ABD, İran’ı bu gece vurur mu?
- GİRİŞ03.02.2026 08:59
- GÜNCELLEME03.02.2026 09:37
İran, dünya kanıtlanmış petrol rezervleri açısından en üst sıralarda yer alan ülkelerden biridir ve küresel petrol piyasasında stratejik bir rol oynar.
En güncel verilere baktığımızda; OPEC, EIA, Worldometer ve Visual Capitalist gibi kaynaklarda yer alan rakamlara göre; İran'ın kanıtlanmış petrol rezervi yaklaşık 209 milyar varil olarak karşımıza çıkıyor.
Toplam dünya rezervi yaklaşık bin 765 trilyon varil civarında hesaplanıyor...
Dünyada en fazla petrol rezervi olan ülkelere baktığımızda ilk sırada bilin bakalım hangi ülke var?
Yüzde 17’lik payla Venezuela…
Geçtiğimiz haftalarda ABD tarafından devlet başkanına narko-terör iddiasıyla operasyon yapılan ülke…
İkinci sırada Amerika’nın en sadık müttefiklerinden Suudi Arabistan yer alıyor.
Pastadaki payı ise yüzde 15…
Üçüncü sırada kim var dersiniz?
Nükleer tehdit gerekçesi ile ABD’nin en büyük gemisi Abraham Lincoln’ü sularına gönderdiği İran var.
İran’daki petrol miktarı, dünyadaki toplam kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 12'sine denk geliyor.
Ayrıca İran, Hürmüz Boğazı'nı da kontrol eder...
Bu boğazdan günlük dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20-25'i geçer.
İran'ın rezervleri ve konumu, olası gerilimlerde küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkiler.
Sadece son dönemdeki Trump açıklamaları ve askeri yığınaklar fiyatları yukarı itiyor…
İran’ın petrolün yanı sıra yaklaşık yüzde 17’lik payla dünyanın ikinci en büyük doğal gaz rezervine sahip olması da enerji noktasında süper güç olma statüsünü öne çıkarıyor.
Özetle İran; dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin önemli bir bölümünü elinde tutarak küresel enerji güvenliğinde kilit bir aktör pozisyonunda bulunuyor.
Ancak yaptırımlar, jeopolitik riskler ve üretim kapasitesi sınırlamaları nedeniyle bu rezervlerin tam potansiyeli piyasaya yansımıyor...
Şimdi bu bilgileri neden sıraladım?
ABD’nin esas amacı nükleer tehdit mi?
Yoksa İran’da yerin altındakiler mi?
‘Petrol tüccarlarının desteği ile seçilen’ Trump’ın kendisini destekleyenlere yeni arz alanları oluşturmak, Çin’in enerji temin ettiği önemli alanlarda kontrolü ele almak mı?
Bence bu verileri paylaştıktan sonra cevabı yazmaya lüzum yok.
Cevap açık ve net bir şekilde ortada…
Tabii ki nükleer tehdit ve İsrail’in güvenliği gibi meseleler söz konusu olsa da birincil gerekçe olmadığını rahatlıkla ifade edebiliriz.
Trump’ın önceliklerinin dünyadaki enerji sahalarını kontrol edebilmek, nadir toprak elementlerine sahip olabilmek ve dünya lojistik trafiğini kontrol altına almak olduğunu okuyabilirsek esas gerekçeleri de rahatlıkla bulabiliriz.
Peki ABD İran’a saldırır mı?
Her akşam televizyon ekranlarında “ABD, İran’ı bu gece mi vuracak?” yazan bizim ‘KJ’ dediğimiz alt bantlarda okuduğunuz sorunun cevabının önümüzdeki geceleri de dahil ederek ‘hayır’ olduğunu düşünenlerdenim.
Bunu neye dayanarak söylüyorum?
Donald Trump’ın geçmiş ABD başkanlarından Richard Nixon’ın da uyguladığı ‘deli adam teorisi’ yaklaşımlarına ve ABD iç kamuoyunun yaklaşımlarına bakarak söylüyorum.
İçinde ‘deli’ ifadesi geçse de amacına ulaşmak için kendi adına oldukça akıllı sonuçlar üreten Trump, burada genellikle uyguladığı ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etme’ çabası içerisinde…
İran da ‘sıtmaya arka kapı diplomasisinde razı olacak’ gibi…
Çünkü ölümü gördü…
20 bin civarında insanın son protestolarda öldürüldüğü belirtiliyor.
Buradan arzu ettiği sonucu alamazsa ‘çok sınırlı’ bir operasyon bekleyebiliriz en fazla…
ABD için İran her zaman ‘meşru’ bir düşman olsa da ABD kamuoyunun önemli bir bölümü İran’a yapılacak saldırıya karşı…
Amerikan iç kamuoyu, İran'a yönelik olası bir askeri operasyona büyük ölçüde karşı çıkıyor.
Ocak 2026 anketlerine göre, İran’a savaş açılması veya operasyona yönelik genel destek düşük seviyede kalıyor…
ABD’de yapılan çoğu anket, Amerikalıların yaklaşık yüzde 70'inin İran'a askeri müdahaleye karşı olduğunu gösteriyor.
Örneğin; Quinnipiac Üniversitesi anketinde, katılımcıların yüzde 70'i ABD'nin müdahil olmaması gerektiğini düşünüyor, sadece yüzde 18'i askeri eylemi destekliyor.
Bağımsızların yüzde 80’i, Demokratlar’ın ise yüzde 79’u askeri müdahaleye karşı…
Trump’ın partisine mensup Cumhuriyetçiler ise daha bölünmüş bir durumda olsa da yüzde 53’ü İran’a müdahaleye karşı, sadece 35’i operasyonu destekliyor.
YouGov anketi de benzer sonuçlar veriyor; Amerikan seçmenlerinin yüzde 57’si operasyona karşı, yüzde 21’lik bir destek var…
Bu ankette de Demokratlar’ın yüzde 80’i karşı…
Cumhuriyetçiler’in yüzde 45’i destekliyor, yüzde 36’sı ise karşı duruyor.
Politico anketi ise Trump seçmenleri arasında İran'a müdahaleye desteği yüzde 50 olarak ölçüyor, MAGA tabanında ise destek yüzde 61'e yükseliyor.
Ancak burada da Trump’ın ana damarı MAGA tabanında bile yüzde 30’un üzerinde bir karşıtlık olması, ‘İran’a saldırı kararının’ kolay alınabilecek bir karar olmadığını ortaya koyuyor.
Bunu şöyle de okumak gerekir…
ABD’nin yaptığı saldırılar sonrasında bugünlerde “saldırı olursa misliyle cevap vereceğiz” diyen İran tarafından atılan füzelerden biri ya da daha fazlasının ABD üslerinde sağlayabileceği olası isabet ve ABD’ye yaşatabileceği tahribatın iç kamuoyunda Trump’a maliyeti çok ciddi olabilir.
Çok yüksek savunma sistemleriyle korunduğunu iddia eden İsrail’in aldığı tahribatların dikkate alındığını görmek gerekir.
Trump, bunu göze almak istemeyecektir.
Müzakerelere ağırlık verilecektir.
TÜRKİYE TARAFLARI SULHE DAVET EDİYOR
Bu süreçte Türkiye’nin ortaya koyduğu arabulucu rolünü de es geçmemek lazım…
Geçtiğimiz hafta yapılan görüşmede İran Dışişleri Bakanı Arakçi’ye verilen mesajlar da önemliydi…
Dışişleri kaynaklarından edindiğim bilgilere göre;
Türkiye iki tarafı da masaya davet etti, sorunların diyalog yoluyla çözülmesini desteklediğini ifade etti.
12 Gün Savaşı öncesinde de hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafları masaya oturtmaya çalışmıştı ancak o zaman Türkiye’yi dinlemediler ve bir çatışma yaşandı.
Bölgesel gerilim arttı, İran bundan zararla çıktı.
Türkiye bu defa da sorumlu davranarak tarafları sorunlarını müzakere yoluyla çözmeye davet etti ve etmeye devam ediyor.
Önemli vurgulardan biri de yeni bir çatışmadan fayda sağlayacak olan tek aktörün Netanyahu olduğunun dile getirilmesi…
Gerek bölge ülkelerinin gerekse bölgede barış arzu eden tarafların İsrail’in bu oyununa gelmemesi gerektiği altı kalın kalın çizilerek vurgulanıyor.
Yorumlar5