Bir karanlık savaş iki kritik seçim

  • GİRİŞ11.03.2026 09:39
  • GÜNCELLEME11.03.2026 09:39

Soykırımcı İsrail ile Amerika ortaklığında İran’a karşı başlatılan savaş yalnızca Orta Doğu’yu değil, iki ülkenin iç siyasetini de güçlü şekilde etkiliyor.

Bölge ülkelerini içine çekerek giderek sertleşen bu kirli savaş, iki bine yaklaşan kayıplar, okul, hastane, enerji tesisleri ve şehir altyapılarının hedef alınmaya başlamasıyla daha can yakıcı hale geliyor.

Tehdit açıklamaları, kara operasyonu iddiaları ve saldırıların sona ermesiyle ilgili verilen karışık mesajlarla devam eden savaşta, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz ise tüm dünyayı küresel ekonomik türbülansa sürüklüyor.

Bu kaotik ortamda bir tarafta savaşı başlatan ama halkının çoğunluğunu ikna edemeyen ABD Başkanı Donald Trump, diğer tarafta savaşı güçlü şekilde destekleyen İsrail kamuoyunu arkasına alan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu var.

İran’a saldırıların mimarı iki ismin de bu yıl içerisinde girecekleri kritik seçimlerde karanlık savaşı kendileri için siyasi avantaja çevirme derdinde.

Trump’ın Savaş Kumarı

Amerika dış politikasını esir alan İsrail’in tahrikleriyle İran’a savaş başlatan Trump’ın sürekli değişen gerekçeleri Amerikan halkını ikna edebilmiş değil.

ABD’de savaşın ardından yapılan kamuoyu araştırmaları bu çarpıcı tabloyu ortaya koydu.

En son NPR/PBS/Marist anketine göre; Amerikalıların yüzde 56’sı İran’a yönelik askerî harekâta karşı, yüzde 44’ü ise destekliyor.

Benzer sonuçların çıktığı CNN anketinde ise İran saldırısını onaylamayanların oranı yüzde 59 iken onaylayanlar ise yüzde 41’de kalıyor.

Reuters/Ipsos araştırmasında ise savaşı onaylayanların oranı yüzde 27’ye kadar düşerken onaylamayanlarınki yüzde 43, emin olmayanlarınki ise yüzde 30 olarak belirlendi.

Trump’ın savaş için Kongrenin desteğini alması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 70’e çıkarken başkanlığına verilen destek oranları yüzde 39’a geriledi.

Amerikalıların büyük bölümü İran savaşının uzun sürmesinden ve tekrar büyük kayıplar verilmesinden endişeli iken ilk günlerinde bile “bayrak etrafında birleşme” refleksinin oluşmadığı görülüyor.

Trump’ın seçimlerdeki “sonsuz savaşları bitirme” vaadine rağmen, İsrail’in güvenliği için girdiği riskli savaş “Önce Amerika” söyleminin de ironik bir şekilde “Önce İsrail” şeklinde uygulamaya geçirildiğini gösterdi.

Bu kirli savaşta Trump’ın en güçlü motivasyonlarından biri de İsrail’e koşulsuz destek veren evanjelik tabandan yükselen “Yahudilerin Tanrı’nın planını gerçekleştirmek üzere seçilmiş topluluk” olduğuna ilişkin teolojik saplantıları karşılama arzusu.

Çünkü Amerikan seçmenlerin yüzde 25’inden fazlasını oluşturan “Hristiyan Siyonistleri” olarak anılan evangelikler, Trump’a seçimlerde yüzde 80’in üzerinde destek veriyor.

Bu desteği yanında tutmak isteyen Trump’ın çelişkiler ve belirsizliklerle örülü bu savaş hesabına, MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) tabanından ve Thomas Massie ve Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin öncülüğünde parti içinden güçlü tepkiler yükseliyor.

Ayrıca tüm kamuoyu düşünüldüğünde sonuçları öngörülemeyen İran savaşı, Amerika’da ulusal birlikten öte siyasi bölünmeleri derinleştiren kumar haline geliyor.    

“Topal Ördek” mi? Savaş Şahini mi?

Böylesi bir tabloda 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamı, Senatonun ise 35 üyesi yenilenecek.

Cumhuriyetçiler şu anda 435 üyeli Temsilciler Meclisinde 218 milletvekilini ve 100 sandalyeli Senatoda 53’ünü elinde tutarak Kongrenin her iki kanadında da üstünlüğe sahip durumda.

Seçimlerde Kongrenin iki kanadında da gücünü pekiştirmesi halinde Trump’ın güvenlikçi politikalara ağırlık vererek daha agresif ve şahin hamlelere devam etmesi öngörülüyor.

Ancak Temsilciler Meclisinde gücünü kaybetmesi halinde ise “topal ördek” durumuna düşecek olan Trump’ın Kongrenin frenleyici etkisiyle daha dengeli politikalara yönelmesi söz konusu olabilir.

Bu kritik denklemde İran savaşının seçimlere etkilerini tam olarak kestirmek güç olsa da sürecin uzaması, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve askerî kayıpların artması gibi faktörlere bağlı olarak siyasi risklerin yükseldiği açık.

Trump dışarıda savaş gündeminin yanı sıra içeride ise kendisini karanlık gölge gibi takip eden Jeffrey Epstein skandalının etkileri nedeniyle siyasi  riski yüksek bir seçime girecek.

Bu yüzden seçim bölgelerinde ve seçmen kurallarında değişiklik ile posta oylarının kabul süresinin kısaltılması gibi bazı hamleler peşinde olan Trump, “Kongreyi kaybedersek beni azledebilirler” sözleriyle de tabanını konsolide etmeye çalışıyor.

Savaştan Beslenen İsrail

Bu yıl bir başka seçimin yaşanacağı soykırımcı İsrail’de ise İran savaşı sonrası yapılan anketlerde Amerika’nın tam tersi bir tablo yaşanıyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün anketine göre; İsrail halkında İran savaşına destek yüzde 82 gibi yüksek bir oranda. Bu destek oranları Yahudi katılımcılarda yüzde 93’e kadar çıkarken Arap İsraillerde yüzde 26’ya kadar düşüyor. Netanyahu’ya İran savaşında güvenenlerin oranı ise yüzde 74’ü buluyor.

Katılımcılardan yüzde 64’ü Trump’ın İsrail’in güvenliğini temel unsur olarak gördüğünü onaylarken Lazar Araştırma Enstitüsü’nün anketinde Amerikan Başkanına İsrail’deki halk desteği yüzde 72 olarak tespit edildi.

Yani Trump kendi ülkesinden alamadığı güçlü desteği uğruna savaşa girdiği İsrail’den almış görünüyor.

Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) anketine göre ise savaşa destek verenlerin oranı yüzde 81 olurken yüzde 63 oranında İran rejimi devrilene kadar savaşın devamından yana.

Ancak anketler İsrail’de kendini güvende hissedenlerin oranının sadece yüzde 26’ya kadar gerilediğini gösteriyor.

Savaş Netanyahu’nun Siyasi Oksijeni

Bu sonuçlar yıllardır savaştan, çatışmadan ve son olarak Gazze’de sergilediği çok boyutlu soykırımdan beslenen İsrail’de İran saldırılarının siyasi etkisinin çok farklı olduğunu ortaya koyuyor.

Yani ABD’de savaş sorgulanırken İran’ın nükleer programını ve Hizbullah başta olmak üzere vekil güçlerini uzun süredir varoluşsal tehdit olarak gören soykırımcı İsrail’de savaşa destek oranları tam tersi bir duruma işaret ediyor.

İran’a karşı sert politika konusunda ulusal mutabakat görüntüsü veren İsrail’de bu karanlık savaş; toplumu bölmüyor, iktidarı güçlendiriyor.

Yani İran’a yönelik savaş, yolsuzluk davaları nedeniyle eleştirilen Netanyahu için hem siyasi avantaj hem de hakkındaki suçlamaları örten bir örtü işlevi görüyor.

Kendisine iç siyasette sağladığı getiriler nedeniyle Netanyahu bu kirli savaşı olabildiğince sürdürmek, kapsamını yaymak ve İran’da rejim değişikliğini sonuna kadar zorlamak istiyor.

Ancak savaşın genel gidişatına bakıldığında lider kadrosunun hedef alınmasına rağmen İran halkının bölünmek yerine daha fazla kenetlendiği ve direncini sürdürdüğü görülüyor.

Soykırımın ve son savaşın gölgesinde İsrail’in 27 Ekim’de Knesset’teki 120 milletvekilinin tamamının yenileneceği genel seçimlere gitmesi bekleniyor.

Netanyahu’nun savaşın siyasi getirisini değerlendirmek için seçimi birkaç ay erkene alması ihtimali de olası görülüyor.

Soykırım ve katliamdan beslenen Netanyahu için İran savaşı da bir tür siyasi oksijen hâline gelmiş durumda.

Çünkü Gazze’de gerçekleştirdiği soykırım öncesinde hakkındaki yolsuzluklar nedeniyle zor durumda olan Netanyahu’nun 7 Ekim güvenlik başarısızlığı nedeniyle istifasını isteyenlerin oranı yüzde 75’i buluyordu.

Ancak önce Gazze’deki soykırım, ardından İran savaşı başladığından beri Netanyahu’nun partisi Likud anketlerde yükseliş gösteriyor.

Yine de analizlere göre bu artış tek başına seçim kazanmaya yetmeyebileceğini, koalisyon seçeneklerinin devreye gireceğini gösteriyor.

Başlattığı karanlık savaşla Netanyahu’ya can simidi atan Trump, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a seslenerek, “Bibi Netanyahu’ya derhal af vermesi gerekiyor” diyerek İsrail Başkanının yolsuzluk ve dolandırıcılık suçlamalarının örtbas edilmesi için baskı yapıyor.

Savaş Sandığı ve Kaybolan Masum Hayatlar

Trump, yıllar önce eski ABD Başkanı Barack Obama için, seçim hesapları uğruna İran’la savaşa gidebileceğini ima eden sert paylaşımlar yapmıştı. Verdiği bu mesajla “Başkanlar yeniden seçilmek için dış kriz çıkarabilir” vurgusu yapan Trump, bugün aynı ironik akıbeti yaşıyor.

ABD’de savaş seçmeni bölüp, ekonomik baskı oluşturarak siyasi riskleri artırırken İsrail’de toplumu konsolide ederek Netanyahu’nun güvenlikçi siyasetine dayalı kirli iktidarını güçlendiriyor.

Bu savaşla Trump kendi seçiminden çok Netanyahu’nun siyasi geleceğine yatırım yapıyor. Yani aynı savaş Trump için siyasi kumar iken Netanyahu için fırsatlar sunan siyasi yatırıma dönüşüyor.

Ancak tarih bize defalarca gösterdi ki liderlerin iç politik hesaplarıyla şekillenen savaşlar çoğu zaman sandıkta değil, savaş alanında gerçek sonuçlarını verir.

Bu tür krizlerde kazananlar çoğu zaman siyasetçiler olurken kaybedenler ise şehirleri yıkılan, hayatları parçalanan ve geleceği belirsizliğe sürüklenen halklar oluyor.

Sandık hesaplarıyla açılan cepheler büyüdükçe, Ortadoğu’nun gökyüzü biraz daha kararıyor; diplomasi geri çekildikçe bombaların sesi yükselirken şehirler yanmaya devam ediyor.

Ve her zamanki gibi siyasi stratejilerin, kirli jeopolitik hesapların ve seçim matematiğinin arasında en ağır bedeli yine masum siviller ödüyor.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar1

  • Adil 3 saat önce Şikayet Et
    Tramp israilin espein santajına boyun eğdi nedenyahu ile irana saldırdı ..yatak odası videolarıyla tecavüzle ve korkutarak cocuklardan sapkın kan plesenta vsvs alma ayin ritüelleri ifşa olur diye korktu .belkide 8 milyar dünya biliyor bu baalcı şeytana tapan sapkınlık.ları tramp ve espeinciler internette ifşa olur diye yahudiler den korkuyor topunuz aynısınız katil ırk yahuda
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat