Trump karanlık savaş labirentinde kaybolurken
- GİRİŞ07.08.2026 09:22
- GÜNCELLEME07.08.2026 09:48
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik karanlık savaşı başlatırken bunun kısa süreceğini, Amerikan gücünü yeniden dünyaya göstereceğini ve seçimler öncesinde elini güçlendireceğini hesaplıyordu.
İran ağır darbe alacak, rejim değişecek, nükleer güç elinden alınacak, Tahran müzakere masasına oturacak ve Trump, “Amerika’yı yeniden güçlü yapan başkan” olarak iç politikada önemli bir zafer kazanacaktı.
Ancak bugün gelinen noktada tablo bunun tam tersini gösteriyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun saldırgan politikalarının esiri durumuna düşen Trump çıkamadığı savaş bataklığına tamamen saplanmış halde.
Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle "Kazanacağız, hem de çok hızlı" çığırtkanlığıyla İran’la savaş başlatan Trump yönetimi, beş ayın sonunda tam bir stratejik hezimetle karşı karşıya.
İran’ın asimetrik direnci karşısında vaat edilen "kısa ve etkili" savaş yanılsaması çökerken, Trump bugün girdiği karanlık savaş labirentinde çaresizce kaybolmuş durumda.
Amerika’nın askerî kapasitesini, ekonomisini ve siyasi dengesini de yıpratan savaş karşısında Trump artık nasıl kazanacağını değil, nasıl bitireceğini düşünüyor.
Çünkü savaş uzadıkça cephede yalnızca bombalar patlamıyor. Washington’un stratejik hesapları da birer birer çöküyor.
Güç gösterisi peşindeki Trump şimdi ağır saldırılara ve baskılara rağmen savaş öncesinde zaten açık olan Hürmüz Boğazı'nı bile tekrar petrol ticaretine açmaktan aciz durumda.
Mühimmat Stokları Alarm Veriyor
Savaşlar yalnızca uçak, tank, gemi ve asker sayılarıyla değil, üretilebilen hassas mühimmatların stokları ve lojistik altyapının planlanmasıyla kazanılıyor.
Çünkü füze üretimi, cephede tüketilen hızın gerisinde kaldığında dünyanın en büyük ordusu bile stratejik hesaplarını yeniden yapmak zorunda kalıyor.
Pentagon’un derin koridorlarından sızan veriler, askerî kilitlenmenin boyutunu açıkça gözler önüne seriyor.
Güvenli mesafeden felç etme stratejisinin ana omurgasını oluşturan ATACMS ve yeni nesil PrSM füzelerinin neredeyse tamamı tüketilmiş halde.
Küresel Tomahawk stoğunun yarısı harcanırken, hava savunmasının kalbi olan Patriot’ların yüzde 65’i, THAAD sistemlerinin ise yüzde 38’i beş ay gibi kısa bir sürede buharlaştı.
Savaş uçağı riskini göze alamayıp masa başında füze butonuna basan akıl, bugün Asya-Pasifik’te Çin’e ya da Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı caydırıcılığını hızla eriten bir ordu bıraktı.
E-posta İle Akıl Arayan Ordu
Dünyanın en büyük savunma bütçesine sahip ülke, ilk kez cephaneliğinin sınırlarını tartışıyor. Bu bile başlı başına tarihi bir gelişme.
CENTCOM’un çaresizlikten analistlerine e-posta atarak "İran’ı cezalandırmak için sıra dışı ve yaratıcı fikirler" araması, Amerikan askerî stratejisinin iflas ettiğinin en somut, en trajikomik belgesidir.
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in Kongre’de söylediği “Hava gücünün sınırları vardır” sözü aslında savaşın geldiği çıkmazı özetliyor.
Hava gücünün sınırlarına dayandığı, yerin metrelerce altındaki nükleer tesislerin bombardımanla yok edilemeyeceği gerçeği ortadayken, Trump’ın önünde tek bir seçenek kalıyor: Kara harekâtı.
Ancak 18 Amerikan askerinin tabutla döndüğü bir denklemde kara operasyonuna girişmek, Trump’ın kendi MAGA tabanına verdiği "Sizi asla bitmek bilmeyen aptal yabancı savaşlara göndermeyeceğim" sözünü çöpe atması anlamına geliyor.
İran’ın enerji hatlarını vurmak ise sadece Hürmüz Boğazı’nı tamamen kilitlemekle kalmayacak, Tahran’ın misillemesiyle tüm Orta Doğu’yu alevler içinde bırakacak küresel bir kaos fitilini ateşleyecektir.
Böylesi bir adım Trump’ın yıllardır kendi seçmenine verdiği “Amerikalı çocukları sonsuz savaşlara göndermeyeceğim” sözünü inkâr etmesi anlamına geliyor.
Tüm tablosunun arkasındaki asıl mimar ise hiç şüphesiz soykırımcı Netanyahu ve onun saldırgan politikalarıdır.
Kendi siyasi ikbalini ve katliamlarını sürdürebilmek adına Trump’ı adım adım bu savaşın içine çeken Netanyahu, şimdi de Amerika’nın bu kanlı bataklıktan çıkmaması için her türlü kirli oyunu ve provokasyonu aralıksız sürdürüyor.
Beyaz Saray’ı kendi stratejik emellerinin kalkanı haline getiren Netanyahu yönetimi, Amerikan ordusunu kendi bölgesel imha savaşının paralı askerine dönüştürüyor.
Petrol Devlerinin Kanlı Kazancı
Trump yönetimi İran’ı sıkıştırmaya çalışırken dünya enerji piyasaları da ağır darbe almaya devam ediyor.
İran’ın enerji altyapılarını hedef almak askerî açıdan cazip görünebilir. Ancak ekonomik ve insani faturası Washington için yıkıcı olabilir.
Çünkü zaten Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her gerilim petrol fiyatlarını kırılgan hale getirirken sigorta maliyetleri yükseliyor ve deniz taşımacılığı yavaşlıyor.
Çatışmaların gölgesindeki küresel tedarik zincirleri yeniden baskı altına giriyor.
Petrol fiyatlarındaki her yükseliş ise yalnızca dünya ülkelerini değil Amerikan ekonomisini de vuruyor.
Trump’ın son günlerde petrol şirketlerine yönelik sert çıkışları tesadüf değildir.
Amerikan halkı zamlarla ezilirken, ExxonMobil son çeyrek kârını yüzde 105 artırarak 14,5 milyar dolara, Chevron ise yüzde 385 gibi astronomik bir artışla 12,1 milyar dolara çıkardı. Suudi Arabistan’ın petrol devi Aramco’nun 33,4 milyar dolarlık devasa kârı da cabası.
Trump’ın "Petrol şirketleri halkı kazıklıyor" diyerek Adalet Bakanlığı’na inceleme talimatı vermesi, yaklaşan sandık hezimetini engellemeye yönelik ucuz bir siyasi tiyatrodan başka bir şey değildir.
Ortada büyük bir çelişki duruyor. Bu kirli savaşı başlatan ve sürdüren Trump Yönetimi. Ama yükselen enerji fiyatlarının siyasi faturasını ödemek istemeyen de yine Trump.
Buarada Amerika’nın enerji altyapısına olası saldırısına karşı İran cephesinin tamamen sessiz kalacağını düşünmek de gerçekçi görünmüyor.
İran’ın doğrudan ya da vekil güçleri üzerinden gerçekleştireceği olası misillemeler; Hürmüz Boğazı, Körfez’deki enerji altyapısı, Kızıldeniz deniz trafiği ve bölgedeki Amerikan üsleri üzerinde yeni riskler oluşturabilir.
Böyle bir tırmanma, yalnızca askerî tabloyu değil küresel ticareti ve enerji piyasalarını da daha büyük bir belirsizliğe sürükleyebilir.
Üstelik Trump yönetimi yalnızca İran ile değil, kendi müttefikleriyle de sorun yaşamaya başladı.
Suudi Arabistan ile aylarca müzakere edilen stratejik anlaşmanın son anda askıya alınması bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Bir yandan İsrail’in güvenliği öncelik haline gelirken diğer yandan Körfez ülkeleri Washington’un politikalarının bölgeyi daha da istikrarsızlaştırdığı görüşünü yüksek sesle dile getiriyor.
Trump’ın Asıl Cephesi Artık Sandık
Bir tarafta Netanyahu’nun cehenneme sürüklediği Orta Doğu stratejisi, diğer tarafta boşalan cephanelikler ve isyan eden Amerikan seçmeni.
Bütün bu askeri sıkışmışlığın üzerine bir de iç politikadaki saatli bomba eklenmiş durumda.
Kongrenin iki kanadında da üstünlüğü elinde tutan Trump’ın gücünün sınırlarını yeniden çizecek olan kritik ara seçimlere yüz günden az kaldı.
Amerikan seçmeni Vietnam’dan Afganistan’a tarih boyunca uzun süren, maliyeti yükselen ve sonucu belirsiz savaşlara karşı mesafeli oldu. Bu durum şimdi de belirsizliklerle dolu İran savaşı için yaşanıyor.
Son kamuoyu araştırmalarında Trump’ın İran politikasına verilen desteğin yüzde 30’un altına gerilediği görülüyor. Kara harekatına desteğin ise bazı anketlerde yüzde 7 gibi oldukça düşük seviyelere gerilediği gösteriyor.
Amerikalı seçmenin önemli bir bölümü yeni ve uzun süreli bir Orta Doğu savaşının ülkeye ekonomik yük getirdiğini düşünüyor.
Trump’ın MAGA tabanı ile Cumhuriyetçi Parti içinde bile savaşın kapsamı ve süresi konusunda çatlak büyüyor.
Ara seçimler yaklaşırken artan akaryakıt fiyatları, yükselen yaşam maliyetleri ve dış politikadaki belirsizlik Trump’ın siyasi hanesindeki eksileri büyütüyor.
Bu nedenle Trump için artık en büyük tehdit sadece İran füzeleri değil, Amerikan seçmeninin değişen tercihleri olabilir.
Trump bugün yalnızca bir savaşı yönetmiyor. Kendi siyasi geleceğini de yönetmeye çalışıyor.
Yaşanan acı gerçekler, karanlık savaş labirentlerinin içine girmek kolay olsa da çıkışı bulmanın sanıldığından zor olduğunu tüm insanlığa bir kez daha gösteriyor.
Ertuğrul Cingil / Haber7
Yorumlar5