PKK/YPG İsrail’in taşeronu olduğunu ispatlıyor

  • GİRİŞ23.01.2026 09:04
  • GÜNCELLEME23.01.2026 09:04

22 Ekim 2024’te Devlet Bahçeli’nin çarpıcı Terörsüz Türkiye çıkışı sonrasında hep aynı şeyi söyledim…

Bu yaklaşımın en önemli kısmı Türkiye’de kardeşliği güçlendirici sosyolojik boyutudur.

Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden tesis edilmesi, terör örgütünün halk nezdindeki meşruiyetinin sıfırlanması ve yıllardır pompalanan ayrıştırma politikalarının boşa çıkarılmasıydı.

Çok şükür, bu aşama büyük ölçüde tamamlandı.

Bölgede insanlar artık örgütün yıllarca kendilerine biçtiği ‘özgürlük savaşçısı’ rolüne inanmıyor.

Aksine, PKK/YPG’nin bölge halkına ne acılar çektirdiğini, köyleri nasıl boşalttığını, çocukları nasıl dağa kaçırdığını, esnafı nasıl kepenk kapattırdığını bizzat yaşayanlar çok iyi biliyor.

Bayrağımıza yapılan aşağılık saldırı dahil her türlü provokasyona rağmen bölge halkının bu oyuna gelmemesi ve bayrağına sahip çıkması çok önemli…

Zaten PKK’nın kırk küsür yıldır Kürtlere bırakın faydayı hep zarar verdi.

Bu nedenle Kürtlerin temsilcisi asla olamayacağını, olsa olsa düşmanı olabileceğini ifade etmek lazım…

“İkinci boyutu da fiziki boyutudur bu da terör örgütünün ya kendini lağvetmesi ya da yok edilmesi şeklinde olacaktır. Üçüncü bir alternatif yok” ifadelerini de kullanmıştım.

Yakından takip edenler hatırlayacaktır.

Ve şunu da eklemiştim; “Terör örgütü eğer kendini lağvetmezse yok edilme sürecinde ‘Kürtleri katlediyorlar’ şeklindeki tezviratlarına bölgede inanan kimse olmayacak. Terör örgütü Kürtler başta olmak üzere herkese ‘İsrail’in taşeronu olduğunu ispat etmiş olacaktır.”

Bugün gelinen nokta, bu öngörüyü doğrular nitelikte...

Suriye’de yaşanan gelişmeler, SDG/YPG’nin fiilen çöküş sürecine girdiğini gösteriyor.

Arap aşiretlerinin desteğini tamamen çekmesi, Suriye’nin yeni yönetiminin entegrasyon çağrılarına rağmen örgütün provokasyonlarının sürmesi ve en önemlisi; örgütün uluslararası arenadaki hamilerinin (özellikle ABD’nin) artık ortada bırakmak zorunda kalması…

Bütün bunlar, örgütün sonunu hızlandırıyor.

Örgütün asgari seviyede aklı varsa, 18 Ocak’taki anlaşmaya uyar…

Ancak Kandil’in ve Suriye’deki uzantılarının İsrail’le bu kadar iç içe geçtiği, Tel Aviv üzerinden mesajlar verdiği, Jerusalem Post gibi mecralarda röportajlar verdiği bir tabloda, bu anlaşmaya uyma iradesi de zayıf görünüyor.

Örgüt, ‘IŞİD’le mücadele koalisyonu’ argümanını ısıtıp ısıtıp kamuoyunun önüne koymaya çalışıyor ama artık bu söylem bile inandırıcılığını yitirdi.

IŞİD’lileri serbest bırakanların da YPG militanları olduğunu da dikkate alırsak, örgütün tutunacak dalının da kalmadığı aşikar…

Halep’te sivil yerleşimlere, hastanelere, okullara yönelik saldırılar, Suriye ordusunun meşru müdafaa operasyonları, tahliye koridorları…

Bütün bunlar, SDG’nin ne ‘demokratik’ ne de ‘Suriye’yi temsil eden’ bir yapı olmadığını bir kez daha tescilledi.

Aylardır propaganda edilmeye çalışılan 100 bin silahlı milisin de olmadığını gerçeğin ancak belirtilen sayının yüzde 10’u civarında olabileceğini de uzun bir süredir ifade ediyoruz.

YPG’nin yaklaşık 10 bin milisle nasıl bir sonla karşı karşıya kalabileceğini ifade etmek için de üst düzeyde askeri bir uzman olmaya gerek yok…

PKK/YPG/SDG’nin İsrail’in taşeronluğunu yaptığı artık gizli saklı bir iddia değil, ortada dolaşan somut gerçeklik haline geldi…

Yaşanan gelişmeler bize bir kez daha gösterdi; ‘PKK, İsrail’in taşeronluğunu yapıyor.’

İsrail medyasında çıkan haberler, örgütün komutanlarının Tel Aviv üzerinden Trump yönetimine mesaj göndermesi, IŞİD eylemlerinin SDG/İsrail sıkıştıkça artması…

Hepsi aynı resmi tamamlıyor.

Türkiye, bu süreçte hem devlet aklıyla hem de Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşuyla çok kritik bir eşikten geçti...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır adım adım PKK’nın elindeki bütün argümanları aldığı, bölgeye demokrasi, kalkınma, eşit vatandaşlık götürdüğü; Devlet Bahçeli’nin ise siyasi riskleri göze alarak ‘lağvetme’ çağrısını yaptığı bir tabloda, terör örgütü köşeye sıkıştı.

Artık üçüncü seçenek yok: Ya silah bırakıp kendini lağvedecek ya da fiziki olarak tasfiye edilecek.

Bölge halkı, bu yükten kurtulmak istiyor.

Terörsüz bir Türkiye ve terörsüz bir Suriye, sadece bizim değil, tüm Ortadoğu’nun ihtiyacı.

Bu hedefe ulaşmak için son virajdayız.

Türkiye’nin iradesi çok net; terör bitecek.

Kardeşlik kalıcı olacak.

İsrail’in ve taşeronlarının hayalleri ise boşa çıkacak.

Yorumlar2

  • hıdır 3 saat önce Şikayet Et
    malesef
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Misafir 3 saat önce Şikayet Et
    İnşallah
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat