Pakistan–Afganistan savaşı: Bölgesel gerilimden küresel güç mücadelesine

  • GİRİŞ28.02.2026 08:51
  • GÜNCELLEME28.02.2026 08:51

Pakistan ile Afganistan arasında bugün yaşanan askeri gerilim, iki ülke arasındaki sınır hattı krizinin ötesinde, Güney Asya’dan Orta Asya’ya uzanan geniş bir jeopolitik fay hattını harekete geçirmiştir. Bu çatışma; yalnızca güvenlik boyutuyla değil, küresel güç rekabeti, enerji hatları, Çin–Hindistan dengesi ve bölgesel aktörlerin stratejik pozisyonları açısından da değerlendirilmelidir.

TÜRKİYE’NİN DURUŞU VE ARABULUCULUK POTANSİYELİ

Birleşmiş Milletler, teorik olarak uluslararası barış ve güvenliğin teminatı olarak tasarlanmış bir yapıdır. Ancak Pakistan–Afganistan hattındaki son gelişmeler, kurumun özellikle bölgesel krizlerde önleyici diplomasi üretme kapasitesinin sınırlı kaldığını bir kez daha göstermektedir.

Türkiye ise hem Pakistan ile stratejik ortaklık düzeyinde yakın ilişkilere sahip hem de Afganistan’da uzun yıllar NATO çerçevesinde güvenlik ve kapasite geliştirme görevleri yürütmüş bir ülkedir. Türkiye’nin iki tarafla da konuşabilme kapasitesi, onu potansiyel bir arabulucu haline getirmektedir. 

Türkiye açısından mesele sadece diplomatik değil; Orta Asya’ya açılan jeoekonomik hatların güvenliği, Türk Devletleri Teşkilatı perspektifi ve Çin’in Kuşak-Yol güzergâhlarıyla kesişen Orta Koridor stratejisi bakımından da önemlidir. Türkiye’nin dengeleyici ve gerilimi düşürücü bir rol üstlenmesi, bölgesel istikrarın korunması açısından kritik olacaktır.

PERDE ARKASINDAKİ OYUNCULAR: BÖLGESEL VE KÜRESEL REKABET

Pakistan–Afganistan gerilimi tarihsel olarak Durand Hattı, Peştun milliyetçiliği ve sınır ötesi militan hareketlilik gibi başlıklar üzerinden şekillenmiş olsa da bugün yaşanan çatışmanın arka planı yalnızca iki ülke arasındaki güvenlik sorunlarıyla sınırlı değildir. Mevcut tablo, daha geniş bir bölgesel ve küresel rekabet denklemine işaret etmektedir. Güney Asya’da güç dengeleri hassas bir eşikte dururken, her büyük aktör gelişmeleri kendi stratejik perspektifinden okumaktadır.

Hindistan açısından bakıldığında, Pakistan’ın batı cephesinde meşgul edilmesi, Yeni Delhi’nin stratejik hesaplarında dolaylı bir avantaj anlamına gelebilir. Zira Pakistan’ın güvenlik odağını Afganistan sınırına kaydırması, Keşmir hattındaki baskıyı nispeten azaltabilir. Ancak uzun süreli bir istikrarsızlık, Hindistan’ın Orta Asya’ya erişim planlarını ve bölgesel ekonomik projelerini de sekteye uğratma riski taşımaktadır.

Çin için ise mesele daha çok ekonomik güvenlik boyutundadır. Pakistan üzerinden yürütülen Çin–Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) yatırımları, Kuşak ve Yol Girişimi’nin en kritik halkalarından biridir. Pakistan’ın batısında kronikleşecek bir çatışma, bu yatırımların güvenliğini tehdit edebilir ve Pekin’i daha doğrudan güvenlik angajmanlarına zorlayabilir. Dolayısıyla Çin, kontrollü istikrarı önceleyen bir yaklaşım benimsemektedir.
İran ve Rusya da gelişmeleri Orta Asya güvenliği ve sınır istikrarı bağlamında değerlendirmektedir. Afganistan kaynaklı güvenlik risklerinin kuzeye yayılması, Moskova açısından Orta Asya’daki nüfuz alanını; Tahran açısından ise doğu sınır güvenliğini etkileyebilecek bir faktördür.

Bu çerçevede Pakistan–Afganistan çatışması, basit bir sınır krizi değil; çok katmanlı bir güç mücadelesinin parçası olarak okunmalıdır. Bölgesel rekabet, küresel stratejik hesaplarla iç içe geçmiş durumdadır ve sahadaki her askeri hareket, aslında daha geniş bir jeopolitik satrancın hamlesi niteliği taşımaktadır.

ENERJİ BOYUTU: ASIL STRATEJİK EKSEN

Bu savaşın en kritik boyutlarından biri enerji jeopolitiğidir. Afganistan, coğrafi konumu itibarıyla Orta Asya hidrokarbon kaynaklarının Güney Asya pazarlarına ulaştırılmasında kilit bir geçiş ülkesidir. Özellikle Türkmenistan–Afganistan–Pakistan–Hindistan hattı olarak tasarlanan TAPI Doğal Gaz Boru Hattı projesi, doğrudan Afganistan’daki güvenlik ve siyasi istikrara bağlıdır. Afganistan’da kalıcı bir istikrar sağlanmadan bu projenin sürdürülebilir şekilde hayata geçirilmesi oldukça zordur.

Orta Asya gazının Güney Asya’ya taşınması, bölgesel enerji arz güvenliği açısından stratejik bir adımdır. Ancak Afganistan’daki çatışma ortamı, bu potansiyeli sürekli olarak belirsizlik altında bırakmaktadır. Pakistan ise bu denklemde yalnızca bir tüketici değil, aynı zamanda Çin’in enerji arz güvenliği stratejisinde önemli bir alternatif güzergâh işlevi görmektedir. Çin’in Hint Okyanusu’na erişim arayışında Pakistan üzerinden geliştirdiği enerji ve lojistik hatlar, Pekin’in Malakka Boğazı’na bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçasıdır.

Afganistan’daki kalıcı bir istikrarsızlık ortamı, Orta Asya merkezli enerji projelerini geciktirebilir, hatta bazılarını tamamen askıya aldırabilir. Bu durum Çin’in enerji çeşitlendirme planlarını zorlaştırırken, Güney Asya ülkelerinin daha yüksek maliyetli LNG ithalatına yönelmesine neden olabilir. Sonuç olarak bölgesel enerji piyasalarında risk primi artar, fiyat oynaklığı yükselir ve yatırım iştahı azalır.

Ayrıca enerji hatlarının güvenliği artık yalnızca boru hattı güzergâhının fiziki korunması meselesi değildir. Hibrit tehditler, sabotaj riskleri, devlet dışı silahlı aktörler ve siber güvenlik boyutu enerji altyapılarını çok daha kırılgan hale getirmektedir. Bu nedenle Pakistan–Afganistan hattındaki çatışma, sadece askeri bir kriz değil; aynı zamanda bölgesel enerji güvenliğini doğrudan etkileyen stratejik bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir.

TÜRKİYE AÇISINDAN ENERJİ VE STRATEJİK OKUMA

Türkiye, doğu-batı ve kuzey-güney enerji koridorlarının kesişiminde bulunan bir ülke olarak, Güney Asya’daki istikrarsızlıkların Orta Koridor üzerindeki etkilerini yakından takip etmelidir. Orta Asya enerji kaynaklarının güvenli ve çeşitlendirilmiş güzergâhlarla taşınması, Ankara’nın enerji merkezi olma hedefi açısından kritik önemdedir.

Pakistan–Afganistan hattında yaşanacak uzun süreli bir kriz, Orta Asya’nın Güney’e açılımını zorlaştırırken Türkiye’nin batıya yönelen alternatif transit rolünü güçlendirebilir. Ancak bu durum, bölgesel kaosun artması halinde genel ticaret hacmini de daraltabilir.

YEREL SAVAŞ, KÜRESEL SATRANÇ

Pakistan–Afganistan çatışması, yerel sınır krizinin ötesinde, Çin–Hindistan rekabeti, ABD’nin küresel denge politikası ve Orta Asya enerji koridorları bağlamında okunmalıdır. Bu savaşın kazananı, çatışmayı yöneten değil; çatışmanın maliyetini minimize eden güç olacaktır. Türkiye için ise en rasyonel yol, diplomatik dengeyi koruyan, arabuluculuğu önceleyen ve enerji güvenliği perspektifini merkeze alan çok boyutlu bir stratejidir.


Enerji Stratejileri Uzmanı
Emrah ÖZGÜL

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat