İsrail'in suyla soykırımı
- GİRİŞ02.07.2026 08:37
- GÜNCELLEME02.07.2026 08:37
Dünya diplomatik koridorlarda yankılanan "ateşkes" ve "barış" kelimeleriyle oyalanırken, Gazze’de tarihin en vahşi soykırım yöntemlerinden biri acımasızca devam ediyor: Suyla soykırım.
ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük diplomatik tiyatrosuyla duyurulan sözde “barış” ne Gazze’deki saldırıları ne de katliamları durdurdu.
Soykırımcı İsrail, iki yüzlü katliamcı politikalarıyla her fırsatta ve farklı yöntemlerle masum Filistinlilere ölüm kusmaya devam ediyor.
İnsani yardım girişinin İsrail’in insafına bırakıldığı Gazze’de sadece silahlar can almıyor, en temel hayat kaynağı olan su kaynaklarından mahrum bırakılan siviller topluca ölüme sürükleniyor.
Bu, şehir altyapısının, su mühendislerinin, yardım tırlarının ve hatta hijyen malzemelerinin bilinçli olarak hedef seçildiği sistematik bir yok etme stratejisi.
Sıcaklıklar artarken Gazze’deki çocuk ve kadınlar başta olmak üzere masum siviller İsrail’in susuz bırakma planlarının bedelini en ağır şekilde ödüyor.
Kasıtlı Yıkım ve Su Suikastleri
Birleşmiş Milletler’in acil durumlarda günlük su kullanımı için belirlediği en asgari limit kişi başına 50 ila 100 litre temiz su iken, Gazze’de insanlar ortalama sadece 7 litre suya mahkum edilmiş durumda. Çok sayıda aile, en temel biyolojik sınır olan 6 litreyi dahi bulamıyor.
Sınır Tanımayan Doktorlar’ın raporları, bu vahşetin boyutunu gözler önüne seriyor. Temiz su ve sabun olmadığı için bebekler mamalardan zehirleniyor, kadınlar doğum sonrasında yıkanamadığı için ağır enfeksiyonlar geçiriyor.
İnsanların yaraları dahi temizlenemediği için ağır tıbbi risklerle karşı karşıya kalıyor. Susuzluğun oluşturduğu bu dehşet, Filistinlilerde ağır psikolojik işkenceye dönüşmüş durumda.
Aslında İsrail soykırımından önce Gazze’de, tüm eksikliklerine rağmen yüzlerce kuyu, üç büyük tuzdan arındırma tesisi ve belediye şebekeleri su ihtiyacını karşılamaya çalışıyordu.
Bugün ise yaşamı kurutup ölümleri büyüten katliamcı İsrail’in kasıtlı saldırılarıyla su ve sanitasyon altyapısının büyük bölümü ağır hasarlı durumda.
Kuyular elektrik ve yakıt olmadığı için çalışamıyor. Borular parçalanmış, pompalar susmuş, kanalizasyon sistemleri çökmüş halde.
Daha da vahimi ise bu sistemleri tamir etmeye çalışan sivillerin ve insani yardım ekiplerinin de açıkça hedef alınmasıdır.
Gazze Kıyı Belediyeleri Su Şebekesi verilerine göre, savaşın başından beri su tesislerini onarmaya çalışan 19 işçi kasıtlı olarak hedef alındı.
Yine nisan ayında yerinden edilmiş ailelere su taşıyan bir su mühendisi ve iki sürücü, mayısta ise UNICEF için çalışan iki su tankeri şoförü İsrail güçlerince vurularak katledildi.
Bir kuyuyu çalıştırabilmek için bombalanmış diğer kuyuların enkazından parça sökülen Gazze’de artık mühendislik değil, hayatta kalma mücadelesi veriliyor.
Hijyen Ambargosu ve Salgın Kuşatması
Üstelik İsrail’in soykırım yöntemleri yalnızca suyu kesmekle sınırlı kalmıyor.
Su arıtma kimyasalları, yedek pompalar ve jeneratörler gibi ihtiyaçlara erişimde yaşanan kısıtlamalar, mevcut sistemi yeniden işler hale getirmeyi de son derece güçleştiriyor.
Bu insanlık dışı engeller yüzünden Filistinliler sabun başta olmak üzere hijyen malzemesine ulaşamadığı için çadır kampları, adeta birer hastalık laboratuvarına dönüştürülmüş durumda.
Kanalizasyon arıtma tesislerinin yok edilmesi nedeniyle 1,1 milyondan fazla insan, foseptik çukurlarının taştığı ortamlarda yaşamak zorunda bırakılıyor.
İsrail’in ağır saldırıları nedeniyle eskiden bu tankları boşaltan 100 kamyondan geriye sadece yoğun kullanımdan harap olmuş 15 kamyon kaldı.
Yeni kamyonların ve kanalizasyon sistemlerinin onarımı için gereken çimentonun dahi içeri girmesine izin verilmiyor.
Bu tablonun acı sonucu ise akut sulu ishal, paraziter enfeksiyonlar ve cilt hastalıklarının çığ gibi büyümesi oluyor.
Kavurucu Sıcaklarda Toplu Ölüm Tehlikesi
Üstelik yazın kavurucu sıcakları başlamışken, Gazze’deki su üretimi son aylarda yüzde 20 daha azaldı.
Deir al-Balah tuzdan arındırma tesisine giden elektrik hattının şarapnellerle vurulması ve yedek parça eksikliği nedeniyle onarımın günlerce gecikmesi, yüz binlerce insanı tamamen susuz bıraktı.
Bölgede sıcaklıkların 35-40 dereceyi bulmasıyla su tüketimi artarken kirli sular daha hızlı bakteri üretiyor ve kanalizasyon taşkınları yaygınlaşıyor. Bu sağlıksız koşullarda doğal olarak da salgın hastalık riski hızla yükseliyor.
Dünya Sağlık Örgütü ve BM kuruluşları; akut ishal, hepatit, cilt enfeksiyonları ve diğer su kaynaklı hastalıkların kitlesel boyutlara ulaşabileceği uyarısını yineliyor.
Gazze’deki su krizi bir lojistik aksama değil, Filistinlilerin yaşam kaynaklarını kurutarak, onları hastalıklara ve susuzluğa mahkum ederek yok etme girişimidir.
Dünya, dikkatini İran’daki bir türlü neticelenemeyen kırılgan ateşkes görüşmelerine çevirmişken, Gazze’de "barış" adı altında İsrail’in suyu silaha çeviren bu acımasız soykırımına sessiz kalıyor.
Su artık Gazze'de siyasi bir pazarlık maddesi değil; çocukların, yaşlıların ve bir halkın hayatta kalabilmesinin yegane şartıdır. Yaşam ile ölüm arasındaki en ince çizgi haline gelmiştir.
İsrail Parlamentosunun "Soykırım" Tiyatrosu
Gazze’de su kuyularını bombalayacak kadar alçalan Benyamin Netanyahu yönetimi, işlediği tarihsel suçların ağırlığı altında ezildikçe daha da pervasızlaşıyor.
Filistinli masum çocukları hayattan koparan, geride kalanları ise damla damla susuzlukla boğmaya çalışan İsrail, suç ortaklığını ve barbarlığını uluslararası arenada gizlemek için kirli siyasi hamlelere sığınıyor.
Bunun en somut ve hadsiz örneği, soykırımın her türlüsünü Gazze’de sahneleyen İsrail’in zulmüne karşı sesini en gür şekilde çıkaran, her platformda Filistinlilerin haklarını savunan Türkiye’ye yönelik asılsız “Ermeni iddialarını” tanıma küstahlığıdır.
Bu karanlık hamlenin sebebi; Cumhurbaşkanından Dışişleri Bakanına tüm yöneticilerimizin ve topyekun milletimizin İsrail’in zulmüne karşı her platformda sesini en gür şekilde çıkarması ve Filistin’in haklı davasını savunmasıdır.
Knesset’ten çıkan bu karar; ellerinde çocuk kanı bulunan, su kuyularını bombalayan, sabunu bile ambargo listesine alarak insanlığı enfeksiyonların kucağına iten kanlı rejimin, kendi suçlarını perdeleme çabasından başka bir şey değildir.
Tarihin en şeffaf ve belgelenmiş soykırımını tüm dünyanın gözü önünde işleyen bir terör devletinin gerçekleri çarpıtarak Türkiye’ye "soykırım" dersi vermeye kalkışması, en ağır ikiyüzlülük ve arsızlık örneğidir.
Ancak terör devleti İsrail’in sarıldığı bu "Ermeni kartı" da ona hiçbir fayda sağlamayacaktır.
Aksine, bu karanlık ve sinsi adımlar, Türkiye’nin Filistin davasındaki haklı kararlılığını daha da perçinleyerek İsrail zulmüne karşı sesini tüm dünyada daha gür, daha sarsıcı çıkarmasına hizmet edecektir.
Hayatları Kurutan Soykırım
İsrail, iki buçuk yıldır sürdürdüğü barbarlıkla, Gazze’yi sadece bombalarla değil susuzlukla, kirli sularla ve salgınlarla örülmüş sinsi bir toplu ölüm kapanına çeviriyor.
Dünya kamuoyunun dikkati diplomatik tiyatrolarla ve sahte oylamalarla dağıtılmak istenirken, Gazze’deki vahşet çok boyutlu şekilde sürüyor.
Ancak bilinmelidir ki ne parlamentolardan geçirilen siyasi kumpaslar ne de "barış" maskeli riyakar söylemler, Gazze’de kurutulan hayatların, bombalanan su tankerlerinin ve susuzluktan titreyen çocukların çığlığını unutturmaya yetmeyecektir.
Kuyuların başında saatlerce bekleyen çocukların ve susuzluktan organları iflas eden bebeklerin feryadı, uluslararası toplumun vicdan sayfalarında birer istatistikten ibaret kalamaz.
Gazze’de devam eden soykırımı normalleştirme ve hedef saptırma hamleleri insanlığın hafızasına kalıcı bir utanç vesikası olarak kazınmaktadır.
Amerika’yı ve dünyayı İran’da karanlık bir savaş girdabına sokan soykırımcı İsrail, atılan her diplomatik adımı sabote ederek Orta Doğu’yu ve küresel güvenliği tehdit eden bir kanser hücresine dönüşmüştür.
Soykırım yapmayı bir devlet alışkanlığı haline getiren İsrail ve onun eli kanlı yöneticileri, tarih önünde ve uluslararası mahkemelerde döktükleri her damla kanın hesabını vermelidir.
Hiçbir siyasi kumpas, hiçbir sahte parlamento kararı, Gazze’deki çocukların ahını ve İsrail’in alnına kazınan "katil" damgasını silmeye yetmeyecektir.
Ertuğrul Cingil / Haber7
Yorumlar5