Küresel satrancın merkezinde

  • GİRİŞ05.04.2026 11:20
  • GÜNCELLEME16.08.2026 11:21

Tarihin ve coğrafyanın omuzlarımıza yüklediği kadim mesuliyet, fırtınalı denizlerde rotamızı bizzat tayin etmeyi mecbur kılıyor.

Dünya çok kutuplu yeni bir nizamın sancılarıyla kıvranırken, Washington ile Ankara hattındaki diplomatik temaslar salt bir müttefiklik rutininden ibaret değildir.

Bilakis bu temaslar, kendi oyun kurucu iradesini sahaya nakşeden Türkiye Cumhuriyeti ile eski tek kutuplu ezberlerine tutunmaya çalışan bir küresel aklın çetin bilek güreşidir.

Gözler diplomatik masalara çevrilmişken asıl mesele, coğrafyamızın kaderini emperyal vizyonların değil, ecdadın mirası olan adalet ve vakar mefkûresinin belirleyecek olmasıdır.

Washington koridorlarında tek taraflı yaptırım refleksleri ve bölgedeki taşeron arayışları, artık Türk devlet aklının çelikten iradesine çarpmaktadır.

NATO çatısı altındaki stratejik ortaklığın değerini her fırsatta hakkıyla teslim eden Türkiye, bu ittifakın güvenliğini yalnızca kendi menfaatlerine göre tanımlayan bir müttefiklik anlayışını asla kabullenmemektedir.

Savunma sanayiinde elde ettiği bağımsızlık hamleleriyle prangalarını bir bir kıran, sınırlarının ötesindeki terör kuşağını ve vesayet odaklarını darmadağın eden milletimiz; masa başında çizilmek istenen suni haritaları da sahada yırtıp atmıştır.

Bugün Ankara, sadece hudutlarının emniyetini tahkim etmekle kalmıyor; mazlumların hamisi, istikrarın yegâne teminatı olarak Avrasya’dan Orta Doğu’ya uzanan havzada bağımsız bir mihver inşa ediyor.

Washington yönetimi, bölgenin istikbaline dair atacağı her adımda Türkiye’nin rızasını ve vazgeçilmez ağırlığını hesaba katmak mecburiyetindedir.

Zira bu topraklar, dayatmalar karşısında geri adım atanların değil; imanı, tarihi ve milli şuuruyla dimdik durarak kendi kaderini yazan büyük bir milletin yurdudur.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat