Amerika’nın “Yanlışlık” Maskesi Altındaki Katliamları

  • GİRİŞ16.03.2026 08:32
  • GÜNCELLEME16.03.2026 08:41

Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle Amerika’yla birlikte başlattığı İran’a yönelik giderek sertleşen ve kapsama alanı genişleyen savaşta sivil kayıpları artarak sürüyor.

Verilen çelişkili mesajlar ve artan tehdit diliyle ivme kazanan savaşta askeri hedeflerden enerji tesislerine, hastane ve okullardan spor tesislerine, su altyapısından sivil konutlara düzenlenen ağır saldırılar yaşamı felce sürüklüyor.

İran’ın güneyindeki Minab şehrinde Şacereh Tayebeh kız okulunun ilk gün defalarca bombalanmasıyla çoğunluğu çocuk 165 kişinin hayatını kaybetmesi ve 96 kişinin yaralanması ise savaşın en karanlık sayfası olarak hafızalara işledi.

ABD yönetimi sorumluluğu kabul etmeye dirense de, Pentagon’un basına sızan ön soruşturması okulun Amerikan ordusu tarafından “güncel olmayan istihbarat” nedeniyle vurulduğunu gösterdi.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve 48 üst düzey askeri yöneticiyi trafik kameralarından cep telefonlarına kadar yapay zeka destekli son derece spesifik istihbaratla öldüren İsrail ve Amerika, her yönüyle ortada olan kız okulunu sözde “yanlışlıkla” vuruyor.

Dünyanın en gelişmiş askeri teknolojisine sahip ülkelerden biri olan Amerika, okul saldırısında da daha önceki çok sayıda katliamda olduğu gibi aynı “hedefleme hatası” tespitinde bulunuyor.

Yapay zeka destekli hedefleme sistemleri, uydu güdümlü bombalar ve geniş istihbarat ağlarına rağmen sonuç değişmiyor. Amerika geçmişten bugüne okulları, hastaneleri, düğünleri ve sivil mahalleleri hedef almaktan çekinmiyor.

 KANLI ARŞİV VE BİTMEYEN “HATA” MASALI

Minab’da okula yapılan bu ağır saldırı aslında ABD’nin son 80 yıldır sistematik olarak sürdürdüğü sözde “yanlışlıkla” yapılan sivil katliam zincirinin son halkası.

Savaş sivillere yönelik en acımasız yüzünü, 200 binden fazla masum insanın hayattan koparıldığı 1945’teki Hiroşima ve Nagasaki şehirlerine atılan atom bombalarıyla gösterdi.

İki kenti yok eden Amerika’nın bu nükleer katliamı yalnızca bir savaşın sonunu değil, sivil nüfusun da savaşın doğrudan hedefi haline gelebileceği yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Vietnam’a atılan 7 milyon ton bombayla 2 milyon insanı hayattan koparan Amerika, 1968’deki My Lai katliamında ise bazı köylere saldırarak çoğunluğu kadın ve çocuk 500’ün üzerinde masum sivili öldürdü. Hatayla yapıldığı ileri sürülen bu ağır katliamla ilgili yıllarca süren soruşturmalarda yalnızca bir asker kısa süreli hapis cezası aldı.

Amerika’nın sivil katliamları 1991’deki Körfez Savaşı’nda da en ağır şekilde devredeydi. Irak’ın başkenti Bağdat’taki Amiriyah sivil sığınağının 900 kiloluk bombalarla vurulması sonucunda çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 408 masum insan hayatını kaybetti.

Bu ağır katliama karşı ABD’nin açıklaması yine tanıdıktı: “Hedefin askeri komuta merkezi olduğunu düşündük.”

DÜĞÜN CENAZE AYIRMAYAN KATLİAMLAR

İnsanların en mutlu günlerini bile kana bulayan Amerika, 2002 yılında Afganistan’ın Uruzgan bölgesindeki Kakarak köyünde düğünde yapılan kutlama ateşini saldırı sanarak yaptığı bombalamada 54 sivilin hayatını kaybetmesine neden oldu.

Yine Afganistan’da 2008 yılında Haska Meyna yakınlarında bir düğün konvoyunu bombalayan ABD güçleri, çoğu kadın ve çocuk 47 sivili öldürdü.

Yemen’de ise 2013’te Radda yakınlarında düğüne giden araçlara drone saldırısı yapan Amerika 12 sivili öldürdü. Bu iki saldırı Pentagon tarafından “istihbarat hatası” olarak nitelendirildi.

Amerika’nın katliamlarında sadece düğünler değil, cenazeler bile hedef alındı. Örneğin Pakistan’ın Datta Khel yerleşim yerinde 2011 yılında bir cenaze törenine yapılan saldırıda 40’tan fazla sivil hayatını kaybetti.

Amerikan bombardımanları savaş hukukunun en dokunulmaz alanlarından biri olan hastaneleri bile hedef almaktan çekinmedi.

2015’te Afganistan’da uluslararası yardım kutuluşu Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’ne ait Kunduz kentindeki bir hastane bombalandı.

Pentagon raporunda “trajik bir hata” olarak tanımlanan bu saldırıda doktor ve hastaların aralarında bulunduğu 42 kişi öldü.

TEKNOLOJİ GELİŞİYOR KANLI BİLANÇO BÜYÜYOR

2016 yılında Suriye’de Tokhar köyüne yapılan bombalamalarda 120 sivil öldürülürken, 2017’de Musul’da yapılan hava saldırısı sırasında ise ABD bir mahalleyi yok etti. Bu ağır katliamda 200’den fazla sivil ölürken gerekçe yine “operasyonel hata” olarak açıklandı.

Hedeflerin tespitinde büyük dönüşüme neden olan drone çağının başlaması da bu katliamları durdurmadı.

Kabil’de 2021’de Amerikan güçleri bir yardım kuruluşuna ait olan aracı bombaladı ve bu saldırı nedeniyle yedisi çocuk 10 kişi öldü. ABD’nin açıklaması ise aracın IŞİD bombacısına ait olduğu düşünüldüğü için yanlışlıkla vurulduğu şeklindeydi.

Amerikan güçlerinin Yemen’in Saada şehrinde geçen yıl Afrikalı göçmenlerin tutulduğu merkeze yaptığı saldırılar sonucunda 68 sivil hayatını kaybetti.

Geçmişten bugüne savunma teknolojisindeki gelişmelere rağmen Irak’tan Afganistan’a, Suriye’den Yemen’e, Pakistan’dan Somali’ye çok sayıda ülkede binlerce sivil “yanlış hedef” olarak öldürüldü.

Amerika’nın sözde yanlışlıkla yaptığı saldırılarla ilgili bağımsız kaynakların  araştırmaları, Irak ve Suriye’de 13 bin, Afganistan’da 20 bin, toplamda ise 50 bin civarında sivilin hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Akademik araştırmalara göre Kore’den Vietnam’a, Irak’tan Afganistan’a kadar uzanan askeri müdahaleler zincirinde 20 milyondan fazla insan hayatını kaybederken on milyonlarca kişi yaralandı. Yalnızca 2001 sonrası savaşlarda en az 38 milyon insan yerinden edildi.

ABD’nin 1945 sonrası 30’dan fazla ülkeye düzenlediği askeri saldırılarının ekonomik maliyetinin ise doğrudan ya da dolaylı etki analizlerine göre 8 ila 20 trilyon dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.

Rakamlar yalnızca askeri gücün çapını değil, aynı zamanda modern çağda savaşların toplumlara bıraktığı derin insani ve ekonomik yaraların da büyüklüğünü gösteriyor.

Geçmişten beri devam eden bu sistematik vakalarda sivil ölümleri çoğu zaman kayda geçmezken yerel tanıklar güvenilir kabul edilmiyor. Drone görüntülerine aşırı güvenilirken sivil ölümleri çoğu zaman “militan” olarak sınıflandırılıyor.

Gelen tepkiler üzerine bu katliamların bir kısmıyla ilgili soruşturma açan Pentagon, “operasyonel hata”, “derinden hatalı istihbarat” ve “uygunsuz hedefleme” gibi hep benzer tanımlamalar yaparken saldırıda yer alanlarla ilgili disiplin işlemlerinden öte ceza verilmedi.

ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni tanımaması nedeniyle bu kadar ağır trajedilere rağmen hiçbir sivil ölüm vakası uluslararası mahkemelere taşınamadı.

Son yaşanan Minab’daki okul saldırısı da bu uzun katliam tarihinin yeni sayfası ama son olacağa da benzemiyor.

İSRAİL VE AMERİKA’NIN KATLİAM ORTAKLIĞI

Amerika’nın savaş tarihindeki sivil katliamlarının en sadık, agresif ve pervasız ortağı ise hiç kuşkusuz soykırımcı İsrail oldu.

Filistin’de geçmişten bugüne gerçekleşen soykırım başta olmak üzere Orta Doğu’da son yıllarda yaşanan hemen her büyük saldırıda Washington ile Tel Aviv arasındaki katliam ortaklığı var.

Bu kirli ortaklığın en kanlı sahnesi ise İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımda sergilendi. Amerika’nın sınırsız ve çok boyutlu desteğiyle İsrail, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 72 binden fazla Filistinliyi hayattan koparırken 171 binin üzerinde insan yaralandı.

Hiçbir sınır tanımayan bu pervasız saldırılarda şehirler enkaza dönerken hastaneler, okullar, BM kurumları ve kamplar gibi birçok sivil yapı İsrail’in kanlı hedef tahtası hâline geldi.

Her türlü insani yardım girişinin engellendiği Gazze’de açlıktan ve soğuktan çocuk ölümleri hala dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor.

Tüm bu acımasız soykırım, İsrail ile Amerika katliam ortaklığında sözde barış tiyatrosuna rağmen sergilenmeye devam ediyor.

Gazze’deki soykırımını sürdüren İsrail, bir taraftan İran hedeflerine saldırırken diğer taraftan Lübnan’a yönelik başlattığı kara işgaliyle 823 kişiyi hayattan kopardı.

İsrail’in saldırıları yalnızca Gazze, İran ve Lübnan’la sınırlı değil. Katliamdan beslenen İsrail, Ramazan ayına rağmen Mescid-i Aksa’ya Müslüman girişlerini engellerken işgal altındaki Batı Şeria’daki askerî baskınlarına ve hukuksuz gasplarına da sistematik olarak devam ediyor.

HATA DEĞİL SAVAŞ ALIŞKANLIĞI VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ

Minab kentinde kız okulunun bombalanması, savaş tarihinin karanlık sahnesini yeniden dünyaya gösterdi.

Yıkılmış sınıflar, kanlı okul çantaları, toz içindeki defterler, yarım kalmış bir ders günü ve enkazın altından çıkarılan çocukların cansız bedenleri hafızalarda derin izler bıraktı.

Savaş teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin, bombaların düştüğü yer değişmiyor. Yine okullar, hastaneler, düğünler, cenazeler hedef alınmaya devam ediyor ve en çok da masum çocuklar ve kadınlar hayattan koparılıyor.

Amerika gelişmiş askeri teknolojisine rağmen sözde “yanlışlıkla” katliamlar üretebiliyor. Eğer aynı “hata” onlarca yıldır tekrar ediyorsa artık o bir “hata” değil, katliam alışkanlığıdır.

Savaşın belki de en ironik trajedisi, teknolojinin sivil kayıplarını önlemek yerine masumların ölümünü daha uzaktan, daha görünmez ve daha sorumsuz bir şekilde gerçekleştirmesidir.

İran Kızılayı’nın açıkladığı son veriler saldırıların sivil alanlara ne kadar geniş ölçekte yayıldığını gösteriyor.

Saldırılarda bugüne kadar 1348 kişi hayatını kaybederken 17 binden fazla kişi yaralandı.

Hedef alınan yerler arasında 65 okul, 13 Kızılay tesisi, 30’dan fazla hastane ve sağlık merkezi bulunurken 17 binden fazla konut dâhil yaklaşık 22 bin sivil yapı hasar gördü.

İran, Qeshm Island’da bulunan tuzlu su arıtma tesisinin ABD-İsrail saldırılarında vurulması sonucu en az 30 köyün su temininin kesildiğini açıkladı.

Yalnızca bugünü değil, ülkenin hafızasını da vuran karanlık savaşta en az 56 müze ve tarihi yapı zarar gördü.

İran’ın güneyindeki Lamerd kentindeki spor salonuna düzenlenen saldırıda 20 voleybolcu hayatını kaybederken yaklaşık 100 kişi yaralandı.

Tüm bu kanlı tablo, dünyanın en büyük bilimsel ilerlemelerini yaşadığı bir çağda insanlığın en büyük ahlaki çöküşünü ve barbarlığın modern versiyonlarını üretmeye devam ettiğini gösteriyor.

İnsanlık Mars’a gitmenin hayalini kurarken hayatının baharındaki çocuklar okullarına düzenlenen katliamlarda can veriyor. Teknoloji gökyüzüne uydu ağları kurarken yeryüzünde şehirler bombalarla yıkılıyor.

Üstelik bu katliamlarda kendi kendini yok etme yolunda hızla ilerleyen insanlık milyarlarca dolar harcıyor.

ABD’nin saldırının ilk iki gününde yaklaşık 5,6 milyar dolar değerinde mühimmat kullandığı tahmin edilirken operasyonların toplam maliyetinin 11 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor.

Modern savaş uçakları, hassas güdümlü bombalar ve yapay zekâ destekli hedefleme sistemleriyle yürütülen operasyonlar askeri başarı olarak pazarlanıyor. Ancak bu anlatıların arkasında çoğu zaman “yanlışlık” maskesiyle kapatılmaya çalışılan kirli katliamlar var.

Bütün bunlar yaşanırken katliamlara kör kalan uluslararası kurumların çoğu, insanlığın ortak değerlerini savunmak yerine siyasi dengelerin gölgesinde hareket ediyor.

Yorumlar2

  • Tamer 23 dakika önce Şikayet Et
    Bu gerçekleri hatırlattığınız için teşekkürler. İnşaAllah bizlerde uykularımızdan bir an evvel uyanıp gerçeklerle yüzleşiriz tüm islam alemi olarak.
    Cevapla
  • Ertuğrul 47 dakika önce Şikayet Et
    Çok güzel özetlemişsiniz. Teşekkür ederim.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat