Amerika’da Sertleşen Göçmen Avının İki Yüzü

  • GİRİŞ29.01.2026 09:15
  • GÜNCELLEME29.01.2026 09:15

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından başlattığı göçmenlere yönelik sert baskı dalgası, kısa sürede iç çatışma hâline dönüştü.

Trump yönetiminin Göçmen ve Gümrük Muhafaza (ICE) güçlerini Minnesota’ya göndermesi, eyalette tansiyonu dalga dalga yükseltti.

ICE’ın sokaklarda estirdiği terör nedeniyle 7 Ocak’ta üç çocuk annesi Renee Nicole Good’un, ardından 24 Ocak’ta hemşire Alex Pretti’nin öldürülmesi, gerilimi patlama noktasına taşıdı.

Olaylara gaz, cop ve göz yaşartıcı bombalarla sert şekilde müdahale eden ICE, federal ve yerel güçler arasındaki gerilimi artırırken hükümet ile halk arasındaki diyalog da kopma noktasına geldi.

Minnesota Valisi ve belediye başkanı, federal güçlerin eyaletten çekilmesini talep ederken yerel halk sokaklarda hesap soruyor, protestolar giderek büyüyor.

Bu çatışmanın merkezinde, devletin şiddet dili ile toplumun hak, adalet ve insan onuruna dair talepleri karşı karşıya geliyor.

BOVİNO’NUN “NAZİ” İMAJI

Eyalette yükselen bu gerilimin odağında ise “Nazi” benzetmeleri yapılan ICE komutanı Gregory Bovino yer aldı.

Bovino, Trump yönetiminin göç politikalarının sertleşmiş ve militarize edilmiş yüzü hâline geldi.

55 yaşındaki Bovino, yıllardır ABD sınır devriyesi içinde görev yapan bir isim. Los Angeles, Chicago ve diğer büyük kentlerde yürütülen göçmenlik baskınlarının tanıdık yüzü.

Silahlı devriyelerle gerçekleştirilen ve sosyal medyada aksiyon filmlerini andıran operasyon videoları, Trump döneminde ICE’ın “sokak ordusu”na dönüşmesinin sahadaki vitrini oldu.

37 yaşındaki ABD vatandaşı hemşire Alex Pretti’nin sınır devriyesi ajanları tarafından vurularak öldürülmesinin ardından Bovino’nun sergilediği tavır, gerilimi daha da tırmandırdı.

Bovino’nun açıklamalarında ne bir özür ne de geri adım vardı. Aksine, öleni “şüpheli”, silahlı ajanları ise “kurban” ilan eden kışkırtıcı bir dil benimsedi.

Video kayıtları, silahı olmayan Pretti’nin yere yatırılan bir kadına yardım etmeye çalıştığını gösterirken Bovino, “Bu durumu kendisi yarattı” demekte tereddüt etmedi.

Bovino’nun pirinç düğmeli uzun haki paltosuyla Minneapolis sokaklarında dolaştığı fotoğraflar, Alman basınında faşist çağrışımlarla yorumlandı.

Güç gösterisine düşkünlüğüyle öne çıkan Bovino’nun görünümü, Nazi subaylarına benzetilerek otoriter ve militarist bir imaj oluşturduğu iddiasına konu oldu.

Bovino bu benzetmeleri reddetti; paltosunun standart bir sınır devriyesi üniforması olduğunu ve herhangi bir ideolojik mesaj taşımadığını savundu. Ancak kısa kesilmiş saçları, sert bakışı ve askerî estetiği, zaten öfkeli olan kalabalıklar için onu görsel bir hedefe dönüştürdü.

GÖÇMEN AVCISI BOVİNO’NUN GÖÇMEN KÖKENLERİ

Protestoların Bovino’nun kaldığı öne sürülen otelin önünde yoğunlaşması tesadüf değildi. İnsanlar bir kişiyi değil, onun temsil ettiği sertlik yanlısı ve hukuksuz düzeni protesto ediyordu.

Bu düzen, beş yaşındaki Liam Ramos’un babasıyla birlikte gözaltına alınmasında da kendini gösterdi. Bovino’nun “Ajanlarımız çocuklarla başa çıkmada uzmandır” sözleri ülkede dehşetle karşılandı.

Bu dil, onu yalnızca protestocuların değil, Beyaz Saray’ın da yükü hâline getirdi.

Minneapolis sokakları kaynarken, federal güçlerle yerel yönetimler açıkça karşı karşıya gelirken Trump yönetimi hasarı sınırlamaya yöneldi.

Bovino sahadan çekildi, yerine “sınır çarı” olarak bilinen Tom Homan gönderildi. İç Güvenlik Bakanlığı, Bovino’nun militan mesajlar paylaştığı sosyal medya hesaplarını da askıya aldı.

Aslında göçmenlere karşı politikanın sert yüzü hâline gelen Bovino’nun hayatı ironilerle doluydu.

Ailesi, bir asır önce yoksul Güney İtalya’dan Amerika’ya göç etmişti. Büyük büyükbabası kömür madenlerinde çalışmış, zincir göç yoluyla tüm ailesini ABD’ye taşımıştı.

Ayrıca göçmenleri Amerika’ya suç getirmekle suçlayan Bovino’nun babası Mike, alkollü araç kullanırken yaptığı bir kazada 26 yaşındaki bir kadının ölümüne, eşinin de ağır yaralanmasına neden olmuş ve hüküm giymişti.

Kendi geçmişiyle ve göçmen kökenleriyle çelişen Bovino sahneden çekilmişe benziyor. Ancak bıraktığı iz, Minnesota sokaklarında hâlâ duruyor.

SINIR ÇARI HOMAN’LA DEĞİŞEN SAHNE 

Gregory Bovino’nun geri çekilmesi bir yumuşama işareti olmaktan çok, sahnenin yeniden düzenlenmesi anlamına geliyor.

Trump yönetimi, Minneapolis’te yükselen öfkeyi yatıştırmak için vitrini değiştirdi ve eyalete uzun süredir bilinen bir ismi gönderdi: Tom Homan.

“Sınır çarı” olarak anılan Homan, göçmenlik politikasında sıfır tolerans ve “tereddütsüz güç” yaklaşımının mimarlarından biri.

Aile ayrılıkları, zincirleme gözaltılar ve sığınma başvurularının fiilen askıya alınması, Homan’ın sicilinin özeti niteliğinde.

Minnesota’ya gönderilmesi, Washington’un krizi “yumuşatarak” değil, merkezileştirerek yönetme tercihinin göstergesi.

Yerel yönetimlerle gerilim zaten tırmanmışken, yetkileri daha güçlü bir ismin sahaya sürülmesi federal iradenin tartışmasız üstünlüğünü ilan etme çabası olarak okunuyor.

Bovino’nun Nazi imajı üzerinden büyüyen sertlik ve çatışma, Homan’la birlikte daha soğukkanlı ancak aynı derecede sert bir operasyonel çizgiye evrilebilir.

Ancak bu değişim yalnızca taktikseldir. Homan’ın kariyeri, göçü insani bir mesele değil, sürekli bir güvenlik tehdidi olarak ele alan bir anlayış üzerine kuruludur.

Bu anlayış, Minneapolis gibi büyük ve karmaşık şehirlerde federal güç ile yerel doku arasındaki çatışmayı daha da derinleştirebilir.

AMERİKA’NIN KIRILAN FAY HATLARI

Sonuç olarak Minnesota’da yaşananlar şunu gösterdi: Bovino, göçmen avının sertlik sembolüydü; Homan ise bu sistemin mimarlarından biri.

İkisi de aynı göçmen karşıtı politikanın farklı yüzlerini temsil ediyor. Devletin sert göç politikası sahada cop ve gözaltıyla ilerlerken, siyasetin dili de saldırganları cesaretlendiren bir zemin oluşturuyor.

Trump’ın, Kongre’nin ilk Müslüman üyesi olan Somali asıllı Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ilhan Omar’ı hedef alan sert söylemi, siyasetin sınırlarını aşarak bir nefret atmosferi yarattı.

Omar’a yönelik “beceriksiz”, “berbat” ve “çöp” gibi aşağılayıcı ifadeler kullanan Trump, “şu küçük türbanlı” sözleriyle Müslüman kimliğini de hedef aldı.

Bununla da yetinmeyen Trump, defalarca “Bunu ülkeden atın”, “Defolup gitsin” gibi ifadelerle Omar’ı sistematik biçimde hedef hâline getirdi.

Bu sözlü saldırıların ardından Omar, Minneapolis’te göçmen karşıtı politikaları eleştirdiği bir sırada, içinde bilinmeyen bir sıvı bulunan spreyli bir saldırıya uğradı.

Trump’ın göçmen karşıtlığı artık sınırları korumaya yönelik bir politika olmaktan çıkmış, fiziksel saldırılara zemin hazırlayan bir iç baskı rejimine dönüşmüştür.

“Özgürlükler ülkesi” olarak pazarlanan Amerika’da toplumsal fay hatları kırılırken, göçmen karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı derinleşerek devam ediyor.

Minnesota sokakları şunu haykırıyor: Üniforma değişebilir, komutan değişebilir; ancak göçmen karşıtı güvenlikçi çizgi sabit kaldığı sürece sokaklardaki gerilim derinleşerek devam edecek.

 

Yorumlar1

  • Hasan demir 3 saat önce Şikayet Et
    Bir ülkede işler ters gidiyorsa ilk olarak göçmenler suçlanır
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat