Grönland’da fay hatları kırılıyor
- GİRİŞ19.01.2026 09:04
- GÜNCELLEME19.01.2026 09:04
Bir zamanlar haritalarda buzlarla kaplı beyaz ve sessiz bir ada olan Grönland, bugün küresel sistemin giderek büyüyen en gürültülü çatlaklarından birine dönüşmüş durumda.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “ulusal güvenlik” gerekçesiyle Grönland’ı ele geçirme ısrarı, sadece Danimarka’yı değil, NATO’nun tamamını sarsan bir jeopolitik depreme yol açıyor.
Trump yönetimi, elektrikli araçlardan savunma sanayine kadar kritik önemdeki nadir elementler açısından Grönland’ı, Çin tekelini kırabilecek nadir alanlardan biri olarak görüyor. Bunun yanı sıra adada uranyumdan çinkoya, nikelden demire, altından potansiyel petrol-doğalgaz rezervlerine kadar zengin bir hazine bulunuyor.
Küresel ısınmayla birlikte bu soğuk hazine daha erişilebilir hale gelirken, yeni ticaret yollarının ve askeri geçişlerin merkezinde yer alan Grönland’ı Arktik’in kilit kapısı konumuna getiriyor.
ABD, planladığı “Altın Kubbe” hava ve füze savunma sistemi için 57 bin nüfuslu Grönland üzerinden Rusya ve Çin’e karşı erken uyarı ve radar üstünlüğü sağlamayı hedefliyor.
Ancak ABD’nin bu stratejik avantajları NATO müttefikini tehdit ederek elde etmeye çalışması, Batı ittifakını kendi içinde çatırdatan bir krize dönüşüyor. Trump’ın “Grönland’a çok ama çok ihtiyacımız var” sözü, klasik bir güvenlik argümanından çok daha fazlasını içeriyor.
Bu ifade, ABD’nin müttefiklik hukukunu askıya almaya hazır olduğunun, ittifakı bir savunma paktı değil bir gayrimenkul portföyü gibi gördüğünün ilanı niteliğinde. Bu artık diplomatik bir tartışma değil. NATO’yu içten içe kemiren bu kriz, müttefiklik hukukunun açıkça test edildiği, hatta tehdit ve şantajla zorlandığı bir güç mücadelesi.
Trump’ın Şantaj Diplomasisi
Donald Trump’ın baskı, tehdit ve çıkar üzerine kurulu dış politikasının merkezinde ise “şantaj diplomasisi” var.
Trump için müttefiklik; ortak değerler, uzun vadeli güvenlik mimarisi ya da uluslararası hukuk anlamına gelmiyor. Müttefiklik, gerektiğinde ekonomik ve askeri baskıyla hizaya getirilecek bir pazarlık alanı olarak görülüyor.
Grönland krizi, bu yöntemin en çıplak, en tehlikeli ve belki de en maliyetli örneği olmaya aday.
Venezuela Devlet Başkanı Nikolas Maduro’ya karşı sarsıcı kaçırma operasyonundan sonra güç gösterisini agresif hamlelerle sürdüren Trump, yalnızca söylem üretmiyor.
ABD yönetimi, son olarak Grönland ilhakına karşı çıkan Danimarka, Fransa, İngiltere, Almanya, Hollanda, İsveç, Finlandiya ve Norveç’e gümrük tarifeleri uygulanacağını açıkladı.
Trump yönetiminin Şubat ayından itibaren yüzde 10 olarak uygulanacak tarifeleri, bu 8 ülkenin Grönland politikalarında ısrar etmeleri durumunda haziranda yüzde 25’e yükseltilecek. Bu adım, güvenlik tartışmasını doğrudan ticaret savaşına bağlayan açık bir gözdağı ve şantaj niteliği taşıyor.
Şimdilik ekonomik silahlar çekilirken, Avrupa’nın da Amerika’ya karşı ticari savaşa girme potansiyeli var. Çünkü Avrupa ile Amerika arasındaki ticaret hacmi 1,6 trilyon doları buluyor.
Ekonomi cephesinde böyle bir krizin tırmanması halinde, küresel ticarette trilyonlarca dolarlık kopuş ve finansal piyasalarda sert dalgalanmalar yaşanabileceği öngörülüyor.
Bu tablo, doların rezerv para statüsünü sarsarak alternatif arayışlarını hızlandırabilir ve Amerikan finansal gücünü aşındırabilir.
Grönland Buzdağına Çarpan Transatlantik İlişkiler
Ekonomik rüzgârlar sert esse de aslında Atlantik hattı uzun yıllar boyunca Batı’nın güvenli hattı oldu. ABD ile Avrupa arasındaki transatlantik ilişki, fırtınalara rağmen yönünü kaybetmedi; Soğuk Savaş’ı atlattı, küresel krizleri aştı, NATO şemsiyesi altında ayakta kaldı.
Ancak bugün bu dev ittifak gemisi, kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçekle yüz yüze: Grönland buzdağı.
Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme ısrarı, yalnızca diplomatik bir kriz değil; transatlantik ilişkilerin gövdesine alınmış sert bir darbe.
ABD’nin bir NATO müttefiki olan Danimarka’nın toprağını talep etmesi, ittifak hukukunun altını oyuyor. “Birimiz hepimiz için” ilkesi, yerini “çıkarım neredeyse orası benim” anlayışına bırakıyor.
Oysa Danimarka ve Avrupa açısından Grönland meselesi, pazarlığa açık bir güvenlik başlığı değil. Toprak egemenliği, özellikle de bir müttefikin toprağı, Avrupa için mutlak bir kırmızı çizgi.
ABD’nin bir NATO üyesine karşı güç kullanma ihtimalini dillendirmesi, ittifakın ruhuna indirilmiş en ağır darbelerden biri.
Trump’ın ısrarlı taleplerine karşı Danimarka, Grönland’daki askeri varlığını artırma kararı aldı. Buna paralel olarak Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, “Arktik Dayanıklılık Operasyonu” adlı ortak tatbikat kapsamında bölgeye sembolik ama stratejik askeri birlikler gönderdi.
NATO içinde nadir görülen bu durum, aslında ABD’ye rağmen savunma refleksinin bir yansıması.
Şantaj diplomasisi kısa vadede belki sonuç üretebilir; ancak orta ve uzun vadede stratejik güvensizlik daha da tırmanabilir.
Avrupa’da zaten devam eden ABD’ye askeri bağımlılığı azaltma tartışmaları, ortak Avrupa savunma gücü fikirlerinin güçlenmesi ve nükleer caydırıcılık dâhil “stratejik özerklik” arayışı hızlanabilir.
Birlik Olmayan Avrupa’nın Güvenlik Açmazı
Avrupa’nın elinde Trump yönetimine karşı ekonomik bazı kozlar var; ticaret, yaptırımlar, gümrükler… Ancak konu askeri güce ve güvenliğe geldiğinde tablo net: “Hasta Avrupa”, yetersizlikleriyle tek başına caydırıcı olmaktan çoktan çıkmış durumda.
İşte Trump’ın asıl gücü de burada yatıyor. Grönland’ı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle gündeme taşıyan Trump, aynı anda Ukrayna dosyasını da fiilen rehin alabilecek bir pozisyon elde ediyor. Mesaj açık: “Beni kızdırırsanız, Kiev’i yalnız bırakırsınız.”
Avrupa ülkeleri bu kırılmayı net biçimde görüyor ancak buna birliktelik içinde ve tek sesle karşılık veremiyor. Danimarka Trump yönetimine karşı açık uyarılarda bulunurken bazı başkentler sert tepki gösteriyor.
AB’nin kurumsal liderleri Ursula von der Leyen ve Antonio Costa egemenlik vurgusu yapıyor. Ama bu görüntünün ardında başka bir gerçek var: Birçok AB ülkesi ya sessiz kaldı ya da kısık sesle konuşmayı tercih ediyor.
Neden? Çünkü mesele sadece Grönland değil, Trump’ı kızdırmanın ağır bedeli.
Ukrayna’ya verilen desteğin kesilmesi, NATO’nun zayıflatılması, ABD güvenlik şemsiyesinin geri çekilmesi ihtimali… Avrupa başkentleri bu riskleri yüksek sesle dile getirmekten kaçınıyor.
Bu ikircikli tutum, krizin seyrine bağlı olarak Avrupa Birliği’nin iç dengesini de kırılganlaştırıyor. Çünkü AB içinde bugün netleşen şey şu: Herkes aynı ölçüde risk almaya hazır değil. Trump karşısında bazıları sert duruş isterken, bazı ülkeler soğuk kutup fırtınasının geçmesini bekliyor.
NATO’nun İçerden Tehdide Karşı Acziyeti
NATO tarihinde tehdit hep dışarıdan geldi: Sovyetler, terör, Rusya. Bugün ise ittifak ilk kez içeriden gelen bir baskıyla yüzleşiyor. Trump’ın Grönland gözdağı, NATO’nun “bir müttefik, diğerine karşı tehdit oluşturamaz” kurucu varsayımını sarsıyor.
Grönland konusunda kurumsal bir tepki verememesi ise NATO’nun en büyük üyesi Amerika karşısındaki acziyetinin yansıması durumunda. Ancak bu sessizlik tarafsızlık değil; güçlünün lehine işleyen bir felç hâli.
Trump’a “babacık” diye hitap edecek kadar küçük düşürücü bir dil kullanabilen NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Trump karşısındaki aşırı temkinli, çekingen, hatta ezik çizgisi, ittifakın Washington karşısındaki çaresizliğini sembolize ediyor.
Yani Avrupa ve NATO, Rusya’dan korktuğu kadar ABD’yi kızdırmaktan da çekiniyor. Ve bu ikili korku, kıtayı kendi güvenliği hakkında karar alamayan bir aktöre dönüştürüyor.
Bu kriz, Trump’ın büyük güç siyasetinde Avrupa’yı nasıl köşeye sıkıştırabildiğinin; NATO’nun içeriden gelen bir tehdide karşı ne kadar hazırlıksız olduğunun açık kanıtı. Üstelik Trump Grönland üzerinden bastırırken, Ukrayna barışını yavaşlatması ya da desteği dondurması da sürpriz olmayacak.
Avrupa’nın tam birlik yerine korku temelli denge arayışı, hem NATO’yu dinamitleyebilir hem de AB’yi daha bölünmüş ve savunmasız hale getirebilir.
Yani dünyanın en büyük adası Grönland etrafındaki sert fırtına, ne kadar birlikte durabileceği belirsiz Avrupa’nın korkularıyla yüzleşeceği bir aynaya dönüşüyor.
Çin ve Rusya’nın Gerçekleşen Stratejik Rüyası
ABD ile Avrupa arasındaki bu kaotik manzara, Pekin ve Moskova için neredeyse stratejik bir rüya. Yıllardır Batı ittifakını dışarıdan zorlayan Çin ve Rusya, bugün ilk kez Batı’nın kendi içinden çözülüşünü izliyor. Üstelik hiçbir bedel ödemeden.
Soğuk Savaş boyunca Moskova’nın, son yıllarda ise Pekin’in en büyük hedefi, ABD ile Avrupa arasında derin güvenlik kopuşu oluşturmaktı.
İronik olan şu ki, bu senaryoyu zirveye taşıyan Trump’ın Grönland üzerindeki dizginlenemeyen çıkar iştahı ve müttefiklerine karşı güç gösterisi oldu.
Trump, Grönland’ı Rusya ve Çin’in eline geçmesini önleme bahanesiyle gerilimi tırmandırırken, fiiliyatta en çok onları sevindiren bir tablo üretti. Çünkü transatlantik hatta oluşan böylesine derin, açık ve aleni tektonik çatlak, Çin ve Rusya’nın yıllardır başaramadığını Trump’ın tek başına hayata geçirmesi anlamına geliyor.
Aslında Trump, NATO’nun güvenilirliğini, AB’nin birlik iddiasını ve Batı’nın caydırıcılığını aynı anda aşındırarak müttefikler arasındaki fay hatlarını tetikledi.
Moskova ve Pekin bu tabloyu yalnızca izlemiyor; alay da ediyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel temsilcisi Kirill Dmitriev’in, Trump için sarf ettiği “Babanızı kışkırtmayın” sözü, Avrupa’ya yönelik küçümsemenin trajikomik göstergesi.
Sonuçta ortaya çıkan manzara net: Trump, Grönland bahanesiyle Rusya ve Çin’i durdurmak isterken Batı’yı içeriden zayıflatıyor.
Ve Çin ile Rusya, yıllardır kuramadıkları bu oyunun Washington’un kendi eliyle sahneye konmasını keyifle izliyor.
Yorumlar1