Atatürk’ün sopası
- GİRİŞ12.11.2014 10:06
- GÜNCELLEME13.11.2014 10:00
Hatta dahası da var. Belli çevreler, önce kendilerine göre bir Atatürk oluşturdular; sonra buna kendileri de inandılar.
Daha önce de yazmıştım. Yaşadığım olay, belli çevrelerin oluşturup inandığı Atatürk algısının hangi noktalara ulaştığını gösteren bir ibret dersidir.
Yıllar, yıllar önce elime bir belge geçti.
6 Eylül 1937 tarihliydi. Üzerinde “Harbiye Mektebi’nde ikmal-i tahsil eyleyen zabitana mahsus şehadetname” yazıyordu.
Hemen altında “Resmi Tahlif” ifadesi göze çarpıyordu. Bugünkü Türkçeye “Resmi Yemin Belgesi” olarak çevrilebilir.
En önemlisi de o günlerde Atatürk hayattaydı.
Atatürk döneminde Harp Okulu öğrencileri resmi yemin metninde aynen şu ifadeleri kullanıyordu:
“Ben, sulhta ve harpta, karada ve denizde ve havada ve her nerede olursa olsun, milletime ve memleketime daima doğruluk ve sadakatla hizmet ve Hükumet-i Cumhuriyemizin bütün kanun ve nizamlarına ve amirlerimin her türlü emirlerine bütün kalbimle itaat etmekten ayrılmayacağıma ve milletin namını, mukaddes şerefli sancağımın şanını ve askerliğin namus ve şerefini canımdan aziz bilip bu uğurda seve seve canımı feda etmekten çekinmeyeceğime ve her zaman vazifesini, namusunu sever özü sözü doğru ve gayretli bir asker olarak çalışmaktan başka bir şey düşünmeyeceğime Cenab-ı Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşana el basarak yemin ediyorum.”
Metin şöyle sona eriyordu:
“Vallah ve billah.”
O günlere, bu ifadelerin yazımda yer alması olay oldu…
Sen misin bunu yazan!
İstanbul’dan bir savcı telefonla aradı. Yazdığım yazıyla ilgili soruşturma açıldığını söyledi.
“Niye?” diye sordum. Ciddi ve tatmin edici bir cevap veremedi. “Nereden çıktı bu?” anlamında sözler sarf etti.
“Yemin metninden” dedim…
Bu defa kızdı. Aynen böyle bir ifade kullanmadı ama söylediklerinden “Böyle de yemin metni mi olurmuş?” anlamını çıkarttım.
Hiçbir araştırma yapmamıştı…
Konuyu kimseye sorduğunu da sanmıyorum…
O savcıya göre olamazdı. Atatürk döneminde böyle bir yemin edilemezdi. Hele hele Harp Okulu öğrencilerinin mezuniyet sırasında böyle bir metni okumaları düşünülemezdi. Atatürk ile ilgili belli kabulleri vardı. Ben, o kabullerinin dışında bir belge ortaya koymuştum.
İnanamıyordu, kafasında bir yere oturtamıyordu. Herhalde kendince “yakaladım işte” diye düşünüyordu.
Kendisine belgelerle birlikte savunmamı gönderdim. Bir de talepte bulundum:
-İlgili yerlere müzekkere yazarak belge aslının getirtilmesi…
Sonra ne oldu bilemiyorum. Gerçeklerle karşı karşıya kalındıktan sonra muhtemelen hakkımda takipsizlik kararı verildi.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol