Dünyanın yeni sorunu enflasyon mu?

  • GİRİŞ10.06.2021 11:45
  • GÜNCELLEME10.06.2021 11:59

Covid-19 döneminde ülke ekonomilerinin olumsuz etkilenmemesi için bir yandan genişletici maliye politikaları diğer yandan genişletici para politikalarıyla piyasalara önemli miktarlarda kaynak aktarıldı.

Ancak gerek genişletici para ve maliye politikaları gerekse birçok sektörde yaşanan daralmalar nedeniyle ortaya çıkan arz sıkıntılarından dolayı gerçekleşen enflasyon oranları beklendiğinden daha yüksek oldu. Bunun yanında, emtia fiyatlarının hızla yükselmesi, bazı sektörlerde yaşanan ciddi darboğazlar ve uluslararası ticarette yaşanan aksaklıkların fiyatlara yansıması enflasyon oranlarına ciddi ölçüde ivme kazandırdı.

Kademeli normalleşme adımlarının uygulandığı bu dönemde enflasyon sorunun yanında durgunlukla mücadelenin de önemli bir yer tutacağını ifade etmek gerekir. Şöyle ki, halihazırda yükselen enflasyon oranlarını düşürmek adına uygulanacak faiz artışları Covid-19 sonrası dönemde dünya ekonomilerini durgunlukla karşı karşıya bırakabilir.

Bu durum gelişmiş ülkelerin yanında gelişmekte olan ülke ekonomileri için de geçerli. Özellikle ABD’de artan enflasyon beklentileri neticesinde FED’in faiz artışlarını öne çekme olasılığı gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırabilecektir. Bu durum gelişmekte olan ülke merkez bankalarının para politikalarında da değişiklikleri beraberinde getirecektir.

Yaşanılan bu enflasyonist dönem ile 1973 ve 1979 yıllarında yaşanan petrol şoklarının neden olduğu yüksek enflasyon dönemi arasında benzerlikler kurulmaktadır. 1970’lerde yaşanan petrol kriziyle beraber dünya ekonomisinde özellikle de gelişmiş ülkelerde hem enflasyonun yüksek olduğu hem de bu enflasyonu düşürmek üzere uygulanan faiz artışları neticesinde ortaya çıkan ekonomik durgunluğun ve işsizliğin bir arada görüldüğü stagflasyon dönemi yaşanmıştı.

ENFLASYON DALGASI: GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER

Yüksek enflasyon dalgası hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkartacağı politika değişikliklerinin yanında bu politika değişikliklerinin neden olacağı sonuçlar açısından da önem arz ediyor.

Gelişmiş ülkelerdeki olası faiz artışlarının bu ekonomilerde durgunluğu beraberinde getireceği öngörülmekte.

Öte yandan özellikle son dönemlerde üzerinde tartışmalar yürütüldüğü üzere daraltıcı para politikaları neticesinde uygulanacak faiz artışlarının gelir dağılımındaki eşitsizlikleri de arttırabileceği unutulmamalıdır. Bu durum Covid-19 neticesinde artan gelir dağılımındaki bozulmaları daha da derinleştirebilecektir. Hiç şüphe yok ki tüm bu ihtimaller gelişmiş ülkelerde sosyal açıdan önemli bir problem olacaktır.

Gelişmekte olan ülkeler açısından ise artan faiz oranları borçlanma maliyetlerini daha da arttırmaktadır. Bu durum birçok düşük gelirli ve gelişmekte olan ülke açısından borçların sürdürülebilirliği için sorun teşkil etmektedir.

Diğer yandan ise gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarının uluslararası sermayeyi çekmek için alacakları zorunlu faiz artışı kararları yatırımları azaltarak ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği için de önemli bir tehdit olabilecektir.

Yüksek enflasyon düşük gelirli ülkelerde ve gelişmekte olan ekonomilerde yerli paraların satın alma gücünü düşürerek yoksulluğun artmasına ve gelir dağılımının daha da bozulmasına neden olacaktır.

Gelişmekte olan ülkeler açısından en önemli hususlardan biri ise yüksek enflasyon nedeniyle yerel paraların satın alma gücünün düşmesi neticesinde yerel para birimlerine olan güvenin azalması ve dolarizasyon sürecinin hızlanmasıdır.

Bu süreç ise enflasyon-faiz-kur sarmalının tekrar çalışması demek.

Şüphesiz ki, bu sarmalın düşük gelirli ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler açısından hiç arzulanan bir durum olmadığını biliyoruz.

Yeni Şafak Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat