Kavram oyunları: Kelimelerin arkasına saklanan gerçekler

  • GİRİŞ23.02.2026 09:14
  • GÜNCELLEME23.02.2026 09:14

Kavramlar ve ideolojiler arasında doğrudan bir bağlantı vardır.

Terminolojiyi belirleyenler, fikirleri de dikte eder.

Bu fikirler genellikle medya aracılığıyla yayılıp kabul görür.

Mesela basında en çok kullanılan terimlerden biri “Orta Doğu”dur. Hiç düşündünüz mü? Kime göre "orta", kime göre "doğu". Elbette Batılılara göre.

Kavram ilk defa 1902'de Amerikalı deniz tarihçisi Alfred Thayer Mahan tarafından Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için ortaya atıldı. İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Mısır'daki birliklerini "Orta Doğu Komutanlığı" diye belirlemesinden sonra da yaygınlaştı.

Uzak Doğu ve Yakın Doğu terimleri de Avrupa merkezli bakış açısının ürünü.

“Amerika’nın keşfi” ifadesi tam bir Batı merkezli yanılsamadır. Kolomb, kıtaya ayak bastığında milyonlarca insan vardı orada. Önceki yıl Meksika Ulusal Antropoloji müzesini görme fırsatı buldum. Oradaki binlerce yıl öncesinden kalma tarihî eserler, keşif yalanına en güzel cevap. Amerika, kıtadaki istilasını meşrulaştırmak ve örtmek için “Vahşi Batı” terimini ortaya attı ve kuralsızlıkla mücadele mantığını yayıp sinema yoluyla başarıya ulaştı.

Avrupa Orta Çağ için “Karanlık Çağ” terimini kullanır. Oysa o asırlarda Avrupa karanlıktayken İslam dünyası tıp, matematik, astronomi gibi bilimlerde altın çağını yaşıyordu. Karanlık dedikleri esasında kendilerine karanlıktı...

Kavram oyunlarını Batılılar gibi Yahudiler de iyi yapar.

Mesela Filistinlilerin zorla evine ve topraklarına çöken işgalcileri “yerleşimci” gibi masum bir kelime ile gizlemeye çalışıyorlar. “Vadedilmiş Topraklar” masalıyla işgali, “bir hakkın iadesi” gibi göstermeye kalkışıyorlar. Tartışmasız şekilde yuttukları ve yutmaya çalıştıkları Golan, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü “tartışmalı topraklar” diye dayatıp sorunu “mülkiyet davası” gibi lanse ediyorlar...

Son olarak Gazze soykırımında “insancıl hukuk” terimini çok duyduk. O da diğerleri gibi Batı kökenli ve tam bir aldatmaca. Hukuk hukuktur oysa. Ama o bile lafta kaldı. Hukuk insancıl, uygulaması hayvancıl oldu!

ABD’nin Suriye’de terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG ile iş tutması Türkiye’yi kızdırıyordu. Bir gün isim değiştirdiler. Adına Suriye Demokratik Güçleri dediler. Teröristten, eli silahlı adamlardan “demokratik” mi olur? ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, isim değişikliğini kendilerinin istediğini belirtti ve “Adlarının ortasına 'demokratik' ifadesini koymalarının zekice bir hamle olduğunu düşündüm. Bu, onlara bir miktar itibar sağladı" itirafında bulundu!

Türkiye’de de bilhassa örgütün siyasi kanadı birtakım terminolojik ifadelerle bazı şeylere meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Mesela CHP ile DEM Parti yerel seçimde ittifak yaptı. Adına “kent uzlaşısı” dediler. Bu sayede birçok belediye yönetimine kondular. “Uzlaşı” gibi bir kelime ile ittifaklarını masum, meşru ve sevimli gösterdiler. PKK, savunma sanayinin göz bebeklerinden TUSAŞ’a saldırınca “Teröre Karşı Yaşam Hakkı Mitingi” yaptılar. Yaşam ve hak gibi güzel, pozitif kelimeler üzerinden gerçek fotoğrafı perdelediler.

CHP’liler 2019 yerel seçimlerinden sonra İstanbul’da “Kent Haklarını İzleme Kurulu” diye bir şey uydurdu. Boğaziçi’ne ve şehir tabiatına sahip çıkacaklarını lanse ettiler. Ama günün sonunda şehrin anasını ağlattılar! Boğaziçi’ndeki kaçak yapılara rüşvetle göz yumdular. Onlarca iş adamını haraca bağladılar. Hak dediler, ranta kondular. Hepsi iddianamede bir bir ortaya çıktı.

Terörist annelerine “Barış Anneleri” diye oluşum kurdurup yıllarca meydanlarda eylem yaptılar. Ama kendilerinden olmadığı için Diyarbakır’da evlatları için eylem yapan annelere ise sırt çevirdiler, hakaret ettiler, hedef gösterdiler.

18 yaş altında, her türlü suça karışmış. Tonla sabıkası var. Ama "suça sürüklenen çocuk" diye nitelendiriliyor. Tarifte bile suç başkasına yıkılıyor. Bir ara sokakları terörize eden, yakıp yıkanları da "taş atan çocuklar" diye masumlaştırmışlardı.

Türkiye’deki LGBT faaliyetleri herkesçe malum. Aile yapısını ifsat eden bütün oluşumlar her sene Taksim’de eylem yapıyor. Rezilliğin adına da “Onur Yürüyüşü” diyorlar. Şeref, haysiyet, saygı, izzet gibi anlamlara gelen “onur” kelimesini kirletmekle kalmıyor, arkasına saklanıyorlar.

Bu sıralar “umut hakkı” tanınması diye bir şey konuşuluyor. Bu terim de Batı kaynaklı. İlk Almanya’da ortaya atılmış. Bir gün cezaevinden çıkmayı umut etme anlamına geliyormuş. Öcalan'a örtülü af diye değerlendiren var. Bereket hükûmet karşı çıkıyor. On binlerce kişinin kanına girmiş hakkı müebbet olan bir kişiyi “hak” ve “umut” kelimeleriyle yan yana getirmek maşerî vicdanı yaralar...

Amerika’nın keşfinden nereye geldik.

Sözün özü terime yüklenen anlam ile fiilin birbiriyle örtüşmesi şarttır. Uymuyorsa orada sorun var demektir.

Terimler önemli. Ya yerli yerinde kullanmak ya da kavram oyunlarına alet olmamak gerekiyor.

Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat