Bu da kaçırılan gazetecinin anlattığı
- GİRİŞ18.08.2012 11:39
- GÜNCELLEME18.08.2012 11:39
PKK tarafından kaçırıldığı halde ‘savaş çığırtkanlığı’ yapmak yerine dağdan barış mesajı getirdiği için Hüseyin Aygün’e saldıranlar, aslında barışa, barış umuduna saldırıyorlar.
Kendisini kaçıranlardan ‘terörist’ yerine ‘genç arkadaşlar’ diye bahsettiği için CHP’li Hüseyin Aygün’e kızanlar, aslında kendi ezberlerinin bozulmasına kızıyorlar.
Madem öyle, gelin ezber bozmaya devam edelim.
PKK tarafından kaçırılan ve ölümün eşiğinden dönen bir başka sese kulak verelim.
Aşağıda okuyacağınız söyleşi Aygün’ün kaçırılmasından hemen önce Radikal’de yayımlandı.
Ezber bozmak açısından en az Aygün’ün söyledikleri kadar çarpıcıydı.
Ama maalesef bu çarpıcı söyleşi Aygün’ün kaçırılmasının gölgesinde kaldı.
Ne de olsa biri gazeteci, diğeri milletvekili!
Madem Aygün’ün ezber bozan çıkışını tartışıyoruz, gelin Aygün’den bir hafta önce Şemdinli’de yine PKK tarafından kaçırılan Türkiye Gazetesi muhabiri Adem Demir’in İpek İzci’ye anlattıklarına kulak verelim. Çünkü milliyetçi-muhafazakâr çizgisiyle öne çıkan Türkiye Gazetesi’nin muhabiri Adem Demir de Aygün gibi “Terörist, cani bunlar demek işin kolayı” diyor.
Hem PKK’yı hem de devletçi-milliyetçi ezberleri sorguluyor.
İkisi de kaçırıldı, ikisi de benzer şeyler anlatıyor, neden acaba?
***
Memnun musunuz gazeteci olduğunuz için?
Değilim. O kadar çok şey gördüm ki iğrendim. Hayata artık mutlu gözle bakamıyorum (Gözleri doluyor, kaydı kapattırıyor, bir süre sessiz kaldıktan sonra devam ediyoruz). Hayatımda hiç doğum günü kutlamadım. Kürtlerde doğum günü yoktur, gerçek doğum tarihimi annem de bilmez, babam da. Bundan sonra benim doğum günüm 04.08.2012’dir.
Yani PKK’nın elinden kurtulduğunuz gün...
Evet. Dağılmış cesetler, parçalanmış beyinler gördüm. Daha önce de tehlike atlattım ama şahdamarıma en yakın olanı buydu. Şemdinli’ye gidiyorduk gelişmeleri takip etmek için. Hakkâri’ye 55 km. kala iki militan bizi durdurdu. Sel sularının Zap’a dahil olduğu Kurudere mevkiinde bir menfezin içine soktular bizi. Ama ben gidip konuşuyordum bırakmaları için.
Kürtçe konuşuyordunuz değil mi?
Evet, ama onlar Türkçe biliyordu. Telsiz konuşmaları geliyordu sürekli. Meğerse çatışmanın tam ortasına düşmüşüz. 23.15’te bizi tuttular, 23.30’da çatışma sesleri geliyordu. O anda Geçitli Karakolu’nu basmışlar. Sonrasında destek geldi karakol için. Bizim bulunduğumuz noktada mayın döşenmişti. Zırhlı araç tam geldiği zaman mayını patlattılar, biz o mayın patladığı an mahzendeydik. Asfalt havaya kalktı, indi. Korkunç bir basınç oluyordu menfezde, arkadaşım Osman Sağırlı “Kulaklarım patladı, kan geliyor” dedi. Sürekli kurşun, roket sesleri geliyordu. Her patlamada basınç aşağıda daha farklı hissediliyordu. Sonra işleri bitti, bizi arabaya bindirdiler. 1 km ileride bir köy vardı, orada durdurdular. Yaralı taşıtmak istediler, ben itiraz ettim. Aramızda tartışma çıktı. Genç bir militan şarjör değiştirdi.
Sizi öldürmek için mi?
Evet, arkadaşım da “Boş ver, onların dediğini yap, tartışma” dedi. Ben de ses tonumu alçaltarak konuştum onlarla. Sonra telsizden bazı bilgiler geldi, yanı başımızdaki bazı evlerin arasından kaçıp gittiler. Fakat biliyor musun, biz eğer onlardan kurtulup o hızla sürseydik, asıl dehşetin yaşandığı karakol çatışmasının üstüne düşecektik. Yani ya militanların ya askerlerin kurşunlarıyla her halükârda ölmüş olacaktık.
Yanınızda silah var mıydı?
Yazının devamını özgün kaynağından okumak için tıklayınız
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol