HDP, CHP ve İP’in sokağa çağrı ittifakı

  • GİRİŞ19.12.2018 12:39
  • GÜNCELLEME19.12.2018 12:39

Sandık ve sokak üzerinden bir demokrasi tartışmasını yaşıyoruz. Elbette demokraside mitingler de olacak protestolar da. Ancak isyana ve vandalizme dönüşen bir hareket nerede yapılırsa yapılsın demokratik bir anlatım tarzı olarak görülemez. Sandık, siyasete yön vermenin nihai adımı. Demokrasilerde seçimlerin serbest yapılması, seçime kadar giden süreçte seçmenin güdülenmeye takılmadan farklı propaganda rekabetleriyle karşılaşması, yani yayın ve basın özgürlüğünden yararlanması gerekir.

Demokraside siyasal değişimler darbe, isyan ve devrimlerle yapılmaz. Bunun yerine katılım, özgür seçim ve sandıkla gerçekleşir. Peki sokak siyaseti neden seçenek olarak ortaya çıkıyor? Üstelik bu seçenek zaman zaman dünyanın birçok ülkesinde yaşanıyor. ABD’de, Fransa’da Belçika’da ve İran’da yaşadığımız bir olgu.

Küreselleşme ile gelen ekonomik alt üst oluşlar, çatışmalar ve göçler toplumlarda büyük sarsıntılara yol açıyor. ABD’de bu sarsılmalar sonucunda işini kaybeden kesimler ve ekonomik erozyon yaşayan kitlelere bir sosyolog prolekarya diyor. Bunlar Trump ile kendilerini temsile yöneldiler. Macron Fransa’da sol, sağ ve liberal kesimlerin kesişmesiyle hoşnutsuz çevreleri temsil etmek üzere beklenmedik biçimde seçildi. İran’da zaten 2000 yılların başında Asef Bayat’ın kavramlaştırdığı “madunlar” ortaya çıkıyor. Yine Bayat’ın adlandırdığı Sokak Siyaseti ikide bir devreye giriyor.

Türkiye, 2010 yıllarında başardığı göreli bir zenginleşme ile sokak siyasetini engelleyen projeler gerçekleştirdi. Madunlara yol vermedi. Yollar yaptı, hastaneler açtı, konutlar üretti, sosyal yardım projeleri geliştirdi. Böylece orta ve alt sınıfa hitap eden dengeleyici pratikler uyguladı. Bundan dolayı sokak ekonomik ve sosyolojik sorunlardan yükselen bir tepkiden öte ideolojik ve küresel bağlantılı bir enstrüman olarak boy gösterdi. Gezi olayları bunu temsil ediyor. HDP’nin zaman zaman ortaya çıkarak çevreyi tahrip eden ve son 53 kişinin ölümüne yol açan sokak çağrıları budur. Şimdi bu çağrıya Kılıçdaroğlu da katıldı. Halkı hükümete karşı sokağa davet etti. Paris’teki sarı yelekliler hareketini taklit ederek haklarını istemelerini söyledi. Bazı medya gruplarında da bu çağrı destek buldu. CHP, aslında bu tutumlarıyla Türkiye pratiğinde HDP’leşiyor. Mecliste yaşadığı siyasal kabz halini aşmak için soluğu sokakta almak istiyor.

Sokak çağrısını İP de farklı bir düzlemde yapıyor. Milyonlarca göçmenin ülkemizde meydana getirdiği göreli sorunların üzerinden gidiyor. Suriyeliler özelinde üretilen haberlerle halkın olası rahatsızlık ve hoşnutsuzluğunda biriken duyguları sokağa dökmek için bir dil geliştiriyor. İP’nin önde gelen siyasetçilerinden birinin uzun süreden beridir sosyal medyada ürettiği söylem budur. Bu söylem tam da göçmenlerden hoşnutsuzluk duyan kimi grupları sokağa yönlendirecek nitelikte. Mesela Dışişleri Bakanı Süleyman Soylunun göçmenlerle ilgili “380 bin çocuk doğdu. Keşke bu çocukları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapsak” sözlerine karşı verilen tepki bu açıdan dikkat çekici. İyi Parti’nin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Ümit Özdağ tepkiyi şu sözlerle ortaya koyuyor: “Türkiye’de doğan vatandaşlık Suriyeli çocuklara verilince anne ve babalarına ve kardeşlerine de verecekler. Suriyelilere Türk vatandaşlığı verecek olanların Allah belasını versin. Bu Türk milletine ihanettir”.

İYİ Parti, kullandığı bu dil vasıtasıyla Suriyeli göçmenlerin ürettiği çeşitli hoşnutsuzlukları yönlendirerek sokağın hareketlenmesine katkı sağlıyor. Türkiye’nin artık bir Suriyeli göçmenler olgusu var. Daha da öte göçmenler meselesi her zaman kaşınacak bir konudur. Şimdi sokağa çıkma ve hareketlenme için en uygun enstrümanlardan biri. Sanki bu enstrüman üzerinde sokağa çıkma siyasetini İyi Parti üstlenmiş.

HDP ile başlayan ve CHP ile açıkça yeniden ileri sürülen sokağa dökülme çağrısı, İyi Parti tarafından da Suriyeli göçmenlere karşı kitle olgusu üzerinden canlı tutuluyor. Milli İttifak adeta sokak siyasetini elinde yedek bir enstrüman olarak tutuyor. Bununla hükümete gözdağı veriyor. Paris’te olanlara işaret ederek aba altında sopa gösteriyor. Sokağın canlı, hareketli ve taşkın ruhunu siyasetinin güçlü eli olarak gösteriyor. Hatta ikinci Gezi tehditleri yapıyor. Bu siyaset tarzı tehlikeli. Demokrasinin dışına çıkmaya matuf. Türkiye’de demokrasi ile değişimi yapamayanların hep peşinde oldukları darbe, isyan ve kargaşalık yöntemlerini akla getiriyor.

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat