Karanlık savaşın kırılgan ateşkesi

  • GİRİŞ10.04.2026 09:08
  • GÜNCELLEME10.04.2026 09:08

Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci döneminin en kaotik kumarı olan İran savaşı, Pakistan, Türkiye ve Mısır’ın arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkesle “şimdilik” durmuş görünüyor.

Ancak çelişkilerle örülü karanlık savaşın sona ermesi umudu, Amerika ve İran taraflarınca paylaşılan ve birbirinden farklı maddeler içeren ateşkes yaklaşımlarıyla oldukça karmaşık bir hale geldi.

Ortada dolaşan belgelerin hiçbiriyle ilgili tam mutabakatın sağlanamadığı, tarafların imza attığı ortak bir metnin olmadığı, daha çok sözlü sağlanmış bir sürecin yürüdüğü görülüyor.

Savaşın başta enerji olmak üzere çok yönlü maliyetlerini ağır şekilde hissetmeye başlayan tüm dünyanın barış umutları, İsrail’in karanlık hesaplarına kurban edilme riskiyle karşı karşıya.

İsrail’in Kanlı Lübnan Provokasyonu

Savaşın baş tetikçisi soykırımcı İsrail ise Lübnan’da 10 dakika içinde 100 noktayı hedef alıp 200’den fazla insanı hayattan kopararak geçici ateşkesi ilk günden sabote etti.

Soykırımcı İsrail’in ara vermeden devam ettiği, Lübnan’ın kalbinde gerçekleşen son katliamlar sadece askeri bir strateji değil; bu ateşkesi havaya uçurmaya yönelik açık bir provokasyondur.

İsrail, İran’ı ve vekillerini yeniden sahaya çekerek Trump’ı “yarım bıraktığı işi bitirmeye” zorlamaya çalışıyor. Çünkü katliamdan beslenen Netanyahu için İran savaşı kirli bir siyasi beka meselesi, ateşkes ise bunca yıl sonra elde ettiği fırsata ihanet olarak görülüyor.

Nitekim İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, “Tarihimizde böyle bir siyasi felaket yaşanmadı. Ulusal güvenliğimizin özüne ilişkin kararlar alınırken İsrail müzakere masasına bile yaklaşamadı.” sözleriyle Netanyahu’yu eleştirmekten geri durmadı.

Görüşmelerden dışlanan katliamcı İsrail, karşı olduğu ateşkesin öfkesini Lübnan’dan çıkararak aslında savaşın devam etmesi için elinden gelen tüm kanlı hamleleri yapacağını açıkça gösteriyor.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, salı gecesi yaptığı paylaşımda ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığını açıkladı.

Ancak İsrail ve Amerika, geçici ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını savunurken İran, bu saldırıları gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri, iki geminin geçmesinin ardından durdurdu.

Soykırımcı İsrail’in savaşın başından beri en büyük katliamı sahnelediği Lübnan’ın kanlı düğümü çözülebilecek mi?

Bu sorunun cevabı için gözler, İslamabad’da yapılacak kritik ateşkes görüşmelerine çevrilmiş durumda.

Amerika heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance’in liderlik edeceği görüşmelere Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’in katılması bekleniyor.

İran tarafından ise bu önemli buluşmada Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Dışişleri Bakanı Arakçi’nin yer alması öngörülüyor.

Trump’ın Tarihi “U” Dönüşü

Karşılıklı suçlamaların ve Trump’ın “Büyük ordumuz şu an dinleniyor ve bir sonraki fetih için sabırsızlanıyor” şeklindeki tehditlerinin gölgesindeki görüşmelerin nasıl ilerleyeceğini zaman gösterecek.

Tüm bu tehdit diline rağmen iç politikada sıkışan Trump’ın bir çıkış aradığı da ortada.

“İran medeniyetini yok etmekten” bahseden Trump’ın tarihi bir “U” dönüşü yaparak geçici ateşkesin ardından “Ortadoğu’nun altın çağının” başladığını ilan etmesi bu sıkışmanın sonucu.

Burada en kritik nokta, Amerika’nın saldırganlıklarıyla bölgeyi ateşe atan İsrail’i dizginleyip dizginlemeyeceği konusunda düğümleniyor.

Trump’ın İsrail tarafından kandırılarak yakın tehdit olmayan bir savaşa çekildiğini açıklayarak istifa eden eski ABD Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, bu durumu çok net özetliyor.

Kent, “Ateşkes iyi. Ancak şimdi İsrail’e dikkat etme zamanı. İsrail, ateşkes konusunda kötü bir sicile sahip.” sözleriyle barış çabalarını dinamitleme potansiyeline dikkat çekiyor.

Trump’ın Teolojik Şahinler Korosu

Kuşkusuz bu karanlık savaşın bitmesini istemeyen sadece soykırımcı Netanyahu değil; Trump’ın Evanjelik tabanı ve kendisine destek veren Yahudi lobisinde de aynı ısrar sürüyor.

Ayrıca Trump kabinesinin merkezinde yer alan, stratejik akıldan ziyade teolojik saplantılarla hareket eden “şahinler korosu” da pusuda bekliyor.

Savaş bakanı Pete Hegseth başta olmak üzere, Ortadoğu’yu bir askeri harekat sahasından ziyade bir “teolojik kehanetler meydanı” olarak gören bu ekip için İran’la masaya oturmak “kutsal bir geri adım” demek.

Zaten vücuduna kazıdığı haçlı dövmeleriyle militan zihniyetini yansıtan Hegseth, düzenlediği basın toplantısında da ateşkesten ziyade savaş vurguları yaptı.

“İranlıların kaderini biz kontrol ederiz” diyecek kadar savrulan Hegseth, “mucizevi korumadan”, “Tanrı’ya övgüden” bahsederek askeri akıldan çok evanjelik söylemleri kullandı.

Çünkü teolojik saplantılardan beslenen bu ekip için İran savaşı teknik bir zorunluluk değil, ideolojik bir varoluş biçimi.

Pentagon koridorlarında yankılanan rahatsızlık, Trump’ın “altın çağ” vaadinin altını oymaya hazır bekliyor.

Kazananı Olmayan Kaotik Savaş

Bugün herkes kendi kamuoyuna “kazandık” diyor. Ama sahadaki gerçeklik, savaşın zafer değil sadece yıkım ve denge ürettiğini gösteriyor.

Savaşın 40 günlük seyrine bakıldığında, ne kadar zafer naraları atılsa da İsrail ve Amerika katliam ortaklığının tüm teknolojik üstünlüklerine rağmen başarısızlıkları ortada.

ABD ve İsrail bu savaşta yapay zeka destekli hedefleme sistemlerinden otonom drone sürülerine, siber savaş kabiliyetlerinden yüksek hassasiyetli mühimmatlara kadar en gelişmiş altyapıları kullandı.

Ancak Amerika ve İsrail’in öngördüğü muhalefet ayaklanmasıyla rejim değişikliği beklentileri boşa çıkarken savaşla birlikte İran halkı rejimin ardında daha güçlü şekilde kenetlendi.

Bu durum aynı zamanda Trump’ı savaşa çekmek için kolay rejim değişikliğinden sahte suikast iddialarına kadar Netanyahu ve MOSSAD’ın dolduruşlarının fiyasko olduğunu da ortaya koydu.

Venezuella’daki operasyonun ardından özgüven patlaması yaşayan Trump’ın “güçlü lider” gösterisi ve hızlı zafer öngörüsü İran’da bataklığa saplanmasına neden oldu.

Dini Lider Ali Hamaney başta olmak üzere lider kadronun hedef alınmasına rağmen İran’da yönetim boşluğu oluşmazken bu kanlı suikastler “yeni nesil” sertlik yanlısı yönetimi beraberinde getirdi. Yani baba Hamaney’in yerini oğul Hamaney aldı.

Savaştan önce Hürmüz Boğazı uluslararası hukuka göre zaten açıktı. Yoğun saldırılar, büyük yıkım, ağır ekonomik ve sivil kayıpların ardından şimdi boğazın iki haftalığına İran’ın izniyle açılma kararı Trump tarafından zafer olarak takdim ediliyor.

Ancak İsrail’in Lübnan sabotajı nedeniyle bu durum bile korunamayarak İran tekrar boğazdan geçişleri durdurması belirsizlikleri sürdürüyor.

Bölgede hapsolan 2 bine yakın  gemi ve küresel ekonomi hala boğazın tam anlamıyla açılmasını bekliyor. Ayrıca bu belirsizlik ortamında İran her gemiden milyonlarca dolar talep ettiği yeni bir gelir kapısı oluşturma arayışında.

Bu durum, küresel enerji güvenliğinin anahtarının resmen İran’ın elinde olması anlamına geliyor.

Taraflar arasında net kazananı olmayan bu kaotik savaşın en ağır bedelini yine siviller ödedi. İran ve Lübnan’daki sivil kayıpların sayısı 4 bine yaklaşırken okullardan sağlık kuruluşlarına, enerji tesislerinden şehir altyapılarına kadar geniş bir alanda korkunç bir yıkım ortaya çıktı.

NATO’yla Çatlak Büyüyor

Ateşkesin en sarsıcı neticelerinden biri, İran’ın büyük hasar almasına rağmen İsrail’in pahalı savunma sistemlerini delik deşik etmesiyle yaşanıyor.

İran’ın ucuz ama etkili sistemleri karşısında İsrail’in güvenlik miti can çekişiyor.

Kendi siyasi ikbalini katliamlara bağlamış olan Netanyahu yönetimi, Lübnan’da bazı kazanımlar elde etmiş görünse de asıl hedefi olan “İran’ın rejimini yıkma” hayaline veda etmiş durumda.

Savaşın en güçlü gerekçesi olarak ileri sürülen nükleer kapasitenin ortadan kaldırılması sağlanamazken İran, bölge ülkelerindeki tüm Amerikan üslerine, savunma altyapısına ve enerji tesislerine ağır kayıplar verdirdi.

Düşürülen savaş uçakları, yara alan helikopterler ve akıbeti hala tartışmalı kurtarma operasyonları, Amerika’nın teknolojik üstünlüğüne gölge düşüren soru işaretleri oluşturuyor.

İran’ın füze altyapısı, hava ve deniz unsurları zayıflatılmış olabilir; ancak bölgesel nüfuzu ve savunma direnci kırılamadı.

ABD Başkanı Trump, bu kırk günlük süreçte ciddi gerilimler yaşadığı, “kağıttan kaplan” olmakla suçladığı kendi müttefikleriyle de köprüleri attı.

ABD’ye İran savaşında destek vermeyen ve hava sahalarını kapatan NATO üyesi ülkelere öfke duyan Trump, “NATO üzerinde asla silinmeyecek bir leke” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.

Avrupa genelinde yaklaşık 84 bin asker bulunduran Amerika’nın İspanya, Almanya başta olmak üzere Fransa ve İtalya gibi ülkelerdeki varlığını azaltabileceği öngörülüyor.

Grönland krizinde olduğu gibi NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump’ı sakinleştirmek için Washington’da temaslarda bulunuyor.

Bu arada Joe Kent ise ABD’nin NATO’dan ayrılma ihtimaline dikkat çekerek bunun “Türkiye ile İsrail’in Suriye’de yaşayacağı muhtemel bir çatışmada İsrail’in yanında saf tutmak” için olacağını ileri sürdü.

Eğer rejim yerindeyse, nükleer kapasite korunuyorsa ve Hürmüz artık İran’ın askeri denetimindeyse İsrail’in saldırganlıklarının esiri olmuş Trump yönetimi hangi zaferden bahsediyor?

Trump İsrail’in Karanlık Labirentinden Çıkabilecek mi?

Ateşkese yönelik umutları azaltan, “ölü doğmuş bir süreç” havası oluşturan çok sayıda gerekçe sıralanabilir.

Geniş kırılganlıklar içeren bıçak sırtı ateşkes süreci adeta barut fıçısının üzerine örtülen ince bir örtü izlenimi veriyor.

Lübnan’daki İsrail katliamlarının yanı sıra İran’ın elindeki yaklaşık 440 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun akıbetinin ne olacağı, zoraki görüşmelerin en kritik başlığını oluşturması bekleniyor.

İran’ın müzakere süreci devam ederken bu kirli savaşı başlatan İsrail ve Amerika’ya güvenmemek, masaya yeniden oturacağı Kushner ve Witkoff gibi aktörlere itibar etmemek için güçlü sebepleri var.

Tarafların bu yeni karmaşık ateşkes sürecini “mola” olarak değerlendirerek savaşın tekrar ivmelenmesine kapı aralaması da muhtemel. Ancak Amerikan kamuoyundan yükselen tepkiler, iç politik dengeler, kasım ayında yapılacak ara seçimler ve küresel ekonomide artan ciddi riskler barış umudunu artırıyor.

Kolay bir zafer illüzyonu boşa çıkan, tabanına verdiği “bitmeyen savaşlara son” vaadi çöken Trump için Amerikan banliyölerine gelen her tabut, oyların erimesini artırıyor.

Teknolojik silah sistemlerinin astronomik maliyeti ve küresel enerji piyasalarındaki belirsizlik, Trump’ın “Önce Amerika” söylemine ekonomik darbeler vuruyor.

Savaşın sürdürülebilirlik marjı, petrol fiyatlarının yükselişi, artan askeri maliyetler ve Amerikan borsalarındaki kırmızı grafiklerle kapanıyor.

Bir yanda teolojik motivasyonlarla çatışmaları harlayan İsrail ve Trump kabinesinin şahinleri, diğer yanda içeriden yükselen savaş karşıtı dalga, ekonomik sarsıntı ve sandık korkusu.

Trump, tarihin en pahalı 40 günlük kumarını oynadı ve masadan eli boş kalkmamak için “ateşkes” kartına sarıldı. Ancak sahada dizginlenemeyen İsrail vahşeti devam ettiği sürece olası bir ateşkesin ömrü pamuk ipliğine bağlı görünüyor.

Donald Trump yönetimi ya kararlı şekilde barış yolunda ilerleyecek ya da girdiği İsrail’in provokasyonları ve tuzaklarıyla dolu karanlık labirentinde esir kalmaya devam edecek.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar1

  • AĞACAN 2 saat önce Şikayet Et
    Emeğinize sağılık sayın hocam . Dalga dalga büyüyen adalet hissi tüm dünyaya yayılmakta . Kadim Devlet Aklımızın öncülüğünde tarih bizi yeniden çağırıyor...
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat