Epstein’in karanlık labirentinde kaybolan adalet
- GİRİŞ04.02.2026 09:02
- GÜNCELLEME04.02.2026 09:08
Amerika tarihinin en karanlık pedofili skandalıyla ilgili gelişmeler, her geçen gün küresel gündemi sarsmaya devam ediyor.
Yüzlerce reşit olmayan mağduru fuhuşa zorlayan Jeffrey Epstein dosyasıyla ilgili ABD Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan 3 milyondan fazla yeni belge, 2 bin video ve yaklaşık 180 bin görsel, skandala yeni bir boyut kazandırdı.

New York’taki Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’nde 2019 yılında ölü olarak bulunan, etik çöküşün kolektif sembolü hâline gelen Epstein’le ilgili her yeni belge, beraberinde yeni sis perdelerini de getiriyor.
Açıklanan belgelerde en çarpıcı bölümlerden biri, prenslik unvanı elinden alınan Andrew Mountbatten Windsor’la ilgili yeni iddialar ve bir mağdur kadınla uygunsuz görsellerden oluşuyor.
Belgelerde, Epstein’le Buckingham Sarayı’nda gerçekleştiği öne sürülen “fazla mahrem” akşam yemeği, “26 yaşındaki Rus bir kadın” teklifi ve 2010 yılında Royal Lodge’da yaşandığı iddia edilen bir cinsel ilişki yer alıyor.

Ayrıca belgeler; Epstein’in İsveç, Norveç ve Danimarka kraliyet üyeleriyle temaslara dair bilgileri de içeriyor.
Son Epstein belgeleri, teknoloji devleri Elon Musk ve Bill Gates’in Epstein’la temaslarını yeniden tartışmanın merkezine taşıyor.
Skandalla bağlantısını defalarca reddeden Musk’ın, Epstein’ın adasındaki “en çılgın partinin” zamanını sorduğu e-postaların ortaya çıkması dikkat çekiyor. Musk, adaya gitmediğini söylese de farklı tarihlere yayılan yazışmalar ve fotoğraflar, inkâr ile temas arasındaki çelişkiyi büyütüyor.
Microsoft’un kurucusu Bill Gates cephesinde ise belgeler, Epstein’in kendi iç yazışmalarında Rus kadınlardan bulaşan cinsel hastalık iddiası ve eşiyle yaşanan evlilik krizini gündeme getiriyor.
Epstein yazışmaları, dosyanın küresel güç merkezlerine uzandığını gösteriyor: Putin’in olası halefi olarak anılan İlya Ponomarev’e ilişkin mesajlar, Howard Lutnick’le Karayipler’de planlanan gizli buluşmalar ve Avrupa’dan Asya’ya uzanan siyasi bağlantılara dair iddialar belgelerde yer alıyor.
Slovakya’da Başbakanın Dış İlişkiler Danışmanı Miroslav Lajcak’ın istifası, Hindistan Başbakanı Narendra Modi hakkında kayda geçen İsrail ifadeleri ve New York Belediye Başkanı Mamdani’nin annesine uzanan temaslar, ağın ne denli geniş olduğunu gözler önüne seriyor.

Epstein’in Türkiye Hattı
Son Epstein belgelerinde Türkiye, turizm ile iş dünyasının temas ve etki hattı olarak konumlandığını gösteriyor.
Belgelerde, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun isminin temas arayışı bağlamında geçtiği, ancak içeriğe ve sonuca dair netlik bulunmadığı belirtiliyor. İddiaları yalanlayan Davutoğlu cephesi ise bu e postaların habersiz ve provokatif olduğunu açıkladı.
Robert Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Landon Thomas Jr.’ın Epstein’e gönderdiği Türkiye karşıtı yazışmalar ise Epstein’in ideolojik ve politik fonlama ağlarında aracı rolünü açığa çıkarıyor.
İş insanı Fettah Tamince’nin sahip olduğu Antalya–Rixos Otel hattının, Epstein’in kirli ağı için lojistik bir zemin olarak kullanıldığı iddiaları da belgelerde yer alıyor.
İhlas Holding Genel Müdürü Ahmet Mücahit Ören ile Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell arasındaki yazışmaların yanı sıra, mimar Deniz Mete ve daha önce tarihi eser kaçakçılığı iddialarıyla gündeme gelen Ayşegül Tecimer’in isimleri de dosyada öne çıkıyor.
Buarada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyuna yansıyan son belgeler doğrultusunda çocuk istismarı ve fuhuş ağı kurmakla suçlanan Jeffrey Epstein’le ilgili Türkiye bağlantılarını incelemeye aldı.
Ayrıca Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin iddiaların yer aldığı belgelerde ise medya, iş dünyası ve Orta Doğu merkezli jeopolitik yazışmalar dikkat çekiyor.
Açıklanan tüm belgelere rağmen Epstein dosyası, hukukun nasıl işlemediğinin; kirli elit düzeninin nasıl korunduğunun puslu aynası haline gelmiştir.
Amerika sınırlarını çoktan aşan bu dosya, artık küresel bir skandal fırtınasına dönüşmüş durumda. Dev belge havuzundan çıkan belgeler tam olarak çözülemezken; ortaya atılan komplo teorileri, yapay zekâ üretimleri ve çelişkili sızıntılar skandalı giderek sulandırıyor.

Trump’ın “Açıklayarak Gizleme” Stratejisi
Amerikan siyasetinin kavga silahına dönüşen bu skandalıyla ilgili pek çok isim dolaşıma sokuluyor; ancak zincirin üst halkasına asla dokunulmuyor. Çünkü oraya dokunulursa devlet-istihbarat ilişkileri açılabilir, uluslararası ortaklıklar sorgulanabilir ve “ulusal güvenlik” maskesi düşebilir.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ve devlet bürokrasisi, Epstein dosyasında yeni bir yöntem uyguluyor: “Açıklayarak gizleme.” Bağlamından koparılmış milyonlarca belge ve üzeri bantlanmış binlerce görsel, gerçeği anlaşılır kılmak yerine daha da karmaşık hale getiriyor.
Yeni belgelerde girift detaylar çok; ancak bağlantılar ve bağlamlar bilinçli şekilde karartılmış durumda.
Trump’ın, “Ben o mikrop yuvası Epstein adasına hiç gitmedim; ama bu yolsuz Demokratların neredeyse tamamı ve onların bağışçıları gitti” şeklindeki savunması, skandalı kendi üzerinden savuşturma çabası olarak okunuyor.
Oysa açıklanan belgeler, başta Trump olmak üzere Epstein’le bağlantılı isimler hakkında tam şeffaflık yerine bir illüzyon yaratıyor.
Demokratlar başta olmak üzere Kongre’den yükselen şeffaflık eleştirileri ve “tam açıklama” çağrıları kamuoyunda yankı bulurken, Trump yönetiminden gelen mesaj net: “Belgeler tamamlandı.”
Bu yaklaşım, başından beri dosyayı kendisinden uzak tutmaya çalışan Trump’ın skandalı yönetilebilir bir krize indirgeme çabasının parçası olarak görülüyor.
Teknik detaylar, politik tartışmalar ve medya polemikleri arasında çocukluklarını yaşayamadan bu bataklığa sürüklenen mağdurlar ise yine görünmez kılınıyor. Çünkü bu skandal, mağdurların adalet arayışından çok devletlerin ve kurumların itibarını kurtarma dosyasına dönüşmüş durumda.

MOSSAD Gölgesi Büyüyor
Son belge dalgası, Epstein’in istihbarat bağlantılarına ilişkin tartışmaları daha görünür hâle getiriyor. MOSSAD’la ilişkilere dair yeni e-posta mesajları, Epstein’in karanlık ağı üzerindeki istihbarat gölgesini daha da büyütüyor.
Özellikle İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak’ın eşiyle birlikte Epstein’in New York’taki evlerini yoğun şekilde kullandığına ve aralarındaki güçlü ilişkilere dair belgeler dikkat çekiyor.
Jefrrey Epstein’in, Barak’tan MOSSAD’la bağlantısının olmadığına dair açıklama talep etmesi de bu ağın istihbarat boyutuna dair önemli ipuçları sunuyor.
Epstein’in sevgilisi ve kara kutusu olarak görülen Ghislaine Maxwell’in babası, İngiltere’de medya patronu olan Robert Maxwell’in de yıllarca MOSSAD için çalıştığı biliniyor.
Pedofili suçlusu Epstein’le de yakın ilişkisi bulunan Robert Maxwell’in, Karayipler’deki bir tekne gezisi sırasında MOSSAD tarafından öldürüldüğü iddiaları İngiliz basınına yansımıştı.
Öte yandan, siyonizmin ateşli savunucularından Harvard Üniversitesi Ceza Hukuku Profesörü Alan Dershowitz’in, 2008 yılında Florida’da kız çocuklarına yönelik cinsel istismar davasında Epstein’in avukatlığını yapması tartışmaların başka bir boyutunu oluşturuyor.
Trump’ın damadı Jared Kushner’ın da üniversiteden hocası olan Dershowitz’in, dönemin başsavcısı Alexander Acosta’yı Epstein’in MOSSAD bağlantısı konusunda uyardığı ve bu sayede ayrıcalıklı bir anlaşma sağlandığı biliniyor.
Suçlamaları kabul eden Epstein’in, geceleri cezaevinde kalıp gündüzleri ofisine gitmesine olanak tanıyan 13 aylık ceza anlaşmasına rağmen, bu dönemde defalarca farklı mekânlarda olduğu tespit edildi.
Bu tartışmalı anlaşma nedeniyle, Trump’ın ilk başkanlık döneminde Çalışma Bakanı olan Acosta 2019’da istifa etmek zorunda kaldı. Tüm bu tablo, pedofili gibi ağır bir suçu kabul etmesine rağmen Epstein’in yıllarca devlet ve adalet eliyle nasıl korunduğunu gözler önüne seriyor.
“Elit” Maskesinin Arkasındaki Kirli Bataklık
Jeffrey Epstein, 2019 yılında kaldığı cezaevi hücresinde, kameraların çalışmadığı bir anda, şüpheli şekilde ölü bulundu.
“Sır kutusu” olarak nitelendirilen Ghislaine Maxwell ise, Trump’ı temize çıkaran ifadelerinin ardından “Alice Harikalar Diyarında” benzetmesi yapılan ayrıcalıklı bir cezaevinde cezasının dolmasını bekliyor.
Peki ya geri kalanlar? Sarah Kellen, Nadia Marcinkova, Adriana Ross ve Lesley Groff… Bu dört kadın, kirli sistemin sessiz ama aktif taşlarıydı.
Yıllarca Epstein’in sağ kolu gibi çalışan bu isimler, onlarca mağdurun ifadesinde tekrar tekrar yer aldı. Kurbanları istismarın kucağına taşıyan “günlük operasyonun” parçası olmalarına rağmen hepsi özgür.
Bu kadar çok elit ismin dahil olduğu, pedofiliden insan kaçakçılığına uzanan çok katmanlı bir suç ağı gerçekten tek bir sapkın adamla mı yürütüldü?
Aynı uçaklarda, aynı adalarda, aynı istismar evlerinde bulunan siyasetçiler, milyarderler, akademisyenler, kraliyet çevreleri ve medya figürleri orada tesadüfen mi bulundu? Yirmi yılı aşkın süredir bilinen, raporlanan ve takip edilen bu ağla mücadele eden mağdurlar neden görmezden gelindi?
Amerikan başkanlarından kraliyet ailelerine kadar uzanan bu kirli bataklık, “elit” maskesinin ardındaki ahlaki çürümeyi ve karanlık düzeni gizliyor.
Dosya, Epstein ve Maxwell’le sınırlandırılıyor; birkaç istifa, birkaç “üzgünüz” açıklaması ve sofistike yalanlamalarla geçiştiriliyor.
Oysa asıl yüzleşme, bu sistemi yıllarca ayakta tutan dişlilerle yapılmalı.
Asıl skandal, bu kadar çok şey bilinmesine rağmen neredeyse hiç kimsenin yargılanmaması ve sistemin hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır.
Pedofili gibi insanlığın en ağır suçlarından biri bile devletlerin, istihbarat örgütlerinin ve elit ağların çıkar duvarına çarpıyorsa ortada yalnızca suç değil, derin bir ahlaki çöküş vardır.
Epstein’in Skandalıyla Yüzleşemeyen Amerika
Eğitim hayatından finansal yükselişine kadar yaşamı sahtekârlıklarla örülü olan Epstein, Elon Musk’tan Bill Gates’e kadar dünyanın en zengin isimlerini ağına nasıl düşürebildi?
Özel adalar, özel uçaklar alacak güce nasıl ulaştı? Kraliyetlerle, başkanlarla, küresel aktörlerle, sanat ve finans çevreleriyle bu denli güçlü bağları nasıl kurabildi?
Epstein’in sahte diplomasına göz yumanlar, kaynağı belirsiz servetini sorgulamayanlar ve olağanüstü anlaşmaları imzalayanların desteğiyle bu karanlık ağ büyüdü.
Yıllarca Epstein dosyasının çevresinde dolaşan istihbarat iddiaları “komplo teorisi” denilerek geçiştirildi. Oysa zenginleşmesinden dokunulmazlığına, emsalsiz dava anlaşmalarından belgelerdeki sistematik karartmalara kadar her detay, istihbarat örgütleriyle iç içe geçmiş bir profil ortaya koyuyor.
Bu skandal, yalnızca Epstein’in değil; kurumların, elit ağların ve karar vericilerin giderek kararan hikâyesidir.
Amerika’da Watergate skandalı devletin zirvesine uzanmasına rağmen adalet sistemi gerçeği açığa çıkarmış ve bir başkanın istifasını sağlamıştı. Edward Snowden, küresel gözetim sistemini ifşa etmişti.
Epstein skandalında ise temizlik, şeffaflık ve hesaplaşma yerine sansür, sis perdesi ve bilinçli koruma var. Watergate devleti kirletti. Snowden gizli gözetimi açığa çıkardı.
Epstein ise devleti, küresel düzeni, siyaseti, sermayeyi, hukuku ve ahlakı aynı anda rehin aldı. Bu nedenle bu dosya ne kapatılabiliyor ne de gerçekten açılabiliyor.
Son belge dalgasıyla istihbarat bağları daha da belirginleşen bu küresel skandal dünya gündemindeki etkisini artırarak sürdürecek. Ancak adalet ve gerçekler, Epstein’in karanlık labirentinden kaybolmaya devam edecek.
Yorumlar2