Trump’ın Yeni Sömürge Cephesi: Grönland
- GİRİŞ08.01.2026 08:51
- GÜNCELLEME09.01.2026 08:55
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin, uluslararası hukuku hiçe sayan bir yöntemle ABD tarafından kaçırılması, Trump yönetiminin yeni sömürgecilik anlayışının en sarsıcı hamlelerinden biri oldu.
Uyuşturucu suçlaması maskesi altında, Venezuela’nın 300 milyar varili bulan ve 17 trilyon dolardan fazla değere sahip dev rezervinin kontrolünü ele geçirme operasyonu, aynı zamanda uluslararası hukukun ve küresel değerler sisteminin resmen çöküşünün ilanıdır.
Amerika’nın yıllarca dünyaya savunduğu tüm değerleri bizzat kendi eliyle yıkışının ifadesi olan bu hamle, bir adli süreçten çok, orman kanunlarının hâkim olmaya başladığı küresel güç gösterisinin vitrini haline geldi.
Dünya dengelerini sarsan bu operasyonun ardından bölgedeki belirsizlikler sürerken Trump’ın tehdit dili Venezuela’dan Grönland’a, Küba’dan Kolombiya’ya doğru genişledi.
Latin Amerika’da sert güç ve yaptırımlarla şekillenen bu dalga, şimdi buzların altındaki yeni cepheye yönelmiş durumda. Ve görünen o ki Grönland cephesi hızla ısınıyor.
Grönland, haritada sessiz bir ada gibi durabilir; ancak küresel güçler için geleceğin en değerli ganimetlerinden biri.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Grönland’a kesinlikle ihtiyacımız var” sözleri, anlık bir çıkış ya da alışıldık bir retorik değil. Geçmişten beri sistematik biçimde devam eden bu yaklaşım, buzların altındaki büyük hesabın artık gizlenmediğinin açık ilanıdır.
Trump’ın Grönland ısrarı ani bir jeopolitik heves değil; Venezuela’dan Arktik’e uzanan uzun soluklu bir güç mühendisliğinin yeni perdesidir.
Yüzölçümüyle dünyanın en büyük adası olan Grönland, bugün yalnızca bir ada değil; küresel güçlerin geleceği için mücadele ettiği yeni bir çekişme alanı hâline gelmiştir.
Bu cephede, iklim kriziyle buzlar eridikçe bir yandan yeni deniz ticaret yolları açılırken diğer yandan küresel iştahlar da kabarmaktadır.
DÜNYANIN EN SOĞUK HAZİNESİ
Dünyanın en büyük adası olarak bilinen ve 2,16 milyon kilometrekare yüzölçümüne sahip Grönland, hukuken Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölgedir.
Topraklarının yüzde 80’i buzullarla kaplı olduğundan, 57 bin kişilik nüfusun büyük çoğunluğu adanın başkenti Nuuk çevresindeki güneybatı kıyısında yaşamaktadır.
“Yarı egemen” statüdeki Grönland; kolluk kuvvetleri, iç güvenlik, para politikası, dış ilişkiler ve savunma alanlarında Kopenhag yönetimine bağlıdır.
Danimarka’ya yaklaşık 2 bin 900 kilometre uzaklıkta bulunan Grönland, son gelişmelerle birlikte dünyanın en stratejik coğrafyalarından biri haline gelmiştir. Bunun nedeni açıktır: Zengin yeraltı kaynakları, yeni ticaret yolları ve askeri açıdan son derece kritik bir konum.
İklim krizi Grönland’ı felakete sürüklerken büyük güçler için altın bir fırsat yaratmıştır. Eriyen buzullar; bugüne kadar ulaşılamayan nadir toprak elementlerini, lityumu, kobaltı, uranyumu, altını ve demir gibi birçok kıymetli kaynağı görünür kılmıştır.
2023’te yapılan bir araştırma, Avrupa Komisyonu tarafından “kritik ham maddeler” olarak kabul edilen 34 mineralin 25’inin Grönland’da doğal olarak bulunduğunu ortaya koymuştur.
Yapay zekâdan füze sistemlerine, bataryalardan uzay teknolojilerine kadar modern dünyanın bel kemiğini oluşturan bu mineraller, Grönland’ı sömürü açısından düne göre çok daha “ideal” bir hedef hâline getirmiştir.
Trump’ın dilindeki “ihtiyaç” kelimesi tam da burada anlam kazanmaktadır. Bu ihtiyaç, Grönland halkının refahı değil; ABD’nin küresel teknoloji ve askerî üstünlüğünü sürdürebilme iddiasıdır.
MÜTTEFİKLİK DONARKEN İLHAK HESAPLARI ISINIYOR
Trump’ın Grönland’ı satın alma teklifi ciddiyetsiz bir şaka değil, sömürgeci zihniyetin modern bir yansımasıdır.
ABD’nin hedefi klasik bir askerî işgal değil; sofistike yöntemlerle ilerleyen bir ele geçirme sürecidir. Bu yöntemler, ekonomik baskıdan yerel halk üzerinden “bağımsızlık” teşvikine; güvenlik anlaşmalarıyla fiilî kontrolden NATO kartı üzerinden askerî genişlemeye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Bağımsızlık arayışındaki Grönland yerel yönetimi, Danimarka ile yaşanan sömürgeci geçmişin yarattığı travmalar nedeniyle kırılgan bir zeminde durmaktadır. ABD bu kırılganlığı iyi okumaktadır.
Yatırımlar, güvenlik anlaşmaları ve “Çin tehdidi” söylemi üzerinden Nuuk’un doğrudan muhatap alınması, Danimarka’nın devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, gelecek hafta Grönland yetkilileriyle görüşeceğini açıklamıştır.
Fiili ilhakın “modern” versiyonu adım adım devreye girerken, dünyanın süper gücüyle karşı karşıya kalmanın şokunu yaşayan Danimarka, ısrarla şunu vurgulamaktadır: “Grönland satılık değil.”
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD’nin bir NATO müttefikine yönelik saldırısının ittifakın sona ermesi anlamına geleceğini ifade etmiştir. Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise Trump’ı “ilhak fantezilerinden” vazgeçmeye çağırmıştır.
Mesele artık buzlarla kaplı bir adadan ziyade bir egemenlik sınavına dönüşürken, Avrupa Birliği her zamanki gibi bölünmüş durumdadır: Almanya temkinli, Fransa kuşkucu, Doğu Avrupa ise ABD çizgisine daha yakındır.
Eğer ABD, NATO müttefiki Danimarka’nın toprağını “ihtiyaç” gerekçesiyle tartışmaya açabiliyorsa, yarın aynı mantıkla başka coğrafyaların da masaya yatırılabileceği endişesi büyümektedir.
Bu durum, ABD ile Avrupa arasındaki zaten çatlamış olan güven duvarını biraz daha yıkmaktadır.
RUSYA VE ÇİN’İN BUZ ÜSTÜNDEKİ DANSI
Trump’ın Grönland hamlesi aynı zamanda Çin ve Rusya’ya açık bir mesajdır.
Rusya, Arktik’te askerî üslerini genişletmiş; nükleer buz kıran filoları, hipersonik füzeleri ve Kuzey Filosu ile bölgeyi fiilen kontrol altına almıştır. ABD’ye en kısa füze hattının Grönland üzerinden geçmesi, Moskova’yı bu coğrafyada vazgeçilmez bir aktör hâline getirmektedir.
“Yakın Arktik ülkesi” gibi tartışmalı bir tanımla bölgeye sızan Çin ise liman yatırımları, maden anlaşmaları ve bilimsel araştırmalar adı altında uzun süredir stratejik adımlar atmaktadır.
Danimarka istihbarat raporlarına göre Çinli şirketler, Grönland’daki havaalanı, liman ve maden projelerine ciddi ilgi göstermiştir.
“Kutup İpek Yolu” projesi de Çin’in Grönland’a nüfuz etme stratejisinin bir parçasıdır. Sivil görünümlü bu yatırımların büyük bölümü, gerektiğinde askerî avantaja dönüşebilecek niteliktedir.
Çünkü eriyen Arktik buzulları, yeni nakliye rotaları açmakta; Batı Avrupa’dan Doğu Asya’ya yapılan yolculukları neredeyse yarı yarıya kısaltmaktadır.
Arktik Okyanusu üzerinden seyir, Süveyş Kanalı’na kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha kısa bir rota sunmaktadır.
Üstelik Çin ve Rusya, yeni Arktik nakliye yolları geliştirmek için iş birliği yapmayı kabul etmiştir.
Trump’ın öfkesi tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır: Grönland kaybedilirse Arktik, Arktik kaybedilirse küresel güç dengesi kaybedilecektir.
Venezuela’da Maduro’ya karşı yürütülen baskı petrol damarlarını hedef alırken, Grönland’da hedef geleceğin kaynakları ve geleceğin savaş alanıdır.
“Önce Amerika” söylemiyle yayılmacı politikalarını sürdüren Trump, küresel satranç tahtasında buzlarla kaplı Grönland’ı kilit bir hamle olarak görmektedir.
AMERİKAN’IN 100 YILLIK BUZDAN RÜYASI
II. Dünya Savaşı sırasında Danimarka Almanya tarafından işgal edildiğinde Grönland, ABD tarafından “geçici” olarak kontrol altına alınmıştı.
Savaş sona ermiş, ada Danimarka’ya iade edilmiş olsa da ABD üslerinden hiçbir zaman tam anlamıyla çekilmemiştir. Bugün Pituffik (eski Thule) Üssü hâlâ ABD’nin balistik füze erken uyarı sisteminin merkezinde yer almaktadır.
Trump’ın son söylemleri alışılmadık gibi görünse de ABD başkanlarının Grönland’ı kontrol altına alma isteği 100 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir.
1867’de Alaska’yı Rusya’dan satın alan ABD, Grönland’ı da Danimarka’dan almak için müzakereler yürütmüş ancak sonuç alamamıştır.
1946’da Truman yönetimi, ada için 100 milyon dolar değerinde külçe altın teklif etmiş; bu teklif Kopenhag tarafından reddedilmiştir.
Bugün ise güncellenmiş Monroe Doktrini anlayışıyla yeni sömürgecilik yaklaşımını Grönland sınırlarına kadar genişleten Trump, aslında var olan hâkimiyeti kalıcı hâle getirmek istemektedir.
Uluslararası hukuk ve diplomasinin yerini gücün aldığı yeni, kuralsız dünyanın soğuk ama acımasız hesap defteri yeniden açılmaktadır.
Buzlar eriyor, kaynaklar ortaya çıkıyor, ittifaklar çatırdıyor ve maskeler düşüyor.
Ve dünya, Grönland üzerinden yeni bir büyük güç hesaplaşmasına doğru sürükleniyor.
Yorumlar8
-
Kamil
19 saat önce
Şikayet Et
Amerikan Başkanı Trump , Grönland'ı elegeçirerek , en çok Rusya'nın güvenliğini tehdit ediyor . Avrupa ise Grönland'da Amerikan konuşlanmasını istemese de U dönüşü yapar , işbirliği yapalım der . Avrupa'ya fazla dokunmaz .
Beğen
Cevapla
-
müsafir
20 saat önce
Şikayet Et
anlaşmalı bir paylaşım başlatılmış olabilir, tetikte olmak şart
Beğen
Cevapla
-
Gerçek Söz
21 saat önce
Şikayet Et
Amerika kurulduğundan beri aynı değişen sadece bay Tramp'ın bunu açık seçik şekilde söyleyip göstere göstere yapması.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
misafir
22 saat önce
Şikayet Et
Teşekkür ederim, çok güzel bir analiz olmuş kaleminize sağlık
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Mesut
22 saat önce
Şikayet Et
Bilgi sahibi oldum. Teşekkürler
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle