Vance'nin hezimeti ve Amerika'da 'veliaht' hesaplaşması

  • GİRİŞ14.04.2026 08:55
  • GÜNCELLEME14.04.2026 08:55

ABD Başkanı Donald Trump’ın “sadık sağ kolu” ve MAGA hareketinin doğal varisi olarak görülen JD Vance, son bir hafta içinde hem İran’la müzakere masasında hem de Avrupa’nın kalbinde Macaristan’da ağır yara aldı.

Trump sonrası Cumhuriyetçi Parti’nin liderliği için en güçlü aday gösterilen Vance’in, İslamabad’daki başarısız ateşkes görüşmeleri ve Macaristan seçimlerine müdahale olarak yorumlanan girişimi siyasi geleceğine vurulan darbeler olarak yorumlanıyor.

Vance, İran ile yürütülen 21 saatlik maraton görüşmelerden elinde “son ve en iyi teklif” ile dönse de Trump’ın maksimalist talepleri nedeniyle barış yolunda sonuç alamadı.

JD Vance bu zoraki müzakere masasında Trump’ın damadı Jared Kushner ve özel temsilcisi Steve Witkoff’un gölgesinde bir “koordinatör” görüntüsü vermeyi aşamadı. Barışı sağlayamaması, onun “stratejik derinlikten yoksun” olduğu eleştirilerini zirveye taşıdı.

JD Vance.

Trump’ın İran’ın nükleer programını tamamen bitirme ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tüm kontrolünden vazgeçme konusundaki tavizsiz duruşu, zaten müzakere alanını daraltmıştı.

Görüşmeler sürerken soykırımcı İsrail’in Lübnan’a yönelik gerçekleştirdiği, 2026’nın en büyük katliamları İran’ın masadaki güvenini tamamen sarstı.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun ve Trump’ın “Lübnan bu anlaşmanın dışında” çıkışları Vance’nin elini kolunu bağlayarak barışı imkansız hale getirdi.

Kırılgan müzakerelerin sona ermesinin ardından Trump, tekrar tehdit moduna dönerek Hürmüz Boğazı’nı bir “haraç kapısı” olarak nitelendirip “ablukaya” alarak dünyaya kendi petrolünü satacaklarını açıkladı.

İran’ın “korsanlık” olarak nitelediği bu adımın yanı sıra Trump, enerji santrallerini, köprüleri ve milyonlarca sivilin yaşam kaynağı olan su arıtma tesislerini bombalama tehdidinde de bulundu.

Washington’daki şahin kanadın baskısı ve İsrail’in dizginlenemeyen saldırganlıkları diplomasi alanını daraltırken; Trump’ın “tam teslimiyet” yaklaşımı müzakere zeminini fiilen ortadan kaldırdı.

Orban’ın Amerika’yı Sarsan Yenilgisi

Vance’in dış politikadaki ikinci büyük kumarı Macaristan’dı. İran ateşkes görüşmeleri öncesinde Vance’in, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a destek olmak için seçimlerden hemen önce yaptığı Budapeşte ziyareti de ters tepti.

Trump’ın “aşırı sağın gözdesi” Orban’ı kurtarmak için sahaya sürdüğü Vance, pazar günkü seçimlerde Peter Magyar fırtınasına engel olamadı.

Macar halkı “Avrupa” ve “Özgürlük” derken, Vance’in “egemenlik” vurgulu desteği sandıkta karşılık bulmadı.

Viktor Orban’ı “Batı medeniyetinin savunucusu” olarak tanımlayan Vance, Macar seçmenindeki “yolsuzluk iddiaları, hayat pahalılığı ve sağlık sistemi” endişelerini okuyamadı.

Seçimlerden hemen önce gerçekleşen bu tartışmalı ziyaret “Amerikan etkisi” üzerinden muhalefetin elini güçlendiren bir hataya dönüştü.

Orban’ın 16 yıllık iktidarının son bulması, sadece Budapeşte’de değil, Mar-a-Lago’da da bir deprem etkisi yarattı. Bu yenilgi, Vance’in “seçim kazandıran stratejist” imajına vurulan en büyük darbe oldu.

Sonuç, Vance’in hem İran hem de Macaristan cephelerindeki başarısızlıklarla “veliaht” imajının sarsılması oldu.

Vance’nin İdeolojik Labirenti

Uyuşturucu bağımlılığı ve yoksullukla mücadele eden bir ailede büyüyen JD Vance’in hayatı, modern Amerikan rüyasının en karmaşık örneklerinden biri.

Hayatını anlattığı ve çok satanlar listesine giren Hillbilly Elegy (İnsan Bir Yol Ayrımı) isimli kitabı, onun Amerikan işçi sınıfının sesi olarak tanınmasını sağladı.

2016’da Trump için “Amerika’nın Hitler’i olabilir” diyen Vance, zamanla Trump’ın en ateşli savunucusuna dönüştü.

Yale Hukuk mezunu bir deniz piyadesi olan Vance, bugün MAGA ideolojisinin entelektüel mimarı arasında kabul ediliyor.

Hristiyan değerleri siyasetin merkezine koyan Vance, kimlik konusundaki dışlayıcı tutumuyla Amerikan kültür savaşlarının sert hatlarından birini temsil ediyor.

Ama eşinin Hint kökenli olması Vance’in siyasi söylemleriyle ilginç çelişkiler oluşturuyor.

Avrupa’da yükselen aşırı sağ hareketlerle ideolojik olarak daha uyumlu olan Vance, göç karşıtı politikalara destek verirken çok kültürlülüğe mesafesiyle öne çıkıyor.

Gençlik yıllarında dine mesafeli agnostik bir çizgide olan Vance, 2019’da Katolikliğe geçmiş bir isimdir. Vance bu manevi dönüşümünü anlattığı “İnanca Geri Dönüş Yolum” isimli ikinci kitabını Kasım’daki ara seçimlerden önce yayınlamaya hazırlanıyor.

Ancak kitabın kapağında bir Metodist kilisesi görselinin kullanılması, rakipleri tarafından “dikkat dağıtıcı bir hata” olarak şimdiden eleştirilmeye başlandı.

Vance, ideolojik olarak sonsuz savaşlara mesafeli bir “izolasyonist” olsa da, Trump’ın sert dış politikası ve bölgedeki müttefiklerin agresif hamleleri arasında sıkışmış durumda.

“Şahin” Rubio’nun Köken Paradoksu

Vance, Trump’ın kendisine verdiği en zorlu ödevlerde sınıfta kalırken; pusuda bekleyen Marco Rubio, “kadife eldivenli” sert diplomasisiyle Trump’ın gözünde öne çıkmış görünüyor.

Vance’in bu türbülanslı dönemi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yıldızını yeniden parlattı. Trump’ın şakayla karışık “Vance mi yoksa Rubio mu?” diye sormaya başlaması, haleflik yarışının artık iki atlı bir yarışa dönüştüğünü kanıtlıyor.

2016’da Trump için “dolandırıcı” ve “nükleer kodlar teslim edilemeyecek kadar tehlikeli” diyen Rubio, bugün aynı liderin nükleer tehditlerini dünyaya “stratejik deha” olarak pazarlıyor.

Bu “U” dönüşü, sadece bir siyasi manevra değil; Rubio’nun hayatta kalma içgüdüsünün bir tezahürü. Castro zulmünden kaçan sürgün bir ailenin çocuğu olmakla övünen Rubio, bugün kendisiyle benzer kaderi paylaşan göçmenlerin önüne çekilen en sert setlerin mimarlığını yapıyor.

Sürgün bir ailenin çocuğunun sığınma hakkını bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak kodlaması, siyasi tarihin en ironik ve sert savrulmalarından biri olarak kayıtlara geçiyor.

Vance “izolasyonist” damarıyla “neden bu savaşlardayız?” diye sorarken; Rubio, bölgedeki ateşe benzin dökmekten çekinmeyen şahin çizgiyi temsil ediyor.

Vance’in tecrübesizliğinden beslenen Rubio, 2016’da hakaret ettiği adamın dizinin dibinde 2028 hayalleri kurarken; kendi kökenlerini feda ederek Küba’ya en ağır politikanın mimarlığını yapıyor.

Rubio için artık tek bir gerçek var: Güce giden yolda her türlü ilke, feda edilebilir birer teferruattır.

Onun Dışişleri Bakanlığı, diplomasiyi barışın değil, Orta Doğu’da daha fazla yıkım ve daha fazla silah satışının aracı hâline getirmiş durumda.

Kurumsal diplomasi tecrübesiyle öne çıkan Rubio, Vance’in “tecrübesiz halef” imajından beslenerek vites yükseltiyor.

Vance, sert, ideolojik ve bazen Trump’ı bile ürküten bir “Yeni Sağ” temsilcisiyken Rubio, tecrübesi ve kurumsal bağlarıyla hırslı bir diplomat olarak öne çıkıyor.

Ara Seçimler ve İki Veliahtın Hesaplaşması

Son bir hafta içinde yaşananlar sadece bir siyasetçinin performans krizini değil; Donald Trump sonrası Cumhuriyetçi hareketin yönünü belirleyecek büyük hesaplaşmanın da habercisi.

Cumhuriyetçi Parti’nin “Trump sonrası” tasarımı artık sadece bir kulis fısıltısı değil; her iki aktörün de birbirinin tökezlemesinden beslendiği açık bir meydan muharebesine dönüşüyor.

Bir yanda MAGA’nın entelektüel laboratuvarında üretilmiş, ideolojik sadakati en büyük sermayesi olan JD Vance.

Diğer yanda ise geçmişteki tüm “anti-Trump” kimliğini ve Küba kökenlerini bir kenara itip gücün yeni diline uyum sağlayan, pragmatizmin temsilcisi Marco Rubio. Bu iki isim için önümüzdeki ara seçimler basit bir parlamento aritmetiğinin çok ötesinde anlamlar taşıyor.

Bu seçimler, Trump’ın “veliaht prensi” ile “stratejik şövalyesi” arasındaki eleme turu.

Eğer sandıktan bir zafer çıkarsa, Vance bu başarıyı kendi ideolojik doktrinine bağlayıp 2028 yürüyüşünü tescillemek isteyebilir.

Ancak olası bir başarısızlık, Trump’ın “kaybedenler” listesine Vance’in ismini de eklemesiyle sonuçlanacaktır.

Öngörülemezlikler ve belirsizliklerle dolu Trump’ın dünyasında sadakat bir başlangıç olsa da, mutlak kriter her zaman “sonuç” oldu.

Vance, İslamabad ve Budapeşte’deki hezimet şoklarından kurtulamazsa; Rubio, Miami’den getirdiği sürgün hırsıyla bu boşluğu doldurmak için daha agresif hale gelebilir.

Ara seçimler, sadece Kongre’nin rengini değil; Amerikan sağının önümüzdeki döneminin yönünü de belirleyebilir.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar6

  • Nedim 1 saat önce Şikayet Et
    Yani kısaca Vance'de proje
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Xyz 1 saat önce Şikayet Et
    Fetö taktiği. 10 tane yaver adayı albay ismi veriyorlar tamamı fetöcü. Kimi seçersen seç. Macaristanda 2 tane başkan adayı. İkiside israil yanlısı, ikiside amerika yandaşı kimi seçersen seç.
    Cevapla
  • dsr 2 saat önce Şikayet Et
    süper
    Cevapla
  • kutup yıldızı 4 saat önce Şikayet Et
    detaylı ve bilgilendirici bir yazı.güzel.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Behçet 5 saat önce Şikayet Et
    ABD'yi çok iyi bilen gazetecinin kalemi, okyanus ötesinin fikriyatını çok daha iyi kavramamızı sağlıyor. Değerli bilgi, veri ve analizler için takipteyiz
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat