Dünya Kupası ve Öteki Futbol
- GİRİŞ25.06.2026 08:19
- GÜNCELLEME25.06.2026 08:19
Milli takımımız talihsiz bir şekilde elense de Dünya Kupası tüm hızıyla sürüyor.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenlediği dünyanın en büyük spor organizasyonu, sahadaki rekabetten çok dışarıdaki engellerle gündemde.
Milyarlarca insanı bir araya getirmesi gereken Dünya Kupası, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin sert göç politikaları, seyahat yasakları ve tartışmalı sınır uygulamalarının gölgesinde devam ediyor.
Amerika’nın ayrımcı ağlarına takılan bazı takımlar, rakip savunmalardan önce vize duvarlarını, sorgu odalarını ve pasaportlarına göre değişen muameleleri aşmak zorunda kalıyor.
Dünya Kupası’na katılan 48 ülkenin dörtte birinden fazlasının taraftarları ya seyahat yasaklarıyla ya da ciddi vize engelleriyle karşı karşıya.
Futbolun birleştirmesi gereken insanlar, dünyanın en büyük kupasında sınırların ve ayrımcı politikaların ayırdığı kalabalıklara dönüşüyor.
Senegalli oyunculara daha apronda başlayan kontrollerden Özbekistan kafilesine köpekli aramaya ve Irak Milli Takımı’nın yıldız golcüsü Aymen Hussein’in saatler süren sorgusuna kadar birçok çirkin uygulama Amerika’da yaşanıyor.
Ama en utanç verici olay ise FIFA tarafından Dünya Kupası için seçilen Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan’ın yaşadıkları oldu.
Afrika’nın en başarılı hakemlerinden Artan, geçerli ABD vizesi ve diplomatik pasaportu olmasına rağmen Miami Havalimanı’nda 11 saat sorgulanarak ülkesine geri gönderildi.
İran Milli Takımı ise Amerika’yla kirli savaşı sona erdiren barış görüşmelerine rağmen en ağır muamelelere maruz bırakılarak önce sınır kapılarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.
Vize engelleri nedeniyle kampını ABD yerine Meksika’da kuran İran kafilesi, maç günlerinde ABD’ye girip çıkacağı insanlık dışı bir düzene mahkûm edildi.
GÖÇMEN AVI VE STADYUMLARA DÜŞEN ICE GÖLGESİ
İnsan hakları örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanları turnuvanın düzenlendiği stadyumların çevrelerinde konuşlandırılıyor.
Dünya Kupası’na ev sahipliği yapan şehirlerde turnuva öncesi yüz binden fazla insanın gözaltına alınması, futbolun birleştirici ruhuna vurulan en büyük darbe. Amerika’da stadyumlar adeta birer spor alanından ziyade göçmen av merkezlerine dönüşmüş durumda.
Futbolculardan hakem ve taraftara kadar Dünya Kupası heyecanı yaşayan binlerce insan, potansiyel tehdit muamelesi görerek ötekileştiriliyor.
Hafızalara kazınan bu utanç tablolarına rağmen futbolun evrensel diliyle övünen FIFA Başkanı Gianni Infantino, Trump için övgüler düzerken bu ayrımcı uygulamalara karşı tepkisiz.
Oysa çeşitliliği artırmak adına Dünya Kupası’na katılan ülke sayısını 32’den 48’e, maç sayısını 64’ten 104’e çıkaran FIFA, turnuvadan rekor seviyede gelir hedefliyor.
Katar’da düzenlenen önceki kupadan 7,57 milyar dolar elde eden FIFA, bu turnuvadan 13 milyar doların üzerinde gelir bekliyor.
Dünya Kupası’nın geliri tarihi seviyelere çıkarken insani düzeyi, Trump’ın ayrımcı uygulamaları nedeniyle en alçak düzeylere inmiş durumda.
FUTBOLUN İKİ YÜZÜ
Son Dünya Kupası’nda tüm çirkinliğiyle ortaya çıkan bu insani çifte standart aslında yeni değil.
Amerika ve Batı dünyası sınırlarına dayanan göçmenlere karşı duvarlarını sürekli yükselterek aşırı sağ söylemlerle yabancı düşmanlığını körüklerken sıra futbola ve kazanılacak kupalara geldiğinde bambaşka bir maske takıyor.
Afrikalı ya da eski sömürge kökenli futbolcular; kazandıklarında "Avrupalı", kaybettiklerinde ise anında "Öteki" ilan ediliyor.
Bu ikiyüzlü tutum geçmişten beri yeşil sahalarda devam ediyor. Yıllarca Almanya’da başarılı bir şekilde futbol oynayan Mesut Özil’e gösterilen ayrımcılık, Batı dünyasının kirli yüzünün en çarpıcı örnekleri arasında.
2014 yılında Almanya ile Dünya Kupası’nı kaldıran Mesut Özil, o dönemde Alman futbolunun modernleşme ve "multikültürel" başarı hikayesinin vitrin yüzüydü.
Övülüyor, örnek gösteriliyor, Alman disiplini ile Türk yeteneğinin kusursuz birleşimi olarak değerlendiriliyordu. Ancak Alman milli takımının 2018 Dünya Kupası’ndaki başarısızlığının ardından, fatura Özil’e kesilerek kökeni üzerinden linç edildi.
Özil milli takımı bırakırken şu tarihi sözleri kaydetti: "Kazandığımızda Alman oluyorum, kaybettiğimizde ise bir göçmen."
Bu çarpıcı cümle, Batı’nın çoğulculuk ve entegrasyon masalının sadece skor tabelasına bağlı olduğunun en somut kanıtıydı.
Sadece Almanya değil Fransa da kirli sömürge geçmişinin meyvelerini futbol sahalarında en çok toplayan ülkeler arasındadır.
Fransa’da futbol oynayan Cezayir asıllı dünya yıldızı Karim Benzema, bu çifte standardı en sert yaşayan isimlerden sadece biri.
Benzema da Özil gibi Fransız toplumunun kendisine bakışını tek bir cümleyle özetlemişti: "Gol attığımda Fransızım, atamadığımda ise bir Arap."
Benzer bir durumu, 1998'de Fransa'ya Dünya Kupası'nı kazandıran futbol dünyasının efsanelerinden Zinedine Zidane bile zaman zaman hissetmek zorunda kaldı.
TRİBÜNLERDEN YÜKSELEN MAYMUN SESLERİ
Batı’nın ırksal ikiyüzlülüğünün en ağır ve çirkin sahnelerinden biri ise Euro 2020 finalinin ardından İngiltere’de yaşandı.
Kendisini “demokrasinin beşiği” olarak tanıtan İngiltere; milli takımını finale kadar sırtlayan genç yıldızlar Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka İtalya’ya karşı penaltı kaçırdıkları an, bir anda adeta "İngiliz" olmaktan çıkarıldı.
Dakikalar içinde kurulan dijital engizisyonla bu genç futbolcuların sosyal medya hesapları maymun emojileri, "Ülkene dön" şeklindeki nefret söylemleri ve ırkçı hakaretlerle doldu. Rashford’ın Manchester’daki duvar resmi tahrip edildi.
Belçika’nın yetiştirdiği en büyük golcülerden biri olan Romelu Lukaku, başarının renginin kökenlere göre nasıl değiştiğini açıkça dile getiren bir diğer isim.
Lukaku, bir röportajında ülkedeki ikiyüzlülüğü şu sözlerle deşifre etmişti: "İşler iyi gittiğinde bana 'Belçikalı forvet Romelu Lukaku' diyorlar. İşler kötü gittiğinde ise 'Kongo asıllı Belçikalı forvet Romelu Lukaku' oluyorum."
Yeşil sahada parlayan yetenekler, ten renkleri ve göçmen kökenleri nedeniyle tribünlerin en ilkel ve karanlık sloganlarıyla da yüzleşiyor.
Avrupa futbolunun göbeğinde; bir futbolcuyu aşağılamak için çıkarılan maymun sesleri ve fırlatılan muzlar, stadyumları birer nefret arenasına dönüştürüyor.
Mario Balotelli’den Vinicius Junior’a, Bukayo Saka’dan Romelu Lukaku’ya dünyaca ünlü birçok futbolcu, sırf ten renkleri nedeniyle bu çirkin ayrımcılığın kurbanı oluyor.
YEŞİL SAHALARDAKİ ÖZGÜRLÜK İLLÜZYONU
Fransa'da doğup büyümesine ve ülkesine 2018'de Dünya Kupası kazandırmasına rağmen, dünya futbolunun yıldız isimlerinden Kylian Mbappe de sistematik şekilde ayrımcılığa maruz kalan isimlerden.
Babası Kamerun, annesi Cezayir kökenli olan Mbappe, 2024 Fransa seçimlerinde “aşırılıkların iktidar kapısına dayandığını” belirterek gençleri sandığa gitmeye davet ettiği için yükselen aşırı sağın hedefi haline getirildi.
Bu durum; Mbappe’yi yeteneğinin son damlasına kadar sahalarda sömüren Fransa’nın dünyaya pazarladığı fikir özgürlüğü konusundaki derin çelişkilerinin kirli aynası durumundadır.
İspanya’nın genç yıldızı Lamine Yamal da Barcelona’nın şampiyonluk kutlamalarında Filistin bayrağını salladığı için siyasi tartışmaların hedefi haline getirilenler arasında.
Henüz 18 yaşındaki bir sporcunun binlerce masum insanın hayatını kaybettiği İsrail soykırımına hayır diyerek Filistin’le dayanışma içerisine girmesi, bazı ırkçı çevrelerin linç kampanyaları ve hakaretleri için yeterli oldu.
İspanya Irkçılık ve Zenofobiye Karşı Gözlemevi (Oberaxe) tarafından yayımlanan resmi raporlara göre Yamal, sosyal medyada en çok ırkçı saldırıya uğrayan futbolcular arasına girdi.
Aslında ayrımcıların hedefi; farklı kökenlerden gelen futbolcuların görünür olması, ses çıkarması ve milyonların önünde kendi vicdani duruşlarını sergilemesidir.
BATININ SPORTİF SÖMÜRGECİLİĞİNİN ANATOMİSİ
Batı’nın sömürge mirası ve göçmen emeğinin milli takımlardaki çarpıcı anatomisi, sahadaki güç dengesini net bir biçimde özetlemektedir.
Göçmen kökenli futbolcuların en yüksek olduğu ülkelerin başında %75’in üzerindeki oranla Fransa geliyor.
İngiltere milli takımındaki göçmen kökenli futbolcu oranı %60’a yaklaşırken Hollanda, Belçika ve İsviçre’de %50’ler civarında.
Turnuvanın favori takımlarından Almanya ve Portekiz milli takımlarındaki göçmen oranı %30’un üzerindeyken İspanya’da %20, İtalya’da %15 seviyelerindedir.
Sahadaki bu demografik tablo, Batı’nın sömürge tarihinin yeşil çimler üzerine yansıyan karanlık ironisidir.
Bugün "Avrupa futbol ekolü" diye ambalajlanan ışıltılı yapı; esasen kıtanın sömürgeci geçmişinin, banliyölerin ve zorunlu göç dalgalarının sırtında yükselen devasa bir kurgudur.
Cezayir’den Senegal’e, Kamerun’dan Kongo’ya, Fas’tan Tunus’a Batı’nın geçmişten beri sömürdüğü ülkelerin gençleri olmasa Avrupa takımlarının ne futbol başarısından ne de turnuvalarda kazanılan kupalardan bahsedilebilir.
Yeşil sahada kibirle dalgalanan Avrupa bayraklarının arkasında; tarih boyunca zenginlikleri yağmalanan coğrafyaların çocuklarının emeği, alın teri ve genetik kodları yatmaktadır.
Futbol dışındaki branşlarda da en ağır şekilde yaşanan utanç verici ayrımcılık manzaralarını çoğaltmak mümkün.
Tüm bu yaşananlar; demokrasiyi, insan haklarını, özgürlük ve çoğulculuk söylemlerini dillerinden düşürmeyen Batı dünyasının karanlık maskesini düşüren vakalardır.
Ortaya çıkan manzara; sırf renkleri, kimlikleri, inançları ya da kökenleri nedeniyle ötekileştirilen, hala sömürülmeye devam edilen insanların hikayesidir.
Çünkü Batı’nın gözünde göçmen; sınır kapısında şüpheli, iş piyasasında ucuz emek, seçim meydanlarında korku unsuru, spor sahasında ise yalnızca başarı kazandığı sürece alkışlanacak bir ötekidir.
Gol attığında Fransız, Alman, İngiliz ya da Belçikalı ilan edilenler; hata yaptıklarında bir anda Arap, Afrikalı, Müslüman ya da göçmen oluverir.
Bu yüzden Batı’nın övündüğü çok kültürlülük yalanı çoğu zaman vicdani ve insani bir tercih değil, skor tabelasına bağlı çıkar ilişkisinden ibarettir.
Bunun adı sportif sömürgeciliktir. Batı, Afrika’nın ve doğunun yeraltı kaynaklarını yüzyıllarca nasıl sömürdüyse bugün de insan kaynağını, gençliğini ve yeteneğini aynı iştahla sömürmeye devam etmektedir.
Bugün stadyumları dolduran milyonlar, sadece futbol izlemiyor; aynı zamanda modern dünyanın en büyük ve kirli çelişkilerinden birine de tanıklık ediyor.
Bir yanda sınırlarına duvar örenler, diğer yanda o duvarların ardında yetişen çocukların yetenekleriyle kupalar kazanmaya çalışanlar var.
Dünya Kupası’nı hangi takımın kazanacağını şimdilik bilemesek de kaybedenin; ayrımcılığı sürdüren, ötekileştirmeyi kurumsallaştıran, futbolun evrensel dilini bile kendi çıkarları için kullanan ikiyüzlü küresel düzen olduğu açıktır.
Kitleleri birleştirdiği iddia edilen Dünya Kupası; Batı’nın sömürgeci reflekslerini, ırksal hiyerarşisini ve pragmatist yüzünü sergilediği bir gladyatör arenasına dönüşmüştür.
Ama tarihin hükmü değişmez: Bir insanın değerini ten rengiyle, pasaportuyla, inancıyla ya da kökeniyle ölçenler kupalar kazanabilir; ancak insanlığın vicdanında asla şampiyon olamazlar
Yorumlar7
-
celalettin
16 dakika önce
Şikayet Et
yüreğine sağlık aynen birebir aynı duygu ve düşüncedeyim. bu maalesef dün de böyleydi bugün de yarın da öyle olacak ;
onun için ne kadar güçlü olursan ekonomik olarak her konuda dünya da söz hakkın olur. sadece Futbol değil her branş da
Beğen
Cevapla
-
ERDOĞAN
22 dakika önce
Şikayet Et
3-5 ülke takımı maruz kaldıkları ayrımcılığı gerekçe göstererek turnuvadan çekilse çok iyi olurdu, zaten geçmiş yıllara kıyasla turnuvanın tadı tuzu da yok.
Beğen
Cevapla
-
Davut
1 saat önce
Şikayet Et
Bravo ağzına sağlık
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
Kosovalı
1 saat önce
Şikayet Et
Herkesin sportif başarı ya da başarısızlığa ve buna bağlı aşırı övgülere ve de acımasız eleştirilere odaklandığı şu sıralarda dünya futbol şampiyonası arenasında insanlığa dikkat çekmeniz ne kadar güzel olmuş, üstadım. Kalemenize, emeğinize sağlık ömrünüze bereket. Rabbimiz gayretinizi artırsın
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
-
Mehmet KAHRAMAN
1 saat önce
Şikayet Et
Teşekkürler Ertuğrul CİNGİL Bey. Gönül coğrafyamızın gönlünü çalanları ifşa etmişsiniz. Öze dönme startı almalıyız.
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle