca, eski Yunan'da ve Mısır'da, dini birtakım kuruluşlar yaşadıkları toplumları yönlendirmeye çalışmışlar.
Cemaatler, Selçuklu'dan ve Osmanlı'dan bu yana, bizim içinde yaşadığımız toplumun da gerçekleri. Sosyal hayatımız içinde hep etkili olmuşlar.
Osmanlı da cemaatlere hep iltifat etmiş. Onları koruyup kollamış. Ayrıca, çok ciddi desteklerde bulunmuş. Liman işletme hakkından tutun da, maden işletme hakkına kadar önemli imtiyazlar vermiş.
Cemaat liderlerine topraklar dağıtılmış.
Buna karşılık çok önemli bir noktanın altı kalın çizgilerle çizilmiş. Cemaatlere "siyasete karışmayacaksın, din işlerinin dışına çıkmayacaksın" denilmiş. Bu kurallara uyanlar gibi uymayanlar da olmuş.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol