Kadife eldivenin zaferi
- GİRİŞ20.01.2026 08:55
- GÜNCELLEME20.01.2026 08:55
Bazen tarih, yıllarca süren sabrın, kararlılığın ve ince ince örülmüş diplomasinin sonucunda tek bir günde bambaşka bir sayfaya geçer.
8 Aralık 2024 bunlardan biriydi…
18 Ocak 2026 da işte o günlerden biri.
Suriye Hükümeti ile SDG (PYD/YPG) arasında 18 Ocak’ta imzalanan “Ateşkes ve Tam Entegrasyon” mutabakatı, 2011’den beri süren kanlı hesaplaşmanın en kritik kırılma noktalarından birini teşkil ediyor.
Ve bu kırılma noktasının tam merkezinde, her zamanki gibi, aynı isim duruyor; Recep Tayyip Erdoğan.
2012’den itibaren defalarca tekrarlanan cümleler bugün sahada somutlaşıyor:
- “Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalıdır”
- “Devlet içinde devlet, meşru ordu dışında silahlı yapı kabul edilemez”
- “PKK/YPG’nin koridor hayali gerçekleşmeyecek”
- “Suriye’nin üniter yapısı esas alınmalıdır”
- “Kürt kardeşlerimizin hakları garanti altına alınmalı, ama terör örgütüyle değil”
Bu cümlelerin neredeyse tamamı, 18 Ocak 2026 mutabakatıyla resmiyete dökülmüş oldu.
Anlaşmanın ana hatları çok net:
- SDG’nin Suriye ordusu ve devlet kurumları bünyesinde tam entegrasyonu
- Ülke genelinde meşru silahlı kuvvet dışında tüm yapıların tasfiyesi
- Kürt vatandaşların eşit yurttaşlık haklarının yasal güvence altına alınması (17 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Ahmed Şara kararnamesi)
- DEAŞ’lı tutukluların bulunduğu kampların güvenliğinin Suriye hükümetine devri
- Tüm süreçte sivillerin korunması, tahliyelerin güvenli şekilde yapılması
- Ekonomik kaynakların tüm Suriyelilere eşit dağıtımı ilkesi
Türkiye, bu mutabakatın her aşamasında başat aktör oldu.
MİT, Millî Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğrudan talimatlarıyla gece-gündüz çalıştı.
Hem Suriye yönetimiyle hem ABD ve DMUK bileşenleriyle hem de bölge ülkeleriyle eş zamanlı yoğun diplomasi yürütüldü.
Aynı anda iki hedef gözetildi:
Birincisi; Türkiye’ye yönelik her türlü terör riskinin bertaraf edilmesi…
İkincisi; Suriye’nin kaosa sürüklenmeden, üniter yapısını koruyarak istikrara kavuşması…
Sonuç?
İsrail’in yıllardır desteklediği “kuzeyde PKK koridoru ve güneyde zayıf, parçalı Suriye” senaryosu resmen çöktü.
İran’ın eski nüfuz alanı büyük ölçüde dağıldı.
Rusya’nın eli zayıfladı.
ABD’nin bölgedeki manevra alanı daraldı.
Ve en önemlisi; milyonlarca Suriyelinin güvenli geri dönüşü için ilk defa gerçekçi, uygulanabilir bir zemin doğdu.
Bazıları hâlâ “Bu iş tesadüf” diyor.
Bazıları “Konjonktür” diyor.
Ama gerçek şu; on dört yıl boyunca aynı cümleleri kuran, aynı kırmızı çizgilerden asla taviz vermeyen, ne kadar sert rüzgâr eserse essin rotasından sapmayan bir irade, konjonktürü değil, tarihi kendi lehine çevirdi.
Erdoğan’ın Suriye ve bölgedeki diğer hususlardaki siyasetinin sırrı tam da burada yatıyor: “Kadife eldiven içindeki demir yumruk.”
Dışarıdan bakıldığında çoğu zaman uzlaşmacı, müzakereci, hatta fazla sabırlı görünen bir üslup olabilir…
Ama o eldivenin altında, asla vazgeçilmeyecek hedefler, asla aşılmayacak kırmızı çizgiler ve gerektiğinde çok sert kullanılabilen bir irade var.
Bugün o irade yine kazandı.
Suriye’de devlet içinde devlet olmayacak.
Terör koridoru olmayacak.
Kürt kardeşlerimiz ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeyecek.
Ve en önemlisi: milyonlarca Suriyeli, evine, toprağına, vatanına güvenle dönebilecek.
Bu, sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin de zaferidir.
Terörsüz Türkiye hedefinin en kritik adımlarından biridir.
Çok şükür ki; Erdoğan ne dediyse oldu.
Çok şükür ki; sabırla, kararlılıkla, ferasetle yürüyen irade galip geldi.
Tarih, bu dönemi “Erdoğan’ın Suriye Zaferi” olarak yazacaktır.
Yorumlar1