Netanyahu’nun kanlı seçim kumarı

  • GİRİŞ08.09.2026 09:01
  • GÜNCELLEME08.09.2026 09:01

İsrail’in soykırımcı Başbakanı Binyamin Netanyahu, siyasi ömrünü uzatabilmek uğruna tüm Orta Doğu’yu tutuşturmaktan ve gerçekliği manipüle etmekten çekinmeyen tehlikeli bir seçim kumarı oynuyor.

İsrail seçmeninin korkularından siyasi rant devşirmeyi hesaplayan Netanyahu, 27 Ekim seçimlerine giden yolda daha fazla tehdit söylemiyle yeni “düşmanlar” ve yeni cepheler açmaya çalışıyor.

Bu nedenle katliamcı Netanyahu yalnızca mevcut savaşlarla yetinmiyor; adeta bölgedeki her gerilimi seçim kampanyasının bir parçasına dönüştürüyor.

Enkaza çevirdiği, çocuk, kadın demeden on binlerce masumu hayattan kopardığı Gazze’de saldırılarını aralıksız sürdürüyor.

"Soykırımı derinleştirme" emri veren Netanyahu, kendi siyasi geleceğini binlerce masumun kanı üzerine inşa etmeye çalışıyor.

Katliamcı Netanyahu’nun Gazze’de sürdürdüğü kanlı inat, sadece bir savaş suçu değil; insanlığın vicdanına ve bölgenin geleceğine saplanmış zehirli bir hançerdir.

İran’da Amerika’yla başlattığı karanlık savaşta istediğini alamayan gözü dönmüş Netanyahu, Lübnan’dan Suriye’ye katliamlarına devam ediyor.

Siyasi ikbali uğruna saldırgan politikalarını tüm bölgeye yayma peşinde olan Netanyahu, sözde Türkiye’ye gözdağı verme hevesiyle Kuzey Suriye’deki Ebu Zuhur Havaalanı'nı hedef aldı.

SANDIK PROVOKASYONLARI VE BARBARLIK SARMALI

Koltuğunu kaybetme korkusu hezeyan boyutuna ulaşan Netanyahu, saldırgan provokasyonlarını sadece sahaya değil yapay zekâ manipülasyonlarına kadar taşıyor.

Sosyal medya hesabından paylaştığı; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mücteba Hamaney, Mahmud Abbas ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’yi yenilgisini kutlarken gösteren kurgusal video, içine düştüğü acziyeti gözler önüne seriyor.

Eli kanlı Netanyahu’nun "İsrail'in düşmanları benim düşmemi istiyor, kazanmalarına izin veremeyiz." dezenformasyonu, seçim yarışını varoluşsal bir "kutsal savaşa" dönüştürme hezeyanıdır. Ancak saldırgan söylemler ve tırmandırılan askeri gerilim, anketlerin acı gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.

Son anketler, iktidar blokunun meclis çoğunluğu olan 61 sandalyeden fersah fersah uzak kaldığını açıkça göstermektedir.

Netanyahu’nun iktidar koalisyonu 47-51 sandalye bandında çakılı kalırken muhalefet bloklarının belirgin üstünlüğü, Netanyahu’nun "güvenlik kartı" ajitasyonunun İsrail toplumunda beklenen karşılığı bulmadığını göstermektedir.

Netanyahu kamuoyu yoklamalarında en büyük rakibi eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot olmak üzere muhalefet blokunun gerisinde kalmaya devam ediyor.

Üstelik Netanyahu’nun kendi sağ cephesindeki parçalanma, seçim öncesinde en büyük siyasi risklerinden biri hâline geldi.

Zaten bu kirli blokun ortakları sıradan bir siyasi programla değil, insanlık dışı projelerle yarışıyor.

Teolojik saplantıların esiri katliamcı Itamar Ben-Gvir, yıllardır Mescid-i Aksa’ya yönelik provokasyonlardan Filistinli tutuklulara karşı cezaevi işkencelerine kadar aşırı sağın en uç barbarlıklarının sembolü.

Bu hastalıklı figür, Filistinli mahkûmlara idam cezası verilmesi için 2026’da kabul edilen düzenlemenin en kirli mimarı oldu.

Yetmedi, cezaevlerinin timsahlarla çevrilmesi gibi çağdaş bir hukuk devletinden çok karanlık bir barbarlık çağını çağrıştıran projeleri gündeme taşıdı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in politikası da farklı değil. Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltan yerleşim genişletme politikasının baş aktörlerinden biri olan Smotrich, yeni yerleşimler için yüz milyonlarca dolarlık kaynak ayrılmasını savundu.

Netanyahu hükümeti döneminde yerleşim politikasının hızlanması, Filistin topraklarında fiilî ilhak tartışmalarını daha da büyüttü.

Bu kirli

Yani Netanyahu’nun koalisyonu siyaseti değil, barbarlığı seçim kampanyasına dönüştürüyor. Netanyahu ve ortaklarının sergilediği tüm bu hezeyanlar, faşizan söylemler ve barbarca icraatlar, İsrail kamuoyunun güvenini kazanmaya yetmiyor.

Toplumu korku ve nefretle konsolide etmeye çalışan kabinenin tüm kanlı denemelerine rağmen Netanyahu başbakanlık koltuğunu garantileyemiyor.

Şunu da belirtmek gerekir: İsrail siyasetinin düştüğü bu derin ahlaki ve siyasi krizde en tehlikeli yanılsama, felaketin tek sorumlusunun Binyamin Netanyahu olduğunu sanmaktır.

Eski Başbakan Naftali Bennett’ten eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’a, Avigdor Liberman’dan Yair Lapid’e tüm aktörler; çatışmadan beslenen İsrail’in katliamcı ruhunun yansımasıdır.

27 Ekim seçimlerinde Netanyahu sandığa gömülse ve iktidardan uzaklaştırılsa dahi Tel Aviv’in Filistin halkına yönelik imha, mülksüzleştirme ve katliam politikalarının değişeceğini ummak hayalden ibarettir.

İsrail’deki muhalefet alternatifi; barışı ve insan haklarını savunan bir yapı değil, Netanyahu’nun katliam ve işgal doktrinini "daha kurumsal ve uluslararası kamuoyuna daha iyi ambalajlanmış" şekilde sürdürmeyi vaat eden farklı yüzlerden oluşmaktadır.

Netanyahu’nun yerine gelmesi muhtemel figürlerin geçmişi ve mevcut söylemleri, Siyonist işgal ve ırkçılıkla zehirlenmiş bu kanlı çarkın kişilerden bağımsız işlediğini açıkça belgelemektedir.

Netanyahu’nun tasfiye edilmesi, terör devletinin saldırgan doğasını yumuşatmayacak; aksine kanlı mirası devralacak yeni liderler, kendi "güvenlik" rüştlerini ispatlamak adına Filistin’de ve bölgede katliam dozunu artırmaktan çekinmeyeceklerdir.

Sandıktan kim çıkarsa çıksın, İsrail siyasi yelpazesinin tamamı barışın değil, işgalin ve savaşın tarafındadır.

NETANYAHU’NUN HEZEYANLARI TÜRKİYE’NİN DEVLET AKLI

Netanyahu saldırganlıklarını artırsa da iktidar blokunun mecliste çoğunluğu yakalayamaması, Netanyahu'nun panik katsayısını ve Türkiye’ye yönelik saldırganlıklarını artırıyor.

Siyasi istikbalini bölgesel bir yangının kıvılcımlarında arayan Netanyahu’nun, seçim maratonunda Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan yapay kriz üretme çabaları, Ankara’nın tarihsel derinliğe sahip devlet aklına çarpıyor.

Netanyahu’nun oy devşirmek uğruna geliştirdiği ucuz provokasyonları, yapay zekâyla kurgulanan videoları ve Suriye’de gerilimi tırmandırma denemeleri; meşruiyetini yitirmiş, köşeye sıkışmış bir yönetimin hezeyanlarını yansıtıyor.

İsrail’in bir terör devleti üslubuyla sergilediği bu kural tanımaz saldırganlığa karşı provokasyon tuzağına düşmeyen Türkiye, Orta Doğu’nun fırtınalı sularında sarsılmaz bir "aklıselim limanı" olarak durmaktadır.

Soykırımcı Netanyahu’nun kişisel ikbal hırsıyla hareket eden geçici bir siyasi mevta olduğunun bilinciyle hareket eden Türkiye; bağırıp çağıran değil, hamleleri boşa çıkaran vakur bir strateji izlemektedir.

İsrail hükümeti kural tanımaz bir çete üslubuyla uluslararası hukuku ve komşu ülkelerin egemenliğini ayaklar altına alırken Türkiye, olgun devlet aklıyla insani ilkelerinden taviz vermiyor.

İsrail'in bölgeyi ateşe verme hamlelerine; diplomatik izolasyonu derinleştirerek, uluslararası mekanizmaları harekete geçirerek ve bölge aktörlerini aklıselimde buluşturarak yanıt veriyor.

Suudi Arabistan ve Pakistan’la imzalanan tarihî Mekke Anlaşması'ndan bölgesel huzuru amaçlayan diplomatik çabalarına kadar Türkiye’nin attığı her adım, İsrail’in soykırımcı yönetiminin çıldırma katsayısını artırıyor.

Netanyahu’nun siyasi çırpınışlarını ve manipülasyonlarını devlet ciddiyetiyle tahlil eden Ankara; sahadaki gerçek gücünü şovist söylemlerle değil, bölgesel dengeleri koruma iradesiyle hissettirmektedir.

Bir yanda koltuğunu korumak için kendi ordusunu tüketen, halkını bitkin düşüren ve yapay zekâ provokasyonlarına sığınan katliamcı Netanyahu; diğer yanda ise bölgesel krizleri basiret ve devlet tecrübesiyle yöneten bin yıllık bir devlet aklı durmaktadır.

Türkiye, Netanyahu’nun bu kanlı ve gürültülü seçim oyununu boşa çıkarmakta; terör devleti mantığıyla hareket eden bir iktidarın, olgun devlet aklı karşısında hezimete mahkûm olduğunu bir kez daha tüm dünyaya kanıtlamaktadır.

SEÇİM KISKACINDA İKİYÜZLÜ HESAPLAR

Netanyahu’nun dış siyasetteki en büyük sığınağı ve aynı zamanda en kırılgan karnı, Trump yönetimiyle yürüttüğü "inişli çıkışlı" fırtınalı ilişkilerdir.

Seçimlerine doğru ilerlerken Washington’ı hem bir iç politika mezesi hem de dokunulmazlık kalkanı olarak kullanmaya çalışan Netanyahu, son derece tehlikeli ve ikiyüzlü bir pazarlığın aktörüdür.

İsrail kamuoyuna kendisini "Washington’ı parmağında oynatan tek lider" olarak pazarlayan Netanyahu, arka kapı diplomasisinde Trump’ın gazabından ve sürpriz hamlelerinden kaçabilmek için her türlü tavizi vermeye hazır görünmektedir.

Netanyahu’nun koltuğunu kaybetmemek uğruna içine düştüğü iki yüzlü, pragmatik ve oportünist salıncak diplomasisi; İsrail’in uluslararası stratejik ortaklığını bir soykırımcının şahsi seçim kumarlarının oyuncağı hâline getirmiştir.

Ancak seçim yaklaştıkça bu ilişkinin ne kadar inişli çıkışlı ve çıkar temelli olduğu daha açık ortaya çıkıyor. Çünkü İsrail’in en büyük müttefiki Amerika da 3 Kasım’da Senatonun üçte birinin, Temsilciler Meclisinin tamamının yenileneceği kritik bir ara seçime gidecek.

İsrail’in tahrikleriyle İran’da saplandığı savaş bataklığı, çıkardık ekonomik faturayla Trump yönetiminin güç kaybetmesine ve kendi tabanında ciddi şekilde sorgulanmasına neden oluyor. Trump bir taraftan Siyonist lobinin ve Evanjelist seçmenin desteğini yanında tutmak isterken diğer taraftan diğer taraftan MAGA tabanından yükselen İsrail odaklı eleştirileri dengelemeye çalışıyor.

ABD’de savaş, seçmeni bölüp ekonomik baskı oluşturarak siyasi riskleri artırırken İsrail’de toplumu konsolide ediyor. Yani aynı savaş Trump için siyasi kumar iken katliamcı Netanyahu için fırsatlar sunan siyasi bir yatırım olarak görülüyor.

Bu nedenle Trump, Netanyahu’nun seçim kampanyasına açık destek vermekten özellikle kaçınırken İsrail Başbakanı ise ABD desteğini kaybetmeden Beyaz Saray’ın çizdiği sınırlara meydan okumaya çalışıyor.

Netanyahu’nun Trump’la ilişkisi artık “stratejik dostluk” değil; seçim sandığı yaklaştıkça birbirini kullanmaya çalışan iki liderin çıkar pazarlığına dönüşmektedir.

Yorumlar3

  • Bülent duman 59 dakika önce Şikayet Et
    Zulüm ile abad olunmaz, herkes ettiğini bulur
    Cevapla
  • Neoturk 1 saat önce Şikayet Et
    Yagudi olmazsaydi orta dogu bugün Güllük gülìstandi ama Ibocular yokmu Su Dinciler nerede ilursa ilsun hepisi para icin
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • ali aksoy 1 saat önce Şikayet Et
    Yahu bunlara anlayacağı dilden cevap,vermek gerekir...2. Bir 11 EYLÜL.Eee,kim yapacak bunu?Kan kaybetneye,heryerde ediyoruz,evet biz müslümanlar...
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat