CHP, neden halkın partisi olamaz?

  • GİRİŞ16.01.2026 08:22
  • GÜNCELLEME16.01.2026 09:06

Bir partinin ‘halkın partisi’ olabilmesi için öncelikle halkın derdini dert edinmesi, halkın beklentisini kendi önceliği haline getirmesi gerekir.

Ama maalesef bugün CHP’nin en büyük sorunu tam da bu noktada düğümleniyor…

Halkın gerçek gündemini görmek yerine kendi ideolojik ve psikolojik gündemine hapsolmuş durumda…

İstanbul’un susuz kaldığı aylarda, su getirmek yerine “aslında susuzluk bu kadar da kötü değil, İstanbul zaten çok su tüketiyor” türünden savunmalar yapılabiliyor. 

Ankara’daki susuzluğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözümona ettiği duaya bağlayabiliyor…

Ankara’da yıllardır yapılmayan, nadir de olsa başlayan ancak bitirilemeyen birkaç yol ve tünel inşaatları trafiği zehrederken, “yeni yol yapılamaz, yapılsa da işe yaramaz” denilerek mevcut projeler bile değersizleştiriliyor. 

Belediye kasasından yüz milyonlarca lira konserlere, gösterilere, festival bütçelerine akıtılırken, “kültür-sanat önemli” savunması yapılıyor ama aynı ağızla “vatandaşın cebindeki üç kuruşa göz dikiliyor” diyen aynı zihniyet, kendi harcamalarına gelince nedense çok cömert olabiliyor...

Peki bu çelişkiyi nasıl izah ediyorlar?

Çok basit… 

Her zaman ve her koşulda suçu dışarıda arıyorlar.

Yatırım yapmıyorsak sebebi merkezi hükümetin engellemesi, hizmet getiremiyorsak sebebi yine merkezi hükümetin kaynak vermemesi, yolsuzluk iddiaları ortaya çıktığında sebebi ‘siyasi linç kampanyası’, özel jet fotoğrafları, lüks harcamalar, pahalı davetler ortaya saçıldığında sebebi ‘karalama’, halk şikâyet ettiğinde sebebi ‘halkın bilinçsizliği, algı operasyonuna kapılması’ gibi bahanelerle karşı karşıya kalıyoruz…

Bu mantık zinciri bir noktada şu acı gerçeğe varıyor; “Aslında sorun yok. Sorun, sorunu görenler.”

CHP’nin bugün içinde bulunduğu paradoks tam olarak bu…

Kendi hatalarını, eksikliklerini, hatta ahlaki sapmaları eleştirenleri ‘düşman’ kategorisine sokarak kendini koruma refleksi geliştirmiş olması…

Halk ise çok basit bir şey istiyor aslında; “Musluktan su aksın, sabah işe giderken trafikte iki saat harcamasın, çocuğunun okulunun önü çamur deryası olmasın, vergisinin nereye gittiğini az çok anlayabilsin, belediye başkanı veya yöneticilerin özel jetle tatil fotoğraflarını görmek zorunda kalmasın.”

Bu talepler aşırı ideolojik, aşırı solcu, aşırı sağcı talepler de değil üstelik…

Temel belediyecilik hizmetleri… 

Bunlar sıradan, hayatın içinden, çok yalın talepler.

Ama CHP bu yalın taleplere cevap vermek yerine, genellikle şu üç savunma hattından birini tercih ediyor…

Birincisi; “Bizden önceki 20 yılda da yapılmadı.” 

İkincisi; “Merkez sağlıyor, biz yapamıyoruz.” 

Üçüncüsü; “Bunu söyleyenler zaten bize oy vermiyor, AKP’li.”

Üçü de halkı anlamaktan çok uzak.

Halkın partisi olmak istiyorsan, “Bize oy vermeyenlerin derdi de derdimizdir” diyebilmelisin. 

Halkın partisi olmak istiyorsan, “Bizden önceki iktidar yapmadı” cümlesini bir daha kurmamalısın.

Çünkü halk yedi yıl önceki iktidarı değil, bugünkü belediye başkanını muhatap alıyor.

CHP, çözüm üretmek yerine sorunları savunuyor.

Su getirmesi gerekirken, yatırım yapması gerekirken bunları yapmayıp, susuzluğu savunuyor.

Trafik sıkışıklığını çözmesi gerekirken, inşaat halindeki tünelleri kapatıp, “yeni yol yapmakla trafiği rahatlatamazsınız” deniliyor.

Kamu kaynaklarını yatırımla insanların yaşam konforlarını iyileştirmek için kullanmak gerekirken, yolsuzluklarla heba edilmesini, konserlere fahiş paralar harcanmasını savunuyor.

Savunuyor savunmasına da olan kime oluyor?

Tabii ki vatandaşa oluyor?

Kendilerinden başka herkes suçlu oluyor.

Yatırımı yapmayan, hizmeti getirmeyen, belediye kaynakları üzerinden kişisel servet oluşturan, kamu kaynaklarıyla özel jetlerde gününü gün edenler suçlu değil, bu yapılanlar yanlış diyenler suçlu, yolsuzlukları ortaya çıkaranlar suçlu ve bunu haber yapanlar suçlu…

CHP neden halkın partisi olamıyor ya da olmuyor?

Sorunlarının çözümünü bekleyen halkı anlayamadığı, sorunların çözülmesini ifade edenleri şeytanlaştırdığı, sorunları ortaya koyanları ve yolsuzluklarla anılanları kahramanlaştırdığı için…

Son söz:

Bir siyasi hareket halkın gözünde “bahane üreten parti” konumuna düştüğünde, ne kadar yüksek sesle “biz halkız, halk bizim” diye bağırsa da nafile… 

Çünkü halk, laftan değil icraattan anlar. 

Ve halkın hafızası, sizin sandığınızdan çok daha güçlüdür.

İşte tüm bu nedenlerden ‘halk’ sadece partinin adında geçen bir kelimeden ibaret kalır…

BOĞAZİÇİ’NİN DURANLARI VE YOLUNA DEVAM EDENLERİ

Sosyal medyada Boğaziçi Üniversitesi’nde son yıllarda yaşanan olayları anlatan belgeseli görüp, izledikten sonra düşüncelerimi kaleme almadan edemedim.

Boğaziçi Üniversitesi'nde son beş yıldır süren o gürültülü tartışmalar, aslında bir rektör atamasından öte, derin bir ayrıcalık kavgasının yansıması olarak karşımıza çıkıyor…

Belgesel, bunu net bir biçimde ortaya koymuş…

Özgürlük ve özerklik nutukları altında gizlenen elitist yapı, yıllardır Anadolu'dan gelen öğrencileri, farklı inançları dışlamış…

Başörtüsü yasakları dönemini hala hatırlıyoruz…

Bugün özgürlük çığlıkları atan bazı akademisyenler, o zamanlar o dışlayıcı sistemin parçasıydı.

Şimdi ise, ideolojik konfor alanları bozulunca feryat figan…

Dört yıl önce, Boğaziçi'ni ziyaret ettiğimde bir rektör danışmanı hocanın anlattıkları hâlâ kulaklarımda...

Kamuoyunun ‘duran adam’ eylemleri olarak bildiği o protestolar, aslında statükoyu korumak isteyen bir avuç akademisyenin eseri aslında…

Üniversiteyi yönetirken, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi'ni depreme dayanıksız bir binada bırakmışlar.

Şok oldum doğrusu...

Kendi üniversitelerine fayda sağlayamayanlardan, ülkeye veya dünyaya akademik katkı beklemek, safça bir hayal değil mi?

Bu eylemler, yenilikçi fikirleri olanları kapı dışarı etmek, kampüste alkol yasağını ihlal etmek ve öğrencileri ideolojik yüklemelerle meşgul etmek içinmiş meğer…

Amaç, değişimi engellemek.

Peki, eleştirdikleri Prof. Dr. Naci İnci'nin rektörlüğünde neler olmuş?

Merak ettim, araştırdım...

Bakın, elde edilen kazanımlara:

Akademik kadro genişlemiş…

Boğaziçi, gerçekten ‘Türkiye'nin Üniversitesi’ olmuş...

Artık içe kapanık, elitist bir yapı yok.

Diğer üniversiteler teknoparklarını kurarken Boğaziçi uyuyormuş...

Şimdi aktif bir teknopark var, inovasyon hız kazanmış.

Kampüs alanları genişletilerek altyapı modernleştirilmiş…

Hukuk Fakültesi kurulmuş…

Yurtlar yenilenmiş, yenileri de inşa ediliyor…

Yani öğrencilerin konforu ön plana alınmış…

Duranlar döneminde kapatılan Boğaziçi Yayınevi yeniden hayata geçirilmiş…

Yapay Zekâ ve Veri Bilimleri Enstitüsü ile Film ve Medya Çalışmaları Enstitüsü gibi yenilikçi birimler açılmış.

Boğaziçi Üniversitesi’nde akademik üretim artıyor, uluslararası görünürlük yükseliyor.

Ama bazı muhalif çevreler, bu başarıları mevzi kaybı korkusuyla görmezden geliyor.

Beş yıldır sırtını rektörlüğe dönen, dersleri atlayan hocalar, bu enerjiyi yayın yapmaya, üniversiteyi ilerletmeye harcasaydı, kim bilir ne ivmeler kazanılırdı?

Sonuçta, memlekete ‘duranlar’dan mı yoksa yola devam edenlerden mi fayda gelir?

Duranların kendine bile hayrı olmaz; yıllarca geri kalmışlık getirir.

Çünkü durmak, bu çağda geri gitmektir.

İyi ki yola devam edenler başa geçmiş.

Boğaziçi, artık elit bir kulüp değil, herkese açık bir ilim yuvası olmuş...

Umarım bu tartışmalar, gerçek ilerleme için bir ders olur…

Ferhat Murat / Haber7

Yorumlar20

  • Turuncu 16 dakika önce Şikayet Et
    Korkuları Bu hocaların yetersizlikleri ortaya çıkacaktır uzmanı oldukları dalda bunlar imtihan olunsa çoğu sınıfta kalır
    Cevapla
  • İslam 20 dakika önce Şikayet Et
    Böyle bir beklenti içinde olan mı var hala(!)
    Cevapla
  • Vatandaş. 20 dakika önce Şikayet Et
    Helal olsun sana kardeşim gerçekleri gün yüzüne çıkardığın için,gazetecilik bu......
    Cevapla
  • I. Doğanay 28 dakika önce Şikayet Et
    CHP ye verilen destek hala aynı. İstanbul ve diğer illerdeki vehamete rağmen oylar çalışanlara değil ideolojik saçmalıklara gidiyor. İyiler ve iyilikleri halka yeterince anlatılmıyor. Bu konuda çok zayıfız.
    Cevapla
  • Fatih 30 dakika önce Şikayet Et
    Üretmeye bilime yatırım yapmayan üniversiteleri kapatın, üniversiteler bilimin üretildiği yerdir. Sadece anlatmakla olmuyor anlatılanlar uygulamaya geçmiyorsa sıkıntı var demektir. Böyle yapan akademisyenlerin üniversitelerde işleri olmamalıdır. Öğrenci mezun olduğu an iş yapabilme becerisi gelişmiyor.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat