S. E ve S. S…
- GİRİŞ09.08.2014 12:14
- GÜNCELLEME09.08.2014 12:14
Türkiye, sadece Cumhurbaşkanını seçmeyecek. Yarın kullanacağı oylarla ülkenin geleceğini de şekillendirecek.
Şimdi geriye dönelim, “seçimden evvelki” Türkiye’ye bir göz atalım…
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, bu ülkede hep sancılara-krizlere yol açtı. Tehditler, gerilimler ve şantajlarla dolu dönemler geçirdik.
Bir dönem “apoletli cumhurbaşkanları” vardı. Köşk demek, askerlerin payı olan bir makam demekti! Önemli değildi milli iradenin ne istediği. Cumhurbaşkanının kim olacağına asker karar verir, asker seçtirirdi.
Gerekirse, namlumun ucu devreye sokulurdu.
O namlu, 1980 Darbesi’nin ardından vatandaşa doğrultuldu. Kenan Evren, 1982 Anayasasıile birlikte, kendisinin Cumhurbaşkanlığını da vatandaşa onaylattı.
Çıktı, Çankaya Köşkü’ne oturdu.
* * *
Sonra, sözde “sivil döneme” geçildi. Ama askeri vesayet, TBMM’nin üzerinde Demokles’in Kılıcıgibi sallandı durdu.
Özal kıpırdayamadı.
Ardından Demirel Köşk’e çıktı. Aynı akıbetle O karşılaştı. 28 Şubat süreci Demirel döneminde yaşandı. Geçmişte askeri darbenin muhatabı olan Demirel, askerin dümen suyundan çıkamadı.
Ahmet Necdet Sezer malum, TBMM’deki bütün partilerin ortak adayı olarak ortaya sürüldü. Ama ne hikmetse üçüncü turda seçilebildi. O da liderlerin dayatmasıyla gelmişti. Milletvekilleri, işte bu dayatmaya tepki gösterdi.
2007’de farklı olmadı. Türkiye, Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkışı sırasında “e-muhtıralara” muhatap oldu.
Kısacası, bu ülke sıkıntısız bir cumhurbaşkanı seçim süreci yaşamadı.
* * *
Gelelim bugüne…
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol