Trump’la Savrulan Dünya

  • GİRİŞ24.03.2026 08:50
  • GÜNCELLEME24.03.2026 09:17

Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle İran’la başlayan savaş giderek sertleşirken kapsamı da genişleyerek tüm körfez bölgesine yayılmış durumda.

Askeri hedeflerin yanı sıra şehir alt yapılarından enerji tesislerine su kaynaklarından tarihi yapıları yok eden bu kirli savaşta sivil kayıplarda artarak devam ediyor.

İran’ın Hürmüz boğazındaki geçişleri durdurmasıyla birlikte petrol ve enerji piyasalarında yaşanan kriz, küresel ekonomileri içine alan dev küresel bir girdaba dönüştü.

Tüm bu baş döndürücü gündemin ve savrulmanın odağında ise ciddi planlamalarla değil sezgileriyle hareket eden ABD Başkanı Donald Trump yer alıyor.

Trump’ın Beyaz Saray’a yeniden dönüşünün ardından artık küresel gündem günler içinde değil, saatler içinde değişiyor.

Donald Trump İran’la savaşa girerken ne Amerikan halkının son derece düşük desteğini dikkate aldı ne de bu riskli süreç için gerçek bir plan sundu. Savaşın gerekçesi sürekli değişirken hedefi bulanıklaşıyor.

Daha da vahimi, Trump yönetimi bu savaşın en açık sonucu bile öngörülemedi. Orta Doğu’da bir çatışmanın ilk etkisi enerji krizidir. Ancak Hürmüz Boğazı üzerindeki risk küçümsendi, petrol fiyatları sıçradı, küresel ekonomi sarsıldı. Yani yalnızca savaş başlatılmadı; dünyanın ekonomik dengeleri de hesapsızca ateşe atıldı.

Stratejisiz Savaşın Anatomisi

Rejim değişikliği hedefinden nükleer kaynakların yok edilmesine hiçbir öngörüsü tutmayan saldırgan ABD ve soykırımcı İsrail, tüm tehdit ve şantajlarına rağmen müttefiklerinin desteğini almakta da aciz kalıyor.

Dış politikasının İsrail’in kirli çıkarlarına esir hale getiren Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun tahrikleriyle saplandığı bataklıktan bir türlü çıkış yolu bulamıyor.

Kendi tabanındaki çatlak giderek derinleşen Trump, savaşın siyasi maliyetlerinin yanı sıra ülkesine yönelik ekonomik etkilerini önlemek konusunda da yetersiz kalmış durumda kongreden 200 milyar dolarlık ek bütçe peşinde.

Kongre’den ek bütçe talebinin kolay kabul edilmesi beklenmiyor. Demokratlar, 200 milyar dolarlık rakam gündeme gelmeden önce de böyle bir talebe karşı çıkacaklarını açıklamıştı.

Onu bu kirli savaşa iten Netanyahu ise İran’ın son saldırılarına karşı etkisiz kalmaya başlayan demir kubbe savunma sisteminin şaşkınlığını yaşıyor. Ancak katliamdan beslenen Netanyahu, siyasi olarak gücünü artıran, Lübnan’da işgali genişletmesini sağlayan ve İran’ın zayıflatılmasına hizmet eden bu karanlık savaşın devam etmesi için elinden geleni yapıyor.

Yani Trump, Netanyahu’nun kirli hedefleri uğruna kendisini ve ülkesini içinden bir türlü çıkamadığı ateş çemberine atmış durumda.

Sonuç gerçeklerden kopuk, birbirini yalanlayan açıklamalar ve sahada karşılığı olmayan iddialar. Savaşın “hedeflere ulaştığı” söylemi, yaşanan sivil kayıplar ve büyüyen krizle birlikte inandırıcılığını tamamen yitirmiş durumda.

Tüm bu kasırganın merkezinde Trump’ın devlet aklından çok, sürekli sarsıntı üretme stratejisi gibi çalışan siyaset tarzı var.

Soğuk savaşın sert stratejileriyle öne çıkan Richard Nixon, iletişim gücüyle dünya gündemini etkileyen Ronald Reagan ya da 11 Eylül sonrası küresel güvenlik doktrinini değiştiren George W. Bush… Hepsi kendi dönemlerinde tartışmalı kararlar aldı, katliamlara neden olan sert ve saldırgan politikalar uyguladı.

Fakat bu başkanların ortak özelliği politikalarının yönü, en azından belli bir stratejik çerçeveye dayanıyordu.

Dünya liderleri Washington’un hangi çizgide ilerlediğini az çok tahmin edebiliyordu.

Donald Trump ise bu geleneği kökten değiştiren bir siyasi figür olarak ortaya çıktı.

Dün söylenen söz bugün inkar edilebiliyor; geçmişte kurulan ittifaklar bugün hedef tahtasına konulabiliyor. Aynı açıklama içinde birbiriyle çelişen, tezatlarla örülü sözlerden oluşan liderlik modeli güven duygusunu tamamen sarsıyor.

Onun siyasi tarzı yalnızca karar almak değil; belirsizlik üretmek, gerilim yaratmak ve gündemi sürekli sarsmak üzerine kurulu.

Uzun vadeli planların ve öngörülebilirliğin sanat olan diplomasi Trump döneminde anlık reflekslerin ve siyasi şokların arenasına dönüşüyor.

Bir gün sert savaş söylemi yükselirken ertesi gün geri adım gelebiliyor. Bu hızlı savrulma yalnızca Washington’da değil, dünyanın dört bir yanında stratejik belirsizlik üretiyor.

Bir açıklama piyasaları sarsabiliyor, bir sosyal medya mesajı diplomatik kriz başlatabiliyor, birkaç saat içinde değişen söylem ise bütün dengeleri alt üst ediyor.

Diplomasi masasının yerini giderek gündem şokları, ani açıklamalar ve geri dönüşler alıyor.

Bu nedenle Trump dönemi yalnızca tartışmalı politikalarla değil, aynı zamanda öngörülemezliğin kurumsallaşmasıyla tanımlanıyor.

Öngörülemezliğin Küresel Faturası

Trump’ın politikalarında en çok dikkat çeken noktalardan biri de söylem ile eylem arasındaki derin uçurum. Sert söylemlerle başlayan politikalar bazen geri adımlarla sonuçlanıyor; bazen de küçük bir krizi büyüterek uluslararası gerilimi tırmandırıyor.

Zaten kırılgan bir dönemden geçen dünya, İran’da tırmanan savaş, ekonomik dengelerdeki sarsıntılar ve enerji piyasasındaki gerilimlerle sürekli savruluyor.

Böyle bir ortamda büyük güçlerin liderlerinden beklenen şey denge kurmak ve istikrar üretmek olur. Fakat Trump’ın siyaset tarzı denge kurmak yerine sarsıntı üretmek üzerine kurulu.

Küresel sistem artık yalnızca krizlerle değil, Trump’ın hızla ve öngörülemez biçimde değişen kaotik siyaset tarzıyla karşı karşıya.

Asıl mesele, dünyanın en güçlü koltuğunda oturan saldırgan ve dizginlenemeyen Amerika liderin kronik hale gelen bu savrulmalarının bütün gezegene çıkarttığı ağır faturadır.

BM Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) raporuna göre; savaşta şu ana kadar toplam zarar 63 milyar dolar aşmış durumda.

Günlük ekonomik kayıp 2,4 milyar dolar hesaplanırken savaşın 1 ay sürmesi halinde 150 milyar dolarlık bir fatura çıkarması öngörülüyor.

İran Cost Ticker sitesinin yaptığı hesaplamalara göre ise ABD bu savaş için saniyede 11 bin 574 dolar, dakikada yaklaşık 42 milyon dolar ve günde 1 milyar doların üzerinde bir harcama yapıyor.

En ağır darbeyi Körfez ülkeleri alırken; enerjiye bağımlı ekonomilerde enflasyon, yakıt krizi ve tedarik çöküşü dalga dalga yayılıyor.

Zaten kırılgan olan bir coğrafyada, savaş öncesinde bile 210 milyon insan çatışma gölgesinde, 82 milyonu insani yardıma muhtaçken, bu savaş tabloyu daha da karartıyor.

Bu savaş sadece cephede değil; ekonomilerde, sofralarda ve insanların hayatında yıkım üretiyor.

Küresel Fırtınanın Kalbinde

İran ile yaşanan çatışmanın 24. gününde savaşın ne zaman biteceği hala belirsizliğini korurken şiddetlenen saldırılara karşılıklı tehditler eşlik ediyor.

ABD Başkanı Trump bir yandan “kara harekatı düşünmüyoruz” derken, diğer yandan ironik şekilde İran’ın can damarı olan Harg adasına operasyon senaryolarına ağırlık veriyor.

Hürmüz boğazını açmazsa enerji alt yapısını vurma tehdidinde bulunduğu İran’la müzakerelerin sürdüğü iddiasında bulunan Trump’ın her açıklaması altından petrole, döviz piyasalarından borsaya kadar küresel türbülans oluşturuyor.

Hürmüz’ün açılması için 4 bin 500 deniz piyadesinin bölgeye sevk eden Amerika, F 35’lerden amfibi birliklerine kadar askeri güçlerini artırırken harekatı hazırlığında olduğu yorumları ağırlık kazanıyor.

Savaş yalnızca dış politikayı değil, Amerikan iç siyasetini de derinden sarsıyor. 2026 anketlerine göre Amerikan kamuoyunun çoğunluğu savaşın gerekçelerine ikna olmuş değil. Reuters/İpos anketine göre kara birliği gönderme fikrine sıcak bakanların oran sadece yüzde 7 olarak tespit edildi.

Bu da Trump’ın zaten kırılgan olan kamuoyu desteğini daha da zorlayan bir tablo oluşturuyor.Özellikle bağımsız seçmenlerde artan rahatsızlık, savaşın siyasi maliyetini büyütürken 3 Kasım kritik ara seçimleri öncesinde Trump’ın kendi tabanındaki çatlak ise büyüyor.

Bu arada Trump’ın yalnızca rakiplerine değil, müttefiklere karşı da sertleşen dili dikkat çekiyor. NATO ülkelerine daha fazla destek verme baskısı, Körfez ülkelerine açık uyarılar ve Avrupa’ya yönelik ekonomik tehditler, savaşın diplomatik cephesini daha da karmaşık hale getiriyor.

Bugün gelinen noktada ortada olan şey yalnızca bir savaş değil; kontrolünü kaybetmiş bir gücün dünyayı peşinden sürüklediği büyük bir savrulmadır.

Artık mesele cephede kazanılan ya da kaybedilen mevziler değil; gerçeğin yerini propaganda, stratejinin yerini anlık refleksler, diplomasinin yerini ise tehditlerin aldığı yeni bir düzensizlik çağının kapılarının aralanmasıdır.

Trump’ın yönetim anlayışı, yalnızca Amerika’nın değil, tüm dünyanın dengesini sarsan bir kırılma üretmektedir. Her ani karar, her çelişkili açıklama ve her hesapsız hamle; küresel sistemi biraz daha öngörülemez, biraz daha kırılgan hale getiriyor.

Ve artık en tehlikeli eşik aşılmış durumda; dünya, sonuçları hesaplanabilen krizlerle değil; yönü, sınırı ve sonu belli olmayan bir kaosla karşı karşıya.

Bu, yönetilen bir süreç değil; sürüklenilen kaos şeklini alıyor.

Ve bu felaketin en ürkütücü yanı ise onu durduracak akıl da, dengeleyecek irade de giderek zayıflamaktadır.

Dünya şimdi bir savaşın içinde değil; ne zaman dineceği bilinmeyen, yönü kestirilemeyen ve her an daha da büyüyebilen bir fırtınanın tam ortasında.

Yorumlar1

  • Mustafa Gönüllü 1 saat önce Şikayet Et
    Trump için farketmez anketler falan. Zaten seçimlere katılım çok düşük. Böyle olunca kendi seçmeni bile katılsa yetiyor Trump için. %50 katılım ile demokrasi.. Yersen...
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat