Amerika'nın diplomatik intiharı

  • GİRİŞ20.05.2026 09:03
  • GÜNCELLEME20.05.2026 09:03

İsrail’in tahrikleriyle başlattığı İran savaşıyla dünyayı kaotik bir ekonomik krizin içine sürükleyen ABD Başkanı Donald Trump, ambargo silahının da geri tepmesiyle yeniden saldırı moduna geçti.

Dünyanın “en güçlü ülkesi” olduğu iddiasıyla İran’dan Küba’ya, Kanada’dan Grönland’a kadar saldırganlık dozunu artıran Amerika, diplomasi sahnesinde ise derin bir sarsıntı yaşıyor.

Trump’ın diplomasiyi kişisel sadakat düzenine çeviren politikası nedeniyle Amerika artık dünyanın birçok yerinde büyükelçi bile bulunduramayan bir “süper güç” görüntüsü veriyor.

Birleşmiş Milletler mekanizmaları başta olmak üzere altmışın üzerinde uluslararası yapıdan çekilen Trump yönetimi, Amerika’nın büyükelçilik düzeninde de ciddi bir dönüşüm geçiriyor.

Bugün Amerika’nın küresel güç projeksiyonunun sinir uçları konumundaki yaklaşık 195 diplomatik pozisyonun 115’i boş durumda.

Yani dünya siyasetini yönlendirdiğini iddia eden bir devletin büyükelçiliklerinin yüzde 60’a yakını başsız durumda.

ABD Eski Başkanı Barack Obama döneminde ilk yıl içinde büyükelçiliklerin yaklaşık yüzde 80’i doldurulmuştu. Joe Biden ve George W. Bush dönemlerinde de doluluk oranı yüzde 70’in üzerinde kalmıştı.

Trump dönemi ise yüzde 40’ın altına düşen doluluk oranıyla Amerikan tarihinin en düşük diplomatik kadro performanslarından biri olarak değerlendiriliyor.

Üstelik bu boşluklar, haritada yerini bulmakta zorlanılacak küçük ada devletlerinde değil; jeopolitik fay hatlarının tam üzerinde yaşanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı dünyayı ikiye bölerken Moskova ve Kiev’de; Ortadoğu barut fıçısına dönmüşken Suudi Arabistan, Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde; Pasifik’te Çin tehdidi büyürken Güney Kore ve Avustralya’da Amerikan büyükelçisi bulunmuyor.

Dünya yeni jeopolitik kırılmalar yaşarken Amerika’nın birçok stratejik başkentte büyükelçisinin olmaması, Washington’da artık “diplomatik kapasite krizi” olarak tanımlanıyor.

Trump’ın Diplomasiyi Siyasallaştırma Rekoru

Amerikan sisteminde oldukça önem verilen büyükelçi atamaları aslında ciddi bir teknik ve idari süreç sonucunda gerçekleşiyor. Başkanın gösterdiği adayla ilgili önce FBI güvenlik soruşturması yapılıyor, ardından mali kayıtlar inceleniyor. Bu aşamaların ardından ise büyükelçi adayı Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde sorgulandıktan sonra Senato onayı alabilirse atanıyor.

Kongre’nin iradesini kendisine engel olarak gören Trump’la birlikte bu büyükelçilik sistemi çöküş işaretleri veriyor.

Amerika siyasetinde başkanların, yakın çevresini ve seçim kampanyalarına milyon dolarlar akıtan bağışçıları ödüllendirmek için bazı büyükelçilikleri “hediye etmesi” yeni bir icat değil.

ABD Başkanlık tarihinde geleneksel olarak büyükelçi seçimlerinde yüzde 70 oranında kariyer diplomatları tercih edilirken, yüzde 30 civarında siyasi atama yapılabiliyor.

Geçmiş başkanların çoğu bu altın oranı korurken Trump’ın ilk döneminde siyasi atama oranı yüzde 43,5 olurken ikinci döneminde yüzde 92,1 gibi şok edici bir seviyeye ulaştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Trump’ın atadığı 76 isimden sadece 6 kişi kariyer diplomatlarından oluşuyor.

Yani Trump hem boş bıraktığı 90 büyükelçilikle hem de siyasi atama oranlarıyla Amerikan diplomasi tarihinin siyasallaştırma rekoru kırmış durumda.

Bugün dünyanın en stratejik diplomatik makamları, dış politika profesyonellerine değil; aile yakınlığı, bağış ilişkileri ve iş çevresi bağlantıları gibi kişisel sadakat testinden geçmiş yakın çevreye dağıtılıyor.

Sabıkalılar ve Bağışçılar Diplomasisi

Donald Trump’ın kişisel sadakat, siyasi ya da mali destek karşılığı atadığı isimler ise oldukça çarpıcı.

Avrupa diplomasisinin merkezi Fransa’ya gönderilen isim, damadı Jared Kushner’ın babası Charles Kushner. Üstelik Charles Kushner, vergi kaçırma, yasa dışı bağış ve tanık manipülasyonundan hüküm giymiş olmasına rağmen Trump tarafından affedilerek atandı.

Akdeniz dengelerinin göbeğindeki Yunanistan’a atanan isim ise diplomatik kariyeri “sıfır” olan, Donald Trump Jr.’ın eski partneri ve Fox News eski sunucusu Kimberly Guilfoyle.

Yine Trump’ın küçük kızı Tiffany’nin kayınpederi, Lübnan asıllı milyarder Massad Boulos hiçbir diplomatik tecrübesi olmamasına rağmen Arap ve Orta Doğu İşleri Kıdemli Temsilcisi olarak atandı.

Trump büyükelçi atamalarında yakın dostlarını ve bağışçılarını da unutmuyor.  Türkiye Büyükelçisi olarak atadığı Thomas Barrack, Trump’ın 40 yıllık çok yakın dostu, milyarder iş ortağı ve 2017’deki ilk Göreve Başlama Komitesi Başkanıydı.

Bölge diplomasisi veya devlet yönetimi tecrübesi olmayan Barrack, geçmişte Birleşik Arap Emirlikleri adına yasa dışı lobicilik yapmakla suçlanmasına rağmen beraat etti.

Yine Trump’ın oğlu Donald Trump Jr. ile birlikte kurduğu Winning Team Publishing yayınevinin CEO’su  Sergio Gor ise Hindistan Büyükelçisi olarak atandı. Seçimlerde finans komitesinin genel sekreterliğini de yapmış olan Gor, aynı zamanda Trump’ın kişisel kitaplarının yayıncısıdır.

Arkansas merkezli yatırım bankası sahibi ve Trump’ın seçim kampanyasına on milyonlarca dolar bağışlayan en büyük “mega-donörlerden” Warren Stephens ise Londra Büyükelçisi olarak görevlendirildi.

Houston Rockets takımının sahibi, otel ve kumarhaneler zinciri bulunan milyarder iş insanı Tilman Fertitta ise Trump tarafından yaptığı bağışlar karşılığında İtalya Büyükelçisi olarak ödüllendirildi.

Trump’ın büyükelçi atamaları arasında en tartışmalı isimlerden biri ise İsrail Büyükelçisi, eski Arkansas Valisi ve evangelist rahip Mike Huckabee.

İsrail’in Gazze soykırımının en ateşli savunucusu olan Huckabee, “vaat edilmiş topraklar” hezeyanlarına güçlü destek veren, geleneksel iki devletli çözüm politikasını reddeden ve Batı Şeria’nın ilhakını savunan teolojik saplantılara sahip bir isim.

Üstelik bu isimlerin çoğu, görev yaptıkları ülkelerde ilişkileri geliştirmek yerine açıklama ve davranışlarıyla sürekli krizler oluşturuyor.

Trump’ın “Yalnız Süvarileri” ve Diplomatik Kaos

Diplomasiyi bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarıp “prestij ödülüne” indirgeyen Trump, küresel krizleri çözme yetkisini tamamen şahsi sadakat testiyle seçilmiş “özel temsilcilere” devrediyor.

Böylelikle Kongre iradesinin bypass edilmesini sağlayan Trump, hiçbir diplomatik geçmişi ve yetkinliği olmasa dahi istediği kişiyi büyükelçilerden daha güçlü yetkilerle görevlendirebiliyor.

“Gezici Diplomatlar” olarak görev yapan bu “gölge diplomasi” ağının işleyişiyle kurumsal mekanizmaların yerini lider merkezli ilişki modeli alıyor.

Bu duruma en çarpıcı örnekler ise damadı Jared Kushner ve yakın dostu Steve Witkoff’a verilen kritik görevler.

“Yalnız Süvariler” olarak adlandırılan bu iş insanları, hiçbir diplomatik geçmişleri ve uzmanlık bilgileri olmamasına rağmen Amerika adına adeta “şirket birleşmesi” yönetir gibi krizden krize uçuyor.

Üstelik Kushner; Gazze’deki ateşkes sürecinden Ukrayna-Rusya barış görüşmelerine ve İran’la müzakerelere kadar üç ayrı uluslararası kritik görevi yürütmektedir. Aynı şekilde Steve Witkoff ise “Orta Doğu Özel Temsilcisi” sıfatıyla aynı anda dört ayrı küresel krizde baş aktör durumundadır.

Ayrıca Trump’ın ilk döneminde İstihbarat Direktörü olan Richard Grenell ise şimdi resmi görevi olmamasına rağmen Avrupa ve Balkanlar’da “Gölge Dışişleri Bakanı” gibi hareket etmektedir.

Kushner ve Witkoff’un üstlendikleri görevleri yürütme yöntemleri ise eleştirilerin odağında. Bu ikili görüşmelerde ABD devletinin resmi uçakları yerine kendilerine ait lüks jetleri kullanıyor.

Kushner ve Witkoff ikilisinin gittikleri ülkelerde ABD’nin oradaki büyükelçiliğine veya maslahatgüzarına çoğu zaman bilgi bile verilmiyor.

Geleneksel diplomaside her görüşme Dışişleri Bakanlığı görevlileri tarafından kayıt altına alındığı halde, bu isimlerin katıldığı gizli görüşmelerde hiçbir kariyer diplomatı yer almıyor. Yani ABD, kendi  adına ne sözler verildiğini dahi resmi olarak takip etmekte zorlanıyor.

Ayrıca Kushner’in ABD adına yürüttüğü müzakereleri kendi özel fon şirketi Affinity Partners için Körfez ülkelerinden milyarlarca dolar yatırım almak amacıyla kullanması, “kamu gücünü şahsi ticarete alet etme” skandalı olarak ciddi eleştirilere neden oluyor.

Geniş bir yelpazedeki yatırım ağlarını sürekli büyüten Kushner, diplomasiyi çıkar endüstrisine dönüştürmüş durumda.

Özel temsilcilerin tamamen bağımsız hareket etmesi, ABD Dışişleri Bakanlığı ve büyükelçilikler düzeyinde tam bir diplomatik kaos oluşturuyor.

Yabancı hükümetler, kurumsal diplomasi kanallarını bırakıp doğrudan Trump’ın oğulları, damadına veya golf arkadaşına ulaşmaya çalışıyor.

Süper Güçten Savrulan Diplomasiye

Washington’ın liyakatli diplomatlarını tasfiye edip yerlerini tecrübesiz “özel temsilci” unvanlı iş insanlarıyla doldurması, küresel arenada ABD’nin yumuşak gücünü eritiyor.

Sahada tam yetkili, o ülkenin dilini, kültürünü ve kriz dinamiklerini bilen profesyonellerin yerini alan bu “sadakat aristokrasisi”, Washington’ı kör ve sağır bırakıyor.

Trump’ın başta NATO ve Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı diplomatik mekanizmalara ve müttefik sistemine uzun süredir mesafeli yaklaşması da bu tabloyu derinleştiriyor.

Washington, kendi içindeki sadakat savaşları ve kişisel ego tatminleri yüzünden

büyükelçilik koltuklarını aylarca, hatta yıllarca boş bırakırken; Çin, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar agresif bir diplomatik yayılım stratejisi izliyor.

Pekin yeni büyükelçilikler açıp her masaya tam yetkili, donanımlı diplomatlar oturturken; Amerika sahayı maslahatgüzarlarla, geçici memurlarla idare etmeye çalışıyor.

Bu tablo, Amerikan dış politikasında sadece bir strateji değişikliği değil; kurumsal hafızanın, liyakatin ve diplomatik teamüllerin kökten tasfiye edilmesi anlamına geliyor.

Diplomatik savrulma yaşayan Amerika küresel nüfuz kapasitesini kendi eliyle baltalıyor. Bu durum, “süper gücün” kendi kalesine attığı en büyük diplomatik gol olarak değerlendiriliyor.

Küresel krizler derinleşirken Amerika dış politikası, kurumsal bir devlet mekanizması olmaktan çıkıp; rotası ve şeffaflığı meçhul, ultra lüks bir aile holdingi gibi yönetilmeye devam ediyor.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar4

  • Siyah/Beyaz 7 dakika önce Şikayet Et
    ABD siyaseti iyice yozlaştı. Aynı bizdeki CHP siyaseti gibi.
    Cevapla
  • Misafir 21 dakika önce Şikayet Et
    Trump, ABD için büyük bir şans,bu ülkenin başına böyle bir lider daha gelmez.Bence ölene kadar devam etmeli, seçimler ertelenmeli.
    Cevapla
  • HIDIR BUDUR 25 dakika önce Şikayet Et
    ABD'nin PARLAK GELECEĞİNİN mimarları şu an değer vermedikleri, ABD polisi tarafından öldürülen SİYAHİ ZENCİ kardeşlerimizle olacak !! Ama kesinlikle bu siyahi kardeşlerimiz CONDOLİZA RICE gibi OBAMA tipi kişiler olmayıp ONURLU GURURLU siyahiler olacak. Colin POWEL "Bana kimyasal silah var Irak'ta dediler ve Irak'a girdim onca insan öldü çok pişmanım demişti.
    Cevapla
  • Gezgin 27 dakika önce Şikayet Et
    Gucu gitti superi kaldi super manyak abd
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat